Mersin, Tarsus ve Bölgedeki gündem, ekonomi, son dakika, spor ve yaşam dünyasındaki önemli gelişmelerden anında haberdar olmak ister misiniz?

:

:

:

Yapay Zekâ Çağında Medreseler

24 Temmuz 2020 Cuma 16:50
Celal Tezel
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, 12 Temmuz 2020 tarihinde Ayasofya Müzesinin Cami yapılması nedeniyle “Danıştay kararıyla 86 yıllık esaret son bulmuştur. İnşallah sadece ibadetle kalınmasın. Bir de mektep ve medrese olsun” açıklamasını yaptı.
 
Bundan yaklaşık bir yıl kadar önce de Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 15 Temmuz anma törenlerinde Milli Eğitim Bakanlığı Eski Müsteşarı ve Hacı Bayram Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Tekin, tarikatların siyasal iktidarın karşısına FETÖ terör örgütü gibi çıkmaması için medreselerin açılarak devlet denetimi altına alınmasını önermişti. Medrese konusuyla ilgili olarak ayrıca; 9 Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Esergül Balcı’nın hazırladığı “Eğitimde Tarikat ve Medrese Gerçeği Raporu”nda; Türkiye'de 2 milyon 600 bin kişinin 30 tarikatın 400 kolu, 800 gayri resmi medresesi ve 445 gayri resmi tekkesiyle doğrudan bağlantılı olduğu ve halen, 1 milyondan fazla çocuğun tarikatlarda medrese eğitimi aldığı tespitine yer verilmiştir.
 
Medreselerin, halen yürürlükte bulunan Tevhid-i Tedrisat Kanununa ve Milli Eğitim Temel Kanununa açıkça aykırı biçimde fiilen eğitim veriyor olmaları ve medreselerin açılmasına ilişkin üst düzey görevlilerin yapmış oldukları açıklamalar; akıllara ister istemez acaba medreselerin açılması için alttan alta bir çalışma mı yürütülüyor sorusunu getirmektedir?
 
Hemen baştan belirtmem gerekirse; medreseleri açmak, Ayasofya Müzesini cami yapmak kadar kolay bir iş değildir. Çünkü Ayasofya’nın statüsüne ilişkin düzenlemeler yapma yetkisi Bakanlar Kurulunundur. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde bakanlar kurulu olmadığı için bu yetkiyi tek başına Cumhurbaşkanı kullanmaktadır. Çıkartacağı bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle Ayasofya’ya dilediği biçimi verebilir. Ancak medreselerin açılabilmesi için Anayasa değişikliği gerekmektedir.
 
Şöyle ki, 3 Mart 1924 tarihinde 430 sayılı yasayla kabul edilen ve halen yürürlükte bulunan Tevhid-i Tedrisat Kanunu, 1982 yılında kabul edilen Anayasa’nın 174. Maddesi ile koruma altına alınmış olan “İnkılâp Kanunları”ndan biridir. Tevhid-i Tedrisat yani Öğretim Birliği Yasasıyla medreseler kapatılmış ve ülkedeki bütün eğitim kurumları dönemin Milli Eğitim Bakanlığı olan Maarif Vekâletine Bağlanmıştır.  Böylelikle ülkede var olan çağ dışı ve çok başlı eğitim-öğretim sistemine son verilmiş ve eğitim-öğretimde birlik sağlanmıştır. Yeri gelmişken hemen belirteyim, Öğretim Birliği Yasası ideolojik bir ütopya nedeniyle değil, Osmanlı Devletinin son dönemlerinde eğitim-öğretimin içerisinde bulunduğu karmakarışık yapıyı çözebilmenin başka çaresi olmadığı için zorunlu olarak çıkarılmıştır.
 
