Mersin, Tarsus ve Bölgedeki gündem, ekonomi, son dakika, spor ve yaşam dünyasındaki önemli gelişmelerden anında haberdar olmak ister misiniz?

:

:

:

Tarsus’ta Tekstil Sanayinin Kuruluşu ve Konstantin Mavromati

10 Temmuz 2020 Cuma 12:50
Celal Tezel
Uygarlık tarihinin önemli kırılma noktalarından birisi olan sanayi devrimi, James Watt’ın 1763’de buhar makinesini bulmasıyla başlamıştır. O güne kadar insanlar, ihtiyaç duydukları mal ve hizmetlerin üretiminde basit bazı tezgâhlar kullanıyorlardı. Buhar makinesi icat edildikten sonra kaçınılmaz olarak el emeği ile üretimden vazgeçildi.
 
Mal ve hizmetlerin üretiminde, buhar gücüyle çalışan makineler kullanılmaya başlandı. Üretimde, insan gücü yerine buhar gücüyle çalışan makinelerin kullanılması, olağanüstü bir üretim ve kâr artışı sağlıyordu. Bu nedenle geleneksel üretim teknikleri hızla terk edildi. Bunun yerine dünyanın her tarafında fabrikalar kurulmaya başlandı. Tarihte yaşanan bu olaya bizler, sanayi devrimi diyoruz.
 
Sanayi devrimi 18. Yüz yılın ikinci yarısında İngiltere’de meydana geldi. İcat edilen ilk makineler, buhar gücüyle çalışıyordu. Bu nedenle fabrikalar, nehir ve ırmak kenarlarına kurulmak zorundaydı. Sanayi devriminde ilk kurulan fabrikalar, iplik ve dokuma fabrikalarıydı. İplik üretmek için pamuk bitkisine ihtiyaç duyuluyordu. Bu nedenle 1850’li yıllardan itibaren pamuk üretimi ve pamuk ticareti çok büyük bir önem kazanmıştır. Osmanlı Devleti, 1838 yılında “Türk-İngiliz Ticaret Anlaşması”nı imzalamak zorunda kalmıştır.
 
Bu anlaşma ile yabancı tüccarlara ve gayrı Müslim Osmanlı yurttaşlarına bazı gümrük ve vergi kolaylıkları sağlamıştır. Osmanlı ülkesini tam bir açık Pazar haline getiren bu anlaşma, ithalat, ihracat ve ticareti kolaylaştırmıştır. İhracatın kolaylaşması, Avrupa pazarlarında aranılan bir hammadde olan Çukurova pamuğuna duyulan talebi arttırmıştır. Pamuk üretimi ve ticareti, çok kârlı ve cazip bir iş haline gelmiştir. Durmadan artan pamuk talebini karşılayabilmek için Pamuk ekim alanlarının genişletilmesine başlanmıştır.
 
Bu kapsamda 1863 yılından itibaren Tarsus’ta da bataklık alanların kurutularak elde edilen arazinin tarıma açılması çalışmalarına hız verilmiştir. Belirli aralıklarla sürdürülen bu bataklık kurutma faaliyetleri 1940’lı yıllarda Karabucak Ormanlarının kurulmasına kadar devam etmiştir. Tarsus’ta modern tarımın temelleri, Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa’nın Çukurova’yı işgal ettiği 1832-1841 yılları arasında atılmıştır. Bu dönemde, Suriye ve Mısır’dan tarımdan anlayan işçiler (fellahlar) getirtilerek bölgeye yerleştirilmiştir. Tarımda verimliliği arttırmak amacıyla, toprak ıslahı ve sulama kanalları yapılmıştır.
 
Tekstil sanayinin temel ham maddesi olan pamuk, başta Almanya, İspanya, Avusturya-Macaristan ve Fransa olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerine ihraç ediliyordu. Bu nedenle, Çukurova’daki pamuk ekim alanlarının genişletilmesi ihtiyacı hiç durmadan artıyordu. 1861 Yılında Amerikan İç Savaşı patlak verdi. Savaş dolayısıyla Amerika’dan pamuk alamayan İngiltere de Çukurova pamuğuna yönelmek zorunda kaldı. Bu dönemde Tarsus’ta yerli pamuk, Mısır pamuğu ve Amerikan pamuğu olmak üzere üç tür pamuk ekilmekteydi. Yerli pamuk, yün ile çok iyi karışım sağlamasından dolayı Avrupa pazarlarında halk deyimiyle adeta kapışılmaktaydı. Bu yıllarda Tarsus’ta üretilen pamuğun tamamı ihraç edilmekteydi.
 
Dış ülkelerden şehre akan gelir, belirgin bir zenginleşme ve canlanma sağlıyordu. 1842 yılında İbrahim Paşa’nın Çukurova’dan çekilmesiyle birlikte bu bölgede ekonomik açıdan büyük bir gelecek gören yabancı yatırımcıların Tarsus’a olan ilgisi artmaya başlamıştır. Bu ilgi pamuk ihracatından tekstil sanayine doğru yönelmeye başlamıştır. Görüldüğü gibi dünyada başlayan sanayi devrimi ile Tarsus’ta sanayinin başlaması arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır. Tarsus’ta bilinen ilk fabrika, 1864 yılında Cemsikot Bazargan tarafından kurulmuştur. Osmanlı hükümetince, Cemsikot Bazargan isimli şahsa çırçır fabrikası kurmak üzere izin verildiği ve yurt dışından getireceği makineler için de gümrük muafiyeti tanındığı bilinmektedir. Ancak, Tarsus’ta açılan bu fabrikaya ilişkin olarak ne yazık ki, bundan başka herhangi bir bilgi bulunamamıştır.
 
Tarsus’ta ikinci olarak 1890 yılında çırçır ve buna bağlı olarak iplik üreten komple bir tesis olarak Mavromati fabrikası kurulmuştur. Fabrikanın kurucusu olan Konstantin Mavromati, ilginç ve renkli bir kişiliktir. O yıllarda tüm Çukurova’da çiftlikleri, fabrikaları ve özellikle de Mersin’de liman ve iskele işletmeleri, gemi acenteleri olan çok ünlü bir emlak komisyoncusu, sarraf ve bankerdir. Bir kısım kaynaklar, Girit’ten gelerek Nevşehir’e yerleştiğini ve oradan da Mersin’e geçtiğini belirtmektedirler. Ancak, başka bazı kaynaklarda ise, Kıbrıs’ın Baf şehrinden gelerek Mersin’e yerleştiği şeklinde bilgiler mevcuttur.
 
Baf’tan geldiğine ilişkin bilgiler daha yaygındır. Mersin’de yaşayan Ortodoks Rum cemaatinin en zenginlerinden birisi olarak kabul edilmektedir. O kadar ki, Çukurova’nın tamamında pamuk ekmek için izin istediği, ancak dönemin padişahının buna izin vermediği söylenmektedir. