Mersin, Tarsus ve Bölgedeki gündem, ekonomi, son dakika, spor ve yaşam dünyasındaki önemli gelişmelerden anında haberdar olmak ister misiniz?

:

:

:

Anayasa’yı Değiştirme Sorunu

13 Şubat 2021 Cumartesi 14:26
Celal Tezel
Ülkemizde, bir türlü sonuca ulaştırılamayan Anayasa ve Anayasacılık hareketlerinin oldukça eskilere dayanan hayli uzun bir geçmişi vardır. Tarihsel süreç içerisinde varlığını hep korumuş olan bu Anayasa ve Anayasacılık hareketleri, kimi zaman alttan alta sessizce sürdürülmüş, kimi zamanlarda ise alevlenerek gün yüzüne çıkmıştır.
 
Bazı önemli tarihsel dönüm noktalarında çok büyük toplumsal ve siyasal çalkantılara neden olmuştur. Son olarak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2 Şubat 2021 günü yaptığı "Yeni bir anayasayı tartışmanın vakti gelmiştir" açıklamasıyla birlikte “Yeni ve Sivil Bir Anayasa” yapma tartışmaları yeniden alevlenmiş ve yeni bir boyut kazanmıştır.
 
Esasen, muhalefet partilerinin kendi aralarında yaptıkları bazı ittifak görüşmelerinde; yeni bir Anayasa yapılmasına ilişkin niyetlerinin de dile getirildiği bilgileri kamuoyuna yansıyordu. Zaten son zamanlarda Millet İttifakını oluşturan muhalefet partilerinin liderlerince yüksek sesle dile getirilen “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem”e ya da “Parlamenter Demokratik Sistem”e dönüş önerileri de doğrudan doğruya Anayasa’nın değiştirilmesiyle ilgili bir konudur.
 
Çünkü halen yürürlükte bulunan 1982 Anayasa’sının ilgili maddeleri değiştirilmeden ya da yeni bir Anayasa yapılmadan parlamenter sisteme dönüş yapılabilmesi gibi bir durum söz konusu dahi edilemez. Demek ki “Parlamenter Demokratik Sistem”e dönüş sorunu olarak karşımıza çıkan sorun, aslında bir Anayasa’yı değiştirme sorunudur. Çok ilginçtir, bizim siyasi tarihimizdeki Anayasa tartışmaları her zaman, toplumun çok büyük ve baş edilemez ekonomik, sosyal, siyasal ve uluslararası sorunlarla karşı karşıya kaldığı, bunalımlı dönemlerde ortaya çıkmıştır.
 
Anayasayı değiştirmek ya da yeni bir Anayasa yapmak bu sorunlardan kurtulmak ve bunalımlardan çıkmak için bir kurtuluş yolu olarak görülmüştür. Her nedense, böylesi somut temelleri olan önemli ve büyük toplumsal sorunların, sadece soyut yasa maddelerinden oluşan Anayasayı değiştirmekle çözülemeyeceği gerçeği öngörülememiştir. Anayasa ve Anayasacılık hareketleri tarihin her döneminde bu ideal uğrunda mücadele edenler için tehlikeli, belalı ve netameli bir konu olmuştur. Uygarlık tarihi sürecinde 1215 yılında İngiltere’de ilan edilmiş olan “Magna Carta Libertatum” yani “Büyük Özgürlük Fermanı” dünyadaki ilk Anayasa olarak kabul edilir. Bu olay toplanan vergilerle ve baştaki kralın bu vergileri kayıtsız koşulsuz harcamasıyla ilgili bir olaydır.
 
Vergileri ödeyen feodal derebeyleri bunun harcanması kararları alınırken bu kararlar üzerinde söz sahibi olmak istemişlerdir. Çıkan isyan sonucunda baştaki kral bu istekleri kabul etmek zorunda kalmıştır. Sözlü olarak kabul edilen bu ilk Anayasa, tarihsel bir anı olarak bile olsa İngiltere’deki geçerliliğini hala korumaktadır. Dünyanın ilk yazılı Anayasa’sı 1776 tarihli Amerikan Anayasası’dır. Ve o günden bu güne kadar bir tek virgülü bile değiştirilmemiştir. 1789 yılında gerçekleşen Fransız Devrimi’nden sonra İnsan ve Yurttaş Hakları beyannamesi ilan edilmiştir. Fransa devleti bu beyannamedeki ilkelere dayanan Anayasaya göre yönetilmeye başlanmıştır. Bu Anayasa kısa süre sonra tüm Avrupa ülkelerince örnek alınarak yaygınlaşmıştır. Türk tarihinde Anayasalı çağdaş bir yönetim mücadelesi veren başta Namık Kemal, Ziya Paşa, Mithat Paşa gibi Osmanlı aydınları ve Jön Türkler ve daha sonra da Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliği etrafında toplanan asker, sivil aydınlar ve bürokratlardan oluşan Cumhuriyet Devrimcileri de hep bu Fransız Devriminden ve Fransız Anayasası’ndan esinlenmişlerdir. Bizim tarihimizdeki ilk Anayasamız 1876 tarihinde kabul ve ilan olunan Kanun-u Esasi’dir. Mithat Paşa’nın öncülüğünde hazırlanmıştır. O zamanlarda Veliaht konumunda olan Vahdettin, bu Anayasayı tanıyacağını kabul ettikten sonra Padişah olarak başa geçirilmiştir. Kanun-u Esasi, başta bulunan Padişahların mutlak olan yetkilerini sınırlandırıyordu.
 