1920’li yıllarda ülkede yaygın olarak eğitim veren medreseler vardı. Medreselerde Padişah I. Ahmet döneminde uygulamaya konulan beşik ulemalığı sistemi uygulanıyordu. Bu sisteme göre müderrislik, yani medrese hocalığı babadan oğula geçiyordu. Medresede hocalık yapabilmek için hiçbir eğitim almaya gerek yoktu. Bu nedenle Osmanlının son dönemlerindeki medreselerde görevli olan hocaların büyük çoğunluğu okuma yazma bilmiyorlardı. Ezberden Arapça din bilgisi dersleri vermeye çalışıyorlardı. Medreseler böylesine köhnemişler ve bütün fonksiyonlarını kaybetmişlerdi. Medreselerden başka Fransa’dan örnek alınmış olan rüştiye, idadi ve sultani gibi batı tipi eğitim veren okullar vardı.
 
Bunların bazıları Galatasaray Sultanisi gibi çok kaliteli eğitim veriyorlardı ama bu okullar sayıca çok yetersizdiler. Sadece Marmara bölgesinde yoğunlaşmışlardı. Bundan başka Rum okulları, Ermeni okulları, Kürt Zadegân okulları gibi azınlık okulları vardı. Azınlık okulları, kendi kiliselerine, cemaatlerine veya bazı vakıflara bağlıydılar. Üstüne üstlük bir de Amerikan, Alman, Fransız, İtalyan, Rus okulları gibi daha pek çok yabancı ülkenin kendi konsolosluklarına bağlı yabancı okulları vardı. O kadar ki, Osmanlı Devlet yöneticileri bu okulları denetleme yetkisine sahip olmadıkları gibi sayılarını ve müfredatlarını dahi bilmiyorlardı.
 
1913 yılında Osmanlı topraklarında toplam 450 Amerikan Kolejinde 25 bin 922 öğrenci eğitim alır hale gelmişti. Bu okulların büyük bir çoğunluğu izinsiz bir şekilde açılmışlardı. Özetle saymaya çalıştığım bu kadar çeşit okulların kimileri vakıflara, kimileri cemaatlere, kimileri kiliselere ve konsolosluklara, kimileri belediyelere ve kimileri de özel şahıslara aitti.
 
Mustafa Kemal Atatürk akıllıca bir iş yaptı ve böylesine karmakarışık bir sorunu kökünden çözmek için Tevhid-i Tedrisat yasasını çıkarttı. Yoksa 1920’li yıllardaki eğitim sorununu çözebilmenin başkaca bir yolu yoktu. Türk eğitiminin geçmişinde yaşanmış ve acı sonuçları görülmüş olan medrese deneyimlerinin öyküsünü anlatmak çok geniş bir yer tutar. Bu nedenle,  fazla bir ayrıntıya girmeden kısaca günümüzdeki gelişmelere baktığında insan; medrese gibi Orta Çağda bütün fonksiyonlarını tamamlamış olan eğitim kurumlarını yeniden açmaya çalışmanın veya bunu dile getirmenin siyasal iktidara ne gibi yararlar sağlayacağını düşünmeden edemiyor.
 
