Mersin, Tarsus ve Bölgedeki gündem, ekonomi, son dakika, spor ve yaşam dünyasındaki önemli gelişmelerden anında haberdar olmak ister misiniz?

:

:

:

KPSS Skandalı ÖSYM Sisteminin iflasıdır

12 Ağustos 2022 Cuma 09:17
Celal Tezel
Geçtiğimiz hafta, ülke ve toplum olarak yine, 31 Temmuz’da yapılan ve bir milyon dört yüz bin adayın katıldığı Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS)’de sorulan soruların çalındığının ortaya çıkmasıyla patlak veren büyük bir sınav skandalıyla sarsıldık.
 
Kolay değil tabii. Söz konusu şaibeli sınava; kamuda görev almak isteyen, kısacası devlet memuru olmak için yıllardır emek veren, okullarında dirsek çürüten ve dershanelerinde geceli gündüzlü çaba harcayan her branştan bir milyon dört yüz bin üniversite mezunu genç insanımız katıldı. Henüz yaşamının baharında, kendi geleceğine yön ve biçim verme arayışında olan ve her biri üniversite mezunu gencecik bu yurttaşlarımızın ve ailelerinin emeklerinin bu şekilde boşa çıkartılması, umutlarının karartılması ve büyük bir güven bunalımına sürüklenmeleri; sözcüğün tam anlamıyla gerçek bir skandaldır. Bu skandal bir kere yaşanmıştır.
 
Denetim ve soruşturmalar nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, bu sınav yolsuzluğunun olumsuz etkileri bir daha asla unutulmayacak ve izleri silinemeyecektir. Burada söz konusu olan milyonlarca insanımızın bu olaydan bireysel anlamda ekonomik, sosyal ve psikolojik olarak nasıl etkilendikleri ve ne derecede yıprandıkları sorunudur. Adaylar için dönüm noktası niteliğinde, yaşamsal derecede önemli böyle bir sınava hazırlanmanın ve sınav nedeniyle yaşanan sınav stresinin ne demek olduğunu ancak bu sınava girenler bilir. Yaşanan bu üzüntü verici olayın bireylere verdiği zararların alternatif maliyeti, hesaplanamayacak kadar büyüktür. Bazı ÖSYM yetkililerinin, kolaycı bir yaklaşımla ve alelacele bir şekilde; sınavların 18 Eylül’de tekrar edileceğini ve sanki bir lütufmuş gibi yapılacak olan bu ikinci sınava girecek olanlardan sınav ücreti alınmayacağını açıklanmalarının bu kişilerin uğradıkları zararların telafi edilebilmesi üzerinde hiçbir yararı yoktur.
 
Tabii işin bu bireysel boyutu, başka bir yazının veya başka bir araştırma ve incelemenin konusudur. Bu çeşit incelemeleri yapacak olanlar da elbette ki çıkacaktır. Söz konusu KPSS Skandalının duyulmasıyla birlikte kamuoyunda olayı çok çeşitli yönleriyle ele alan, pek çok tartışma programı yapılmaya, haber ve makaleler yayımlanmaya başlanmıştır. Bunların pek çoğu da ne yazık ki, bilgi kirliliği yaratmaktan ve kafaları karıştırmaktan öteye bir işe yaramamıştır. Televizyon programlarındaki konuşmacılar çoğunlukla 2010 yılında yine aynı şekilde soruların çalınmasıyla yaşanan KPSS Skandalını anımsatmışlar ve Türkiye’de “Merkezi Sınav Sistemi”nin kuruluşuna atıf yapmışlardır. Evet, ÖSYM Sisteminin artık işlevlerini çok büyük oranda yitirerek iflas noktasına geldiğini gösteren en somut olaylardan birisi de geçmişteki bu sınav skandallarıdır.
 