Osmanlı Padişahları, yetkilerinin sınırlandırılması konusunda hep kıskanç olmuşlar ve buna karşı çıkmışlardır. Bu nedenle Kanun-u Esasi de topu topu 6 ay yürürlükte kalabilmiş ve daha sonra Padişah Vahdettin tarafından alınan tek taraflı bir kararla askıya alınmıştır. Bu Anayasanın mimarı olan Mithat Paşa’nın sonu ise Taif Zindanları’nda boğdurulmak olmuştur. Osmanlı Devletinin en çalkantılı ve bunalımlı dönemlerinde özgürlük mücadelesi veren İttihat ve Terakki Partisi mensupları ise çocukça bir saflıkla ilan edilecek olan Anayasayı her sorunu çözecek sihirli bir anahtar olarak görmüşlerdir. Bunların özgürlük mücadeleleri sonucunda 1908 yılında II. Meşrutiyet ilan edilmiş ve Teşkilat-ı Esasiye Kanunu Kabul edilmiştir. Ancak Anayasanın kabul edilmesiyle hiçbir sorunun çözülemediği görülmüştür. TBMM tarafından kabul edilen ve adına 1921 Anayasası denilen Anayasa, işte bu Teşkilat-ı Esasiye Kanunudur. O günün olağanüstü koşullarında mevcut Osmanlı Anayasası aynen alınmış,  5,6 maddesi değiştirilerek yürürlüğe konulmuştur. Cumhuriyet dönemindeki derli toplu ve çağdaş nitelikler taşıyan ilk Anayasamız 1924 Anayasasıdır.
 
O da denge ve denetim mekanizmalarının zayıf olması ve siyasal iktidara kontrol edilemeyecek kadar geniş yetkiler tanıması dolayısıyla ve mevcut Demokrat Parti iktidarının kontrolden çıkmış olması gerekçesiyle 27 Mayıs İhtilali’nden sonra yürürlükten kaldırılmıştır. Yerine, bir “Kurucu Meclis” tarafından hazırlanan ve yapılan bir referandum sonucunda kabul edilen 1961 Anayasası yürürlüğe konulmuştur. Bizim Anayasa ve Anayasacılık tarihimizdeki en demokratik, çoğulcu, özgürlükçü ve sosyal adaletçi Anayasamız işte bu 1961 tarihli Anayasamızdır. Kimi Anayasa hukukçularımıza göre, Anayasa tekniği açısından bakıldığında dünyadaki en mükemmel Anayasalardan birisidir. Ancak bu Anayasamız da; 12 Eylül 1980’de yapılan askeri darbe sonrasında yürürlükten kaldırılmıştır. Bunun yerine, Askeri Yönetim tarafından atanan üyelerden oluşturulan bir “Danışma Meclisi” tarafından yeni bir Anayasa hazırlanmıştır.
 
Darbenin Lideri Kenan Evren tarafından 1961 Anayasası için söylenen “bu Anayasa bize bol geliyor” söylemine uyularak hak ve özgürlükler alanı iyice daraltılan bu Anayasa, “Hayır” demenin yasak olduğu, “Evet” oyu kullanmak için düzenlenen tek taraflı kampanyalar sonucunda yapılan bir referandumla kabul edilmiştir. Yaşadığımız süreçte bunun da çare olmadığı görülmüştür. 1982 Anayasası, Anayasal sorunları ortadan kaldıracağı yerde kendisi bir sorun ve ayak bağı haline gelmiştir. 1980’den sonra kurulan siyasi partilerin tamamına yakını, iktidara geldiklerinde bu Anayasayı kaldıracaklarını vaat etmelerine ve Anayasanın pek çok maddelerini değiştirmelerine rağmen 1982 Anayasası bugüne kadar hala yürürlükte kalmaya devam etmiştir.
 
Dünyada ülkemiz kadar Anayasa eskiten ve değiştiren ikinci bir ülke yoktur. Anayasalar değiştirile değiştirile adeta vidalı yönetmeliğe dönüştürülmüştür. Ülkemizde, neden bu kadar sıklıkla Anayasa değiştirildiğinin iyice araştırılması ve bu konunun da sağlıklı bir çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Bugün geldiğimiz noktada, ülkemizin yeni bir Anayasaya ihtiyacı olduğu konusunda tüm partiler ve toplum kesimleri arasında geniş bir oydaşma sağlanmıştır. Yapılan tartışmalar bu Anayasa’nın nasıl yapılacağı noktası üzerinde yoğunlaşmaktadır. Anayasalar çok geniş bir toplumsal uzlaşmayla hazırlanmalıdır. Toplumsal ve siyasal istikrar açısından bu uzlaşmanın sağlanması bir gereklilik ve zorunluluktur. Bir siyasi partinin büyük bir çoğunlukla iktidarda olsa bile tek taraflı olarak hazırlayacağı Anayasalar, ülkemize huzur getiremez.
 
Ülkemizin gerçektende çağdaş, tam demokratik ve laik, çoğulcu, özgürlükçü, sosyal adaletçi, insan haklarına saygılı bir anayasaya ihtiyacı bulunmaktadır. Ülkemiz ihtiyaçlarına gerçekten cevap verebilecek böylesi çağdaş bir Anayasa hazırlayabilmek için 1960’lı yıllarda olduğu gibi toplumun her kesiminden seçilecek temsilcilerden oluşan bir “Kurucu Meclis” kurulmalıdır. Yeni Anayasa tasarısını bu “Kurucu Meclis” hazırlamalıdır. Yeni hazırlanacak olan Anayasa üzerindeki meşruiyet tartışmalarının ortadan kaldırılabilmesi için öncelikle bu “Kurucu Meclis” sorununun çözülmesinde sayılamayacak kadar büyük faydalar bulunmaktadır..
Bu yazı toplam 2299 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın diğer makaleleri
Tarsus Akdeniz ©1994 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
Oluşturma süresi(ms): -1