Mersin, Tarsus ve Bölgedeki gündem, ekonomi, son dakika, spor ve yaşam dünyasındaki önemli gelişmelerden anında haberdar olmak ister misiniz?

:

:

:

Türk Lirasından Kaçış

14 Ağustos 2020 Cuma 08:44
Celal Tezel
Toplum olarak bir yandan 100 yılın felaketi olarak tanımlanan Kovid-19 pandemisinin neden olduğu travmalarla baş etmeye çalışıyoruz. Öte yandan ise, ekonomik yapıda ortaya çıkan şoklardan en az hasarla çıkabilmenin çarelerini arıyoruz. Çözüm noktasında, hangisine öncelik vereceğimiz konusunda büyük bir ikilem yaşıyoruz.
 
Adeta “kırk katır mı? Yoksa kırk satır mı? Tercih seçeneklerinin arasına sıkışmış durumdayız. Bu iki büyük sorunumuz da öncelik sıralaması açısından birbirleriyle yarışır vaziyetteler. Bazen pandemi, bazen de ekonomik sorunlar öncelik sıralamasında öne geçiyorlar. Pandemi uzun bir süreden beri gündemin birinci sırasındaki yerini kaptırmadı. Ancak kurban bayramından sonra işler değişti. Ekonomik sorunlar bütün yakıcılığıyla gündemin başköşesine yerleşti.
 
Uzun bir süre daha, buradaki yerinden inmeden gündemi meşgul edecekmiş gibi görünüyor. Türkiye ekonomisindeki inişler ve çıkışlar, ekonomik krizler veya bunalımlar hiç birimizin yabacısı değil. Hepimiz bunlara alışığız. Bunda şaşılacak herhangi bir durum yok. Ancak içinde yaşadığımız şu pandemi günlerinde içerisine düştüğümüz ekonomik bunalım, geçmişte yaşadıklarımızın hiç birisine benzemiyor. Her yönüyle çok farklı ve çok daha büyük bir ekonomik buhranla karşı kaşıya kalmış durumdayız.
 
Bu tespitim biraz abartılı gibi görülebilir. Ancak farlılıkları gösterdiğimde ne kadar haklı olduğum hemen anlaşılacaktır. Bu seferki ekonomik krizin, geçmiş krizlerde görülmeyen birinci farkı Türk Lirasının içine düşürüldüğü hazin durumdur. Amerikan Merkez Bankası Başkanı geçtiğimiz hafta yaptığı bir açıklamada dünya paralarının değer açısından sıralandığı bir listeyi televizyonlardan göstermiştir. Türk Lirasının bu listenin son sırasında yer alan en değersiz para olduğunu tüm dünyaya ilan etmiştir. 11 Ağustos 2020 günü yayımlanan Sözcü Gazetesinde ise, “Alman Deutsche Bank’ın dün yayımladığı araştırma notunda Türk Lirasını dünyanın en ucuz para birimi olarak tanımladığı” bilgisine yer verilmiştir. Bu haberler üzerine sosyal medyada, 1 Papua Yeni Gine Kinasının 2 Türk Lirası ettiğini gösteren trajikomik paylaşımlar dolaşır olmuştur. İşin mizahi yönü bir yana bu durum; döviz spekülatörleri ve bir avuç mutlu azınlık dışında 7’den 70’e herkesi ekonomik yönden çok olumsuz bir şekilde etkileyecektir.
 
Çünkü Türk Lirasının değerinin düşmesi, döviz fiyatlarının artması demektir. Döviz fiyatlarının artması, buna bağlı olarak iğneden ipliğe her şeyin fiyatının artması sonucunu doğurur. Artan mal ve hizmet fiyatları karşısında gelirleri aynı kalan kesimler mevcut hayat standartlarını koruyamazlar. Daha az harcama yapmak ve daha az tüketim yapmak zorunda kalırlar. Böyle bir süreç, mevcut hayat standartlarının gerisine düşmüş olan geniş halk kesimlerinin yoksullaşması sonucunu doğurur. Tüketicilerin harcamalarını kısmaları ekonomide daralmaya neden olur. Döviz fiyatlarının yükselmesi aynı zamanda enflasyonun da yükselmesi demektir. Döviz fiyatları yükselirken enflasyonun düşmesini beklemenin ekonomi bilimiyle izah edilebilecek hiçbir yanı yoktur. Bu beklenti ham bir hayalden öteye bir anlam ifade etmez.
 
Ekonomistler, döviz fiyatlarının engellenemez bir şekilde yükselmesinin nedenlerinde birisi olarak da; plansız ve hesapsız bir şekilde karşılıksız para basılmasını göstermektedirler. Gerçekten de kimi yayınlarda 80, kimi yayınlarda ise 100 milyar liranın karşılıksız olarak basıldığı bilgilerine yer verilmektedir. Bu durumun daha ne kadar devam edeceğine ilişkin kamuoyunu tatmin edici bir açıklama da yapılmamıştır. Bu nedenle, ellerindeki Türk Lirasının her gün değer kaybederek hızla eridiğinin farkına varan tasarruf sahipleri, ellerinde avuçlarında ne varsa bunu dövize çevirmeye başlamışlardır. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, son dönemde TL’den kaçış görülmemiş derecede hızlanmıştır. Bankalardaki yabancı para mevduatlar, 27 Temmuz-6 Ağustos döneminde de 9,4 milyar dolar artışla 243,9 milyar dolara ulaşmıştır. Bayram tatili sonrasındaki 3 iş gününde yabancı para mevduattaki artışın 6,4 milyar dolar olduğu saptanmıştır. Şahısların yabancı para mevduatlarındaki artış 27 Temmuz-6 Ağustos döneminde 7,4 milyar dolara ulaşmıştır. Şirketler ise bu dönemde, yabancı para mevduatlarını 2 milyar dolar artırmışlardır. 27 Temmuz-6 Ağustos döneminde TL mevduatlar ise 42 milyar TL azalmıştır.
 