Dönemin ÖSYM başkanı daha sonra FETÖ’cü olduğu için mahkûm olmuş ve ifadesinde 2012 KPSS sınavının iptal edilmemesinin gerekçesini “önemli bir siyasetçinin” talimat vermesi olarak açıklamıştır. Çok acıdır ki, 2012 sınav skandalının yargılamaları henüz sonuçlanmamıştır. Bugün hala devam etmektedir.  Çok kısa ve özlü, veciz bir Çin atasözü diyor ki; “Bir şey, bir kere olmuşsa; bir kere daha olur.” Yaşadığımız bu KPSS skandalları adeta bu sözü haklı çıkartacak ve teyit edecek niteliktedir. Gördüğünüz gibi, ÖSYM’den sorular bir kere sızmıştır. Bir kere sızdığı için bir kere daha sızmıştır. Bu da demek oluyor ki, aynı sistem, aynı yöntem, aynı yönetim anlayışı ve aynı yaklaşımlar aynı şekilde devam ettiği müddetçe; yine aynı sınav skandalları da aynı şekilde yaşanmaya devam edecektir. Çünkü, benzer şeyler, benzer etkiler karşısında benzer sonuçları verirler. Bu nedenle olan, taa 1965’lerden beri nice idealist ve özverili bilim insanının ve eğitim emekçisinin yoğun çabalarıyla kurulmuş ve bin bir emekle 2010’lu yıllara kadar gelmiş olan ÖSYM Kurumuna olmuştur. Bu önemli kurum, toplum nezdindeki karizmasını çizdirmiş, kurumsal imajını yerle bir etmiş ve en önemlisi de toplumdaki güven ve itibarını nerdeyse tamamen kaybetmiştir. Olayı, kamu yönetimi kuramlarıyla irdelemeye çalışacak olursak; “Parkinson Yasasına” ve ”Peter Prensibine” göre, ÖSYM’nin aynı kurumsal yapısıyla, aynı kadrolar aracığıyla ve aynı yönetim anlayışıyla bir daha eski saygınlığını, kurumsal imajını, güven ve itibarını yeniden kazanması imkansız denilebilecek kadar zordur. Bu nedenle, ülkemizdeki üniversitelere öğrenci seçme ve yerleştirme ve kamuya personel alma sınav sisteminin bir bütün olarak ele alınarak yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.
 
Bu ihtiyacı karşılayacak yeni bir kurumsal yapı oluşturabilmek için proje çalışmalarına hiç vakit geçirilmeden, hemen, şimdiden başlanmalıdır. Hiç akıldan çıkarmamak gerekir ki, sorun sadece bir sınavda soruların dışarıya sızması sorunu değil, bütün bir ÖSYM sistemi sorunu hatta onun da bağlantılı olduğu bütün bir YÖK sistemi sorunudur. Ülkemizde, üniversitelere merkezi bir sınavla öğrenci seçilmesi düşüncesi; saygın bilim insanı Emre Kongar’ın Merdan Yanardağ ile Tele-1 televizyonunda yaptıkları 18 dakika programında belirttiği gibi 1974 yılında Prof. Dr. İhsan Doğramacı tarafından ortaya konulmamıştır. Böyle alel acele ve dikkatsizce yapılan bir açıklama, sayın hocamız için tatsız bir talihsizlik olmuştur. Az önce de belirtmeye çalıştığım gibi üniversitelere merkezi bir sınavla öğrenci alınması düşüncesinin kökenleri 1960 yıllara dayanmaktadır.
 
