Mersin, Tarsus ve Bölgedeki gündem, ekonomi, son dakika, spor ve yaşam dünyasındaki önemli gelişmelerden anında haberdar olmak ister misiniz?

:

:

:

Üniversite tercihleri için sancılı bekleyiş

2 Temmuz 2021 Cuma 08:10
Celal Tezel
Üniversite çağına gelmiş milyonlarca gencimizi ve ailelerini derinden derine etkileyen; bir üniversitelere öğrenci yerleştirme sistemi olarak dünyanın stres katsayısı en yüksek sınavları arasında sayılan ve günümüzde Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS), Temel Yeterlilik Testi (TYT), Alan Yeterlilik Testi (AYT) ve Yabancı Dil Testi (YDT) Sınavları şeklinde sınıflandırılan sınavlar, geçtiğimiz hafta Cumartesi ve Pazar günleri düzenlenen dört oturumla gerçekleştirildi.
 
Böylelikle, milyonlarca öğrencimizin ve ailelerinin uzun yıllar boyunca adeta yaşamlarının her anını odaklanmış oldukları zorlu sınav maratonu tamamlanmış oldu. Şimdi sınav sonuçlarını görmek ve alınacak olan puanlara göre tercih yapmak için ikircikli, tedirgin ve sancılı bir bekleyiş süreci başladı. Her yıl olduğu gibi bu yıl da yine, milyonlarca öğrenciyi ve ailelerini çok yakından ilgilendiriyor olması nedeniyle güncel hale gelmiş olan bu sınavlar; kimi eğitim bilimciler, siyaset adamları, gazeteciler ve televizyon programcıları tarafından çeşitli özellikleri, etkileri ve sonuçları itibariyle masaya yatırılmaya ve eleştirilmeye başlandı.
 
Hatta bu eleştiriler kervanına katılanlar arasında yer alan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada yıllardır eğitim bilimcilerin dile getirdikleri haklı ve yerinde önerilerin bir özetini vererek; “Gelin bu üniversite sınavlarını kaldıralım” çağrısını bile yaptı. Yaptığı bu grup toplantısında Bahçeli, üniversite sınavlarına neşter vurmanın zamanının geldiğini belirterek, konuya ilişkin görüşlerini, “İlköğretim ve ortaöğretimde etkili bir yönlendirmeye bağlı olarak, uygulanacak müfredat ile ortaöğretim başarısını ve ortaöğretim sonunda yapılacak olgunlaşma sınavını esas alan, fırsat eşitliği ve adaleti gözeten üniversiteye geçiş sistemi uygulanmalıdır” şeklinde açıkladı.
 
Bahçeli’nin popülist bir yaklaşımla ifade ettiği bu görüşleri malumun ilanından başka bir anlam ifade etmiyordu. Ancak yine de üniversitelere giriş sisteminde bir reform yapılması ihtiyacını gündeme getirmesi bakımından yararlı oldu. Doğal olarak Bahçeli’nin dile getirdiği bu önerileri, üniversitelere geçişin sınavsız bir şekilde yapılıp yapılamayacağı yaklaşımını tartışmaya açtı. Hemen baştan belirtmek gerekirse; Bahçeli’nin dile getirdiği bu görüşlerde bilinmeyen, yeni, değişik ve özgün bir model ya da öneri ortaya konulmamıştır. Bahçeli’nin bu önerileri çok büyük oranda Avrupa Birliği ülkelerinde başarılı bir şekilde uygulanan “Bakalorya Sınavları” sistemine benzemektedir.
 
Bu sistem elbette ki ülkemizde de başarıyla uygulanabilir. Ancak bu iş, hiç de öyle görüldüğü kadar kolay bir iş değildir. Çünkü ülkemizde “Bakalorya Sınavları” sistemine geçilebilmesi için eğitim sistemimizin; öğrenci yetenek ve yeterliliklerini tanımaya ve yönlendirmeye yönelik olarak A’dan Z’ye ve sıfırdan en üst düzeye kadar değiştirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, tüm eğitim basamaklarının; okul öncesinden doktora sonrasına kadar olacak şekilde köklü ve ciddi bir reforma tabi tutulması ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Bu iş, öyle akşamdan sabaha kadar kısa bir sürede yapılabilecek kadar kolay ve basit bir iş değildir. Söz konusu reformların yapılabilmesi için her şeyden önce çok ciddi hazırlıklar ve planlamalar yapılmalıdır. Ayrıca, bu iş için ayrılmış yeterli kaynaklara, eğitilmiş insan gücüne, yeni, değişik, çağdaş, bilimsel, laik ve güncel müfredatlara ve yeni sistemin özüne ve ruhuna uygun, yetkin ve yetenekli öğretmenlerin yetiştirilmesine ihtiyaç bulunmaktadır.
 