TL satıp yabancı para almak, TL’nin yabancı paralar karşısında değer kaybetmesinde etkili olmaktadır. Mevduat faizlerinin enflasyon oranının çok altında kalması da birikimleri olan yurttaşları TL yerine dövizde kalmak zorunda bırakmaktadır. Bir ülke düşününüz ki, bankalarındaki yabancı para mevduat oranı, yerli para mevduat oranını geçmiştir. Kendi vatandaşları kendi paralarından hızla kaçmaktadırlar. Bu süreç hala çok dinamik bir şekilde yaşanmaktadır. Ekonomik krizin ikinci farklı boyutu Merkez Bankası rezevlerinin çok hızlı bir şekilde erimesidir. Dünya Bankası verilerine göre, Sadece mart ayında rezervler 16,6 milyar dolarla rekor düzeyde azalmıştır. Nisan’da bu azalış, 6,8 milyar doları bulmuştur. Sene başında 105 milyar dolar olan TCMB rezervleri, nisanda 85 milyar dolara kadar düştükten sonra, Mayıs’ta Katar Merkez Bankası ile yapılan swap anlaşmasıyla tekrar 90 milyar doların üzerine çıkmıştır ama rezervlerdeki düşüş durdurulamamıştır.
 
Ekonomik verilerin paylaşılmasında şeffaflıktan uzaklaşıldığı için Merkez Bankası rezevleri hakkında kesin ve net bir bilgiye ulaşılamamaktadır. Kimi ekonomist ve politikacılar, rezevlerin ekside olduğunu ilan ederlerken, iktidara yakın çevreler ise Merkez Bankasında yeterli rezervin olduğu bilgisini açıklamaktadırlar. Ancak şu da acı bir gerçektir ki, Türkiye bugün çok ciddi bir rezerv sorunuyla karşı karşıya bulunmaktadır. Üçüncü farlılık ise tüm dünyada dolar fiyatları inişe geçmiş iken sadece Türkiye’de dolar fiyatlarının hızlı bir şekilde artması sorunudur. Bunun bir nedeni karşılıksız para basılmalıdır. Ancak bu sorun büyük oranda ekonomik yapıdaki yapısal bozukluklardan kaynaklanmaktadır.
 
Türkiye ekonomisinin bozulması nedeniyle işsizlerin sayısının 10 milyona ulaştığı söylenmektedir. 2020 yılında ekonominin 3,8 oranında daralacağı sıklıkla dile getirilmektedir. Küçük esnaf var gücüyle ayakta kalabilme mücadelesi vermektedir. Orta sınıf hızla erimektedir. Mevcut ekonomik politikalarla bu sorunların üstesinden gelinemeyeceği açıkça anlaşılmıştır. Bunun için ekonomik yapıda sosyal politikalara da ağırlık veren köklü yapısal değişikliklerin yapılması kaçınılmaz hale gelmiştir. Türkiye’de artık ranta dayalı inşaat ekonomisinin sonuna gelinmiştir. Tüketim ekonomisinden vazgeçilip üretim ekonomisine ve planlı toplu kalkınma modellerine geçilmelidir.
 

 
Bu yazı toplam 1142 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın diğer makaleleri
  • İlköğretim Zorunludur Engellenemez19 Eylül 2020 Cumartesi 20:40
  • Sağlıkta ve ekonomide umutsuz bir bekleyiş18 Eylül 2020 Cuma 08:48
  • Açmazlar içinde yöntemsiz eğitim11 Eylül 2020 Cuma 09:47
  • Başkomutanlık Meydan Savaşı ve 30 Ağustos Zaferi28 Ağustos 2020 Cuma 09:22
  • İntiharlar21 Ağustos 2020 Cuma 09:12
  • Türk Lirasından Kaçış14 Ağustos 2020 Cuma 08:44
  • Okullar Açılırken7 Ağustos 2020 Cuma 09:07
  • Balonun İpleri Kopunca4 Ağustos 2020 Salı 17:32
  • Yapay Zekâ Çağında Medreseler24 Temmuz 2020 Cuma 16:50
  • Ayasofya’nın Cami yapılması ve şoklarla yönetim14 Temmuz 2020 Salı 09:07
  • Tarsus’ta Tekstil Sanayinin Kuruluşu ve Konstantin Mavromati10 Temmuz 2020 Cuma 12:50
  • Esnaf ve Sanatkârların Mektubu7 Temmuz 2020 Salı 08:30
  • Ekran karartma ve yerel medya3 Temmuz 2020 Cuma 08:53
  • Tam Bağımsızlık Yolunda Kutlu Bir Gün: Kabotaj Bayramı30 Haziran 2020 Salı 09:22
  • Gizemli Ayasofya’da Tarsus İzleri26 Haziran 2020 Cuma 14:28
  • Başkaldıran Anadolu’nun Devrim Bildirisi: “Amasya Tamimi”19 Haziran 2020 Cuma 08:55
  • Atatürk’ün Tarsus’taki Piloğlu Çiftliği15 Haziran 2020 Pazartesi 08:19
  • Tarsus’ta Turizm Beklentileri12 Haziran 2020 Cuma 09:14
  • Erken Seçim Satrancı5 Haziran 2020 Cuma 09:01
  • Belediyelere Pranga Yasası2 Haziran 2020 Salı 17:44
  • Tarsus Akdeniz ©1994 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
    Oluşturma süresi(ms): -1