Ve bu projenin fikir babası ve ilk uygulayıcısı 1960’lı, 1970’li yıllarda yolu öğrenci olarak Efsane Mülkiye’den geçen herkesin çok yakından tanıdığı ve bildiği, ünlü Kamu Yönetimi hocamız Prof. Dr. Cemal Mıhçıoğlu’na aittir. Hatta rahmetli hocamız, bu konuyla ilgili çok çeşitli makaleler yazmış ve 1962 yılında “Üniversiteye Giriş Sınavlarının Yeniden düzenlenmesi” adlı bir de kitap yazmış ve yayımlamıştır. Üniversitelere merkezi bir sınavla öğrenci seçilmesi ve yerleştirilmesi amacıyla yapılan ilk sınavlar 1965 yılında gerçekleştirilmiştir. O zamanlar ÖSYM yoktu. Bu sınavları “Üniversiteler Arası Kurul” yapıyordu. 1974 yılında o dönemin siyasal iktidarınca bu yapı değiştirilerek bunun yerine Prof. Dr. İhsan Doğramacı tarafından ÖSYM Kurumu kurulmuştur. Bu kurum bazı değişikliklere uğrayarak günümüze kadar gelmiştir. Bu kurum aracılığıyla devlet kurumlarına merkezi bir sistemle memur seçilmesi sistemine ise, ilk kez 1999 yılında, Bülent Ecevit hükümeti döneminde geçilmiştir. Bu sistemin amacı, devlet memurluğuna geçişte o yıllarda çok yaygın olan “torpili” ortadan kaldırmak ve “objektif” bir seçim yapmak olarak açıklanmıştır. Sınavın ilk uygulamaları, adayların sınav öncesinde sahip oldukları olanaklar ve sınavlara dershanelerde hazırlanma sürecindeki eşitsizliklere rağmen “az çok objektif” olarak değerlendirilmekteydi.
 
Ancak yaygın ve adaletsiz mülakat uygulamaları ile özellikle AKP iktidarları döneminde bu amaçtan oldukça uzaklaşılmış olduğu eleştirileri yaygın olarak yapılmaya başlandı. Geçmişte, sadece KPSS değil, aynı zamanda TUS, Hâkimlik, Kaymakamlık, Yabancı Dil, ALES, YGS, LYS gibi çok önemli sınavları yapan aynı ÖSYM kurumu, çeşitli açılardan yine eleştiri konusu yapılıyordu ama, en azından yaptığı sınavlar üzerinde herhangi bir tartışma meydana gelmiyordu. Kamuoyunda güvenilir bir kurum olarak tanınıyor ve biliniyordu. En azından soruların servis edilmesi, şifreleme, sınav iptalleri gibi skandallar yaşanmıyordu.
 
ÖSYM, AKP iktidarı ile birlikte ardı ardına ortaya çıkan sınav skandallarıyla oldukça yıprandı. Birçok kurumda olduğu gibi bir dönem Fethullahçıların işgaline uğradı. Bu süreçte ÖSYM soru bankasını, deneyimli kadrolarını, saygınlığını ve önemlisi de güvenini kaybetti. Bugün geldiğimiz noktada, deyim yerindeyse ÖSYM sistemi neredeyse iflas etti. Tabii ülkemizde bütün bu yaşananlar yalnızca sınav sisteminden kaynaklanan bir sorun değildir. Sorun bir az gelişmişlik, kötü yönetim, nepotizm (kayırmacılık) ve yağmacılık sorunudur. Ve kökü çok derinlerdedir. Bu nedenle, toplumu sarsan sınav skandallarını önlemek için öncelikle “Merkezi Sınav Sisteminden” vazgeçilmesi ve bunun yerine herkesin gönül rahatlığıyla kabul edebileceği, objektif, adaletli ve hakkaniyetli sınav sistemi seçeneklerinin ortaya konulması gerekmektedir.
 
Henüz vakit geçmiş değildir. Türkiye, böyle hakkaniyetli bir sınav sistemini kuracak ve liyakatle işletecek iyi yetişmiş eğitilmiş insan gücüne ve kadrolara sahiptir. Yapılacak olan ilk iş, bu liyakatli kadroların iş başına getirilmesidir. Yoksa, iş işten geçmek üzeredir. Zaten yeterince iç karartan bir süreçten geçtiğimiz şu bunalımlı günlerde; ekonomik ve siyasal daha başka bir gündem maddesine gerek kalmaksızın, sadece sınav adaletsizliklerinden kaynaklanan toplumsal huzursuzluk, umutsuzluk ve karamsarlıklarımız daha da artacakmış gibi görünmektedir. Bu olumsuz tabloyu değiştirmek ve toplumsal beklentilere cevap vermek, siyasal iktidarı, yönetim gücünü ve kamu kaynaklarını elinde bulunduranlar için hiç te zor olmasa gerektir.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın diğer makaleleri
Tarsus Akdeniz ©1994 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
Oluşturma süresi(ms): -1