Mersin, Tarsus ve Bölgedeki gündem, ekonomi, son dakika, spor ve yaşam dünyasındaki önemli gelişmelerden anında haberdar olmak ister misiniz?

:

:

:

Gözlükule kazıları; Tarsus’un yaşı kaç?

6 Kasım 2020 Cuma 08:52
Celal Tezel
Günümüzde, Adana ve Mersin gibi iki büyükşehir arasına sıkışmış, eski görkemli ve göz kamaştırıcı günlerinden uzakta, kendi halinde bir ilçe olarak varlığını sürdüren Tarsus kenti, dünyanın belli başlı kadim şehirleri arasında yer almaktadır.
 
Tarsus, dünyadaki, kuruluş yeri ve adı hiç değişikliğe uğramadan bugünlere kadar gelebilen az sayıdaki şehirlerden birisidir. Bütün kadim şehirlerde olduğu gibi, kuruluş tarihi tam ve kesin olarak bilinmemektedir. Tarsus şehrinin Kuruluş yıllarının, tarihi olayların yeteri kadar açıklıkla bilinmediği Genç Tunç Çağı’nın sonlarına kadar gittiği tahmin edilmektedir. Milattan Önce 1650- 1200 yılları arasında Anadolu’da hüküm süren Hitit Devleti döneminde kurulmuş bir Hitit şehri olduğu bilinmektedir.
 
Çeşitli tarihçiler Tarsus’un kuruluş tarihini, bazı yazıtlardan, Strabon ve Heredot gibi antik dönem tarihçilerinin yazdıklarından ve yapılan kimi arkeolojik kazılarda elde edilen bulgulardan öğrenmeye çalışmaktadırlar. Tarsus’un kuruluş tarihinin, bu şekilde konuyu araştıran tarihçilerin kendi kişisel tahmin ve yorumlarına göre belirlenmesi alışkanlığı ve kolaycılığı nedeniyle; ortaya birbirinden farklı ve çok değişik kuruluş tarihleri çıkmıştır.
 
Kimilerine göre Tarsus, 7-8 bin yıllık, kimilerine göre ise 8-10 bin yıllık bir şehirdir. Doğaldır ki, böyle kadim şehirlerin yaşları gün, ay ve yıl olarak bilinemez. Dünyadaki uygulamalarına baktığımızda, bu gibi şehirlerin yaşlarının kuruldukları yüz yıllar esas alınarak hesaplandığını görüyoruz. Yaşları ise, bin yıllarla ifade edilmektedir. Bu çeşit kadim şehirlerin yaşlarını belirtirken” 10 bin yıllık İstanbul şehri” ya da “13 bin yıllık Urfa şehri” gibi cümleler kullanıyoruz. Tarsus gibi köklü bir tarihsel geçişe sahip olan şehirlerde yaşamak; bin yıllara dayalı tarihi birikim ve deneyimlerin mirasçısı olmak, çok zengin ve yüksek bir kültüre sahip bulunmak gibi özellikler taşıması açısından büyük bir ayrıcalıktır. Haklı bir övünç kaynağıdır.
 
Bu nedenle, Tarsuslu hemşerilerimiz Tarsus tarihi hakkında konuşmayı çok sevmektedirler. Özellikle yerel düzeydeki kimi yöneticilerimiz konuşmalarında sık sık Tarsus tarihine atıfta bulunmaktadırlar. Sözlerine çoğunlukla “Tarihi 7-8 bin yıllık geçmişe dayanan Tarsus’umuz”  veya “ 8-10 bin yıllık Tarsus şehrimiz” gibi cümlelerle başlamaktadırlar. Biz tarihimizi çok seviyoruz, konuşmalarımızı bir şekilde tarih bilgilerimizle zenginleştirmek istiyoruz ama gerçek anlamda bu köklü tarihi öğrenmek için hiçbir çabayı da göstermiyoruz.
 
En azından ciddi kaynakları okumuyor ve araştırmalar yapmıyoruz. Kent tarihiyle ilgili bilgilerimizi çoğunlukla, ciddi bir tarih eğitimi ve bilgisi olmayan, tarihçiyim diye ortalıkta dolaşan kasaba kurnazlarının ve şarlatanların, yarısı ham hayal ürünü olan basmakalıp bilgilerine dayandırıyoruz.
 
Bu yarım yamalak bilgileri tekerleme gibi tekrar edip duruyoruz. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaya kalkışıyoruz. Hiçbir Allahın kulu çıkıp da “yahu bu adam bunları söylüyor ama gerçek midir, değil midir? Yoksa bu bilgiler uydurmamıdır? Verilen bu bilgilerin somut kanıtları ve dayanakları nelerdir?” gibi sorular sorup, cevaplarını da merak etmiyor. Bu süreç, büyük bir vurdumduymazlık içerisinde kendi kendisini tekrar edip duruyor. Örneğin, üzerinde konuşmaya pek de meraklı olduğumuz şu Tarsus’un yaşı konusunu ele almaya çalışalım.
*          *          *
Tarsus’un yaşı konusunda, her önüne gelen o anda aklına ne gelmişse onu söylüyor. Nasılsa gerçekliğini bilen de olmadığı için, dinleyenler de kendilerine verilen bu uçuk-kaçık bilgileri doğruymuş gibi kabul etmek zorunda kalıyor. Oysa hiçte zor olmayan küçük bir araştırmayla bunun gerçekliğini öğrenebiliriz. Öğrendikten sonra tarihleri yerli yerinde ve doğru biçimde kullanabiliriz. Böylelikle konuyu bilenler karşısında bilgisiz ve cahil durumuna düşmekten kurtulmuş oluruz. Şimdi özetle Tarsus’un yaşı konusunu açıklığa kavuşturmaya çalışacağım.
 
Bilindiği üzere; 1935 yılında Tarsus’a gelen Amerikalı bir ekip Tarsus-Gözlükule Höyüğünde ilk defa arkeolojik kazılar yapmaya başlamıştır. Bu kazıların finansmanı, Amerika’da kurulu Bryn Mawr College, Amerikan Arkeoloji Enstitüsü (AIA) ve Horvard Fogg Müzesi adlı kuruluşlar tarafından karşılanmıştır.
 
Kazı ekibi, zamanının en ünlü arkeologları olan Hetty Goldman, Machteld Johanna Mellink ve Theresa Goell adlı hanımefendilerden oluşmuştur. O zamanın en ileri arkeolojik kazı teknolojilerinin kullanıldığı bu kazılara; Çukurova’nın fazla tanınmayan Gözlükule Höyüğünde yerleşik hayatın gelişimine ışık tutacak bulguları açığa çıkartmak, o dönemlerde yeni keşfedilen Hitit uygarlığının bölgedeki nüfuzunu anlamak ve Hitit yazılı kaynaklarında bahsi geçen Ahhiyawavalılar’ın Ege’deki Miken uygarlığıyla olan olası ilişkilerini araştırmak amacıyla başlanmıştır.
 
1939 yılına kadar süren bu kazılar sırasında, Hitit seramiğinin yanı sıra Kuzeydoğu Akdeniz ve Ege Bölgesindeki diğer yerleşim yerleri ile ilişkilerin varlığına işaret eden bulgular elde edilmiştir. Ayrıca, Gözlükule Höyüğünün; Orta Çağ, Roma ve Hellenistik dönemlerin kalıntıları altında Demir ve Tunç Çağının tüm evrelerini kapsayan bir yerleşme yeri olduğu tespit edilmiştir. İkinci Dünya Savaşının başlaması nedeniyle, kazıların birinci etap çalışmalarına 1939 yılında son verilmiştir. İkinci Dünya Savaşının bitmesinden sonra kazının ikinci etap çalışmalarına 1947 yılında başlanmıştır. Kazı çalışmaları 1949 yılında tamamlanmıştır. Bu uzman ekibin son derece sistematik ve dikkatli çalışmaları sonucunda, Tarsus’taki yaşamın 9 bin yıllık tabakaları açığa çıkartılmıştır. Elde edilen tüm buluntuların, o zaman bölgenin tek müzesi olan Adana Müzesine teslim edildiği söylenmektedir.
 
Bazı söylentilere göre ise; buradan çıkartılan tarihi eserlerin bir kısmı Amerika’ya götürülmüştür. Bu kazı çalışmaları ve elde edilen bulgular, üç cilt olarak Amerika’daki Princeton Üniversitesi tarafından bastırılmıştır. Anadolu arkeolojisinin temel eserleri olarak kabul edilen bu yayınlar, Tarsus-Gözlükule höyüğünün uluslararası bilim dünyasında tanınmasını sağlamıştır.
 
Kısa zaman içerisinde, Doğu Akdeniz üzerine çalışmalar yapan bilim insanlarının en önemli başvuru kaynaklarından birisi haline gelmiştir. Burada tespit edilmiş olan bilgiler bizlere, Tarsus şehrimizin 9 bin yaşında olduğunu somut biçimde göstermektedir. Sosyal bilimlerde kesinlik yoktur.  Ancak, yapılacak daha başka bilimsel araştırmalarla yeni bulgular ortaya çıkarılıp, Tarsus’un yeni yaşı ortaya konuluncaya kadar, Tarsus’un 9 bin yaşında olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir. Umarım Tarsus tarihine meraklı bazı çevreler, vermiş olduğum somut bilgiler ışığında ezberlerini değiştirirler.
 
Kavram karmaşasından kurtulurlar ve bundan sonra Tarsus’un 9 bin yıllık bir şehir olduğu bilgisini paylaşırlar. Son olarak; eğitim, kültür, sanat, tarih, turizm ve kitap yayımlama konularında hevesli çalışmalar yaptığına tanık olduğumuz Tarsus Belediyesi’ne küçük bir öneride bulunmak istiyorum. Yazımda sözünü ettiğim Amerika’daki Princeton Üniversitesi tarafından bastırılmış olan üç ciltlik bu temel eserleri bir şekilde temin edip Tarsus Belediyesi Yayınları arasında yayınlanmalıdırlar. Böylelikle, Tarsus Tarihinin gerçek anlamda öğrenilmesine çok önemli katkılar sağlamış olacaklardır.
Bu yazı toplam 1361 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın diğer makaleleri
Tarsus Akdeniz ©1994 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
Oluşturma süresi(ms): -1