Partili, partisiz tüm vatandaşlarımız siyasal iktidardan ülkeyi ekonomik olarak kalkındırmasını umut ediyor. Şu anda kalkınmada yaşanan düşüşle birlikte Türk Lirası da değer kaybediyor. Para değer kaybettikçe hep birlikte yoksullaşıyoruz. AKP’ye oy vermiş vatandaşlarımızın büyük bir çoğunluğunun da böyle bir uygulamadan hoşnut kalıp, mutlu olduklarını sanmıyorum. Çünkü günümüzde, ekonomik kalkınma ve toplumsal refah düzeyinin yüksekliği ile eğitim arasındaki doğrudan ilişkinin varlığı herkesçe bilinen bir gerçektir. Eğitim düzeyi ve kalitesi yükseldikçe, buna bağlı olarak ekonomik kalkınma hızı ve toplumsal refah düzeyi de yükselmektedir. Günümüzde Finlandiya, Japonya, Güney Kore gibi ülkelerin kaliteli ve çağdaş eğitimle kalkındıkları gerçeği herkes tarafından somut biçimde görülmüştür. Yurttaşlarımızın çok büyük bir çoğunluğu, çocuğunun gelişmiş ülkelerdeki gibi çok kaliteli bir eğitim alarak günümüzde ve gelecekte dünyanın her yerinde geçerli ve nitelikli bir meslek sahibi olmasını istemekte ve beklemektedir. İçinde yaşadığımız toplum, kimilerince “Bilgi Toplumu” olarak tanımlanmaktadır. Kimileri, insanlığın ulaştığı bu teknolojik gelişme aşamasını “Sibernasyon Çağı” şeklinde nitelendirmektedir. Yaşadığımız çağda, yapay zekâ, robotik, yazılım, genom bilim, uzay bilim ve nano teknolojiler ön plana çıkmıştır. Dünyadaki tüm ülkeler bu alanlarda birbirleriyle kıyasıya yarışmaktadırlar. Siz ne yaparsanız yapın medreselerde yetiştireceğimiz gençlerimizin bu alanlarda iyi eğitim almış yabancı emsalleriyle rekabet edebilmek için en küçük bir şansları dahi olmaz. Dünya gelişmişlik liginden hep birlikte küme düşeriz. Bu duruma düşmemek için eğitimde yapay ve yararsız gündemlerden hızla vazgeçip, eğitim kalitesini arttırmak ve dünyanın en gelişmiş eğitim düzeyini yakalamak için olanca gücümüzle çalışmamız gerekmektedir. Unutmayalım, Büyük Atatürk’ün çok yerinde ve gerçekçi bir şekilde söylediği gibi “Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.”
Not: Eşimin rahatsızlığı nedeniyle Ankara’da geçireceği operasyon sırasında ona refakat edeceğimden, bir süreliğine yazılarımı yazamayacağım. Dönüşte kaldığımız yerden devam etmek dileğiyle hoşça kalınız.
Bu yazı toplam 1146 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın diğer makaleleri
  • Okullar Açılırken7 Ağustos 2020 Cuma 09:07
  • Balonun İpleri Kopunca4 Ağustos 2020 Salı 17:32
  • Yapay Zekâ Çağında Medreseler24 Temmuz 2020 Cuma 16:50
  • Ayasofya’nın Cami yapılması ve şoklarla yönetim14 Temmuz 2020 Salı 09:07
  • Tarsus’ta Tekstil Sanayinin Kuruluşu ve Konstantin Mavromati10 Temmuz 2020 Cuma 12:50
  • Esnaf ve Sanatkârların Mektubu7 Temmuz 2020 Salı 08:30
  • Ekran karartma ve yerel medya3 Temmuz 2020 Cuma 08:53
  • Tam Bağımsızlık Yolunda Kutlu Bir Gün: Kabotaj Bayramı30 Haziran 2020 Salı 09:22
  • Gizemli Ayasofya’da Tarsus İzleri26 Haziran 2020 Cuma 14:28
  • Başkaldıran Anadolu’nun Devrim Bildirisi: “Amasya Tamimi”19 Haziran 2020 Cuma 08:55
  • Atatürk’ün Tarsus’taki Piloğlu Çiftliği15 Haziran 2020 Pazartesi 08:19
  • Tarsus’ta Turizm Beklentileri12 Haziran 2020 Cuma 09:14
  • Erken Seçim Satrancı5 Haziran 2020 Cuma 09:01
  • Belediyelere Pranga Yasası2 Haziran 2020 Salı 17:44
  • İstanbul’un Fethi Kutlamaları29 Mayıs 2020 Cuma 16:58
  • Karantina Altında Ramazan Bayramı 22 Mayıs 2020 Cuma 14:55
  • 19 Mayıs’ı Anlamak ve Anmak18 Mayıs 2020 Pazartesi 09:00
  • Tarsus Tarımının Kısır Döngüsü15 Mayıs 2020 Cuma 09:11
  • Göstermelik Eğitim13 Mayıs 2020 Çarşamba 09:42
  • Sosyal Belediyeciliğin Yükselişi9 Mayıs 2020 Cumartesi 09:24
  • Tarsus Akdeniz ©1994 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
    Oluşturma süresi(ms): -1