Üniversitelere sınavsız geçiş yapılması sistemi ise; bizim ülkemizde üniversitelere talebin çok az olduğu 1930’lu ve 50’li yıllarda uygulanmıştır. Yine 1950’li ve 60’lı yıllarda İtalya’da ağırlaştırılmış 1. ve 2. Sınıf sistemi şeklinde, üniversitelere sınavsız geçiş sağlayan bir sistemin uygulandığı da bilinmektedir. Bu sistemde dileyen herkes, üniversitenin dilediği bölümüne dilediği şekilde kayıt yaptırmıştır. Fakülte ve yüksekokulların 1. ve 2. Sınıf müfredatları çok ağırlaştırılarak zorlaştırılmıştır. Bu sistemde eğitim gören öğrenciler, daha önce belirlenmiş kontenjanlar kadar bu zorlu eğitimi başarıyla tamamlayabildikleri takdirde 3. Sınıfa geçebilmişler ve yine başarılı bir şekilde eğitimlerini tamamlayabilenler ise fakülte diploması almaya hak kazanmışlardır. 3. Sınıfa geçemeyenlere ise meslek yüksekokulu diploması ya da durumlarına göre çeşitli sertifikalar verilmiştir. İtalya’da, adına ağırlaştırılmış 1. ve 2. Sınıf denilen bu sistem başarılı sonuçlar vermediği için bu sistemden kısa sürede vazgeçilmiştir. Bugün için dünyada her ülkenin kendi ihtiyaçlarına ve gerçeklerine uygun olarak geliştirdikleri çok çeşitli üniversiteye geçiş sistemleri mevcuttur. Ancak halihazırda, önkoşulsuz ve sınavsız bir üniversiteye geçiş sistemini uygulayan herhangi bir ülke mevcut değildir. Günümüzde böyle sınavsız bir sistem söylemi, olsa olsa kulaklara hoş gelen, fantastik bir ütopyadan daha öteye bir anlam ifade edemez.
 
Evet, bugün için geldiğimiz noktada, çok geniş toplum kesimleri, bilim insanları, eğitimciler, siyaset ve devlet adamları arasında, üniversitelere öğrenci seçme ve yerleştirme sistemimizin, hatta tümüyle yükseköğretim sistemimizin köklü bir reforma tabi tutulması konusunda çok büyük oranda bir oydaşma (konsensüs) sağlanmıştır.
 
Ancak bu reformların her şeyden önce yaşadığımız bilgi çağına, bilgi toplumunun gereklerine, ülkemizin ihtiyaç ve beklentilerine, gerçek bilim insanlarının önerilerine uygun bir şekilde yapılması gerekmektedir. Yoksa birtakım siyasi ve ideolojik beklentilerle ve kişisel hesaplarla yapılacak olan gelip geçici düzeltimlerin hiçbir kimseye hiçbir faydası olmaz. Ne yazık ki üniversitelerimiz, şimdiki mevcut yükseköğretim sistemimiz içerisinde yaşanan ve kamuoyuna yansıyan kimi olaylar nedeniyle tanık olduğumuz gibi yaşanan çeşitli bunalımlar ve çalkantılar nedeniyle nitelik kaybetmeye ve dünyanın en nitelikli üniversiteleri sıralamalarında gerisin geriye gitmeye devam ederler.
 
Her neyse? Yükseköğretim düzenimizin ve üniversitelerimizin, sistemden kaynaklanan o kadar çok ve büyük sorunları vardır ki, bunları burada sayıp dökmemize ve çeşitli çözümler önermemize zamanımız da yerimiz de yetmez. Bu tür tartışmaları, çeşitli platformlara bırakabiliriz. Yazımızın bu noktasında, girişte açıklamaya çalıştığımız konumuza dönebilir ve söyleşimizi kaldığımız yerden sürdürebiliriz. Evet başta da ifade etmeye çalıştığım gibi, tüm bir toplumu çeşitli gerilimler içerisinde bırakan ve stres katsayısı çok yüksek olan bizim bu üniversitelere öğrenci yerleştirme düzenimizde milyonlarca öğrenci ve aileleri için zorlu sınav maratonu sona ermiştir.
 
Ancak bu aşamada şimdi de öğrencilerimizi ve velilerimizi sınav sonuçlarının açıklanması, fakülte tercihlerinin yapılması ve daha sonra da fakültelere yerleşen öğrenci listelerinin açıklanması gibi sancılı bir bekleyiş süreci beklemektedir. Tercih aşamasına gelen öğrencilerin, hedeflerine ve gönül eğilimlerine uygun fakültelerde, beklentilerine uygun, nitelikli bir eğitim alabilmeleri için profesyonel rehberlik hizmetlerinden yararlanmalarında sayısız faydalar vardır. Çünkü üniversiteler ve bu üniversitelerdeki bölümler çok fazla sayıda çoğalmış ve çeşitlenmiştir. Üniversite tercih kılavuzunun kapsamı oldukça genişlemiş ve karmaşık bir hale gelmiştir. Bu ve benzeri nedenlerle, tercih kılavuzundan doğru biçimde yararlanabilmek, akılcı ve gerçekçi tercihler yapabilmek için okul ve dershanelerin rehberlik servislerine başvurulmalı ve fakülte tercihleri deneyimli bu rehber öğretmenler eşliğinde, bu öğretmenlerle birlikte yapılmalıdır. Öğrencilerimiz açısından sonuçlar her ne olursa olsun, bu durum başarı ya da başarısızlık olarak değerlendirilmemelidir. Çünkü bu sınavlarda, bazen küçük bir rahatsızlık ve sınav stresini kontrol edememe gibi durumlar da sonuçlar üzerinde çok etkili olabilmektedir. Böylelikle sınava çok iyi hazırlanmış, çok yetenekli ve çok donanımlı öğrenciler de başarısız olabilmektedirler. Hiç kimsenin, ülkemizin en önemli kaynağı ve varlığı olan gençlerimizin geleceğini bu çeşit hiç te pedagojik ve adaletli olmayan iki saatlik sınavlarla karartmaya hakkı yoktur.
 
Unutulmamalıdır ki bu sistem kazananı da kaybedeni de öğretmeni de öğrenciyi de veliyi de mutlu eden bir sistem değildir. Yapılan bilimsel araştırmalarda bu sistemde, kişiliği, beklentileri, yetenekleri ve hedefleriyle uyumlu öğretim kurumlarına yerleşenlerin sayısının yüzde beş olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle, üniversiteye kaydolarak okuma hakkı kazanan her dört öğrenciden biri yeniden üniversite sınavlarına hazırlanmakta, bölüm değiştirmek için yeniden sınavlara girmektedir. Bu durum gereksiz bir şekilde zaman ve kaynak israfına neden olmaktadır. Kazanılan üniversitede alınacak olan eğitimin niteliği de ayrıca tartışılması gereken daha büyük bir sorun olarak önümüzde durmaktadır. Son yıllarda üniversite sayıları hızla artmıştır.
 
Ancak özellikle taşra üniversitesinde görevli öğretim üyelerinin ve verilen eğitimin niteliğinde sürekli olarak düşüşler olduğu gözlenmekte, söylenmekte ve yazılıp çizilmektedir. Her şeye karşın nitelikli üniversite eğitimi, Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan ve sayıları bir elin parmaklarını dahi geçmeyen eski ve köklü üniversitelerimizde verilebilmektedir. Ne yazık ki bu üniversitelerimizin kontenjanları, bu kurumlara yapılan başvurular için yeterli olamamaktadır. Son yıllarda eğitime ilişkin konular, baştan başa bir sorunlar yumağı haline gelmiştir. Eğitim, bir toplumda yaşayan 7’den 70’e herkesi yakından ilgilendiren yaşamsal bir konudur. Bu nedenle eğitim sorunları, eğitim sistemimizdeki tüm sorunların çözülerek, tüm toplum kesimlerini mutlu edebilecek, ülkenin ihtiyaç ve beklentilerine uygun, çağdaş, gerçekten bilimsel, demokratik ve laik bir eğitim sistemi kuruluncaya kadar toplumsal gündemimizdeki öncelikli yerini ve güncelliğini korumaya devam edecektir.    

 
Bu yazı toplam 476 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın diğer makaleleri
Tarsus Akdeniz ©1994 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
Oluşturma süresi(ms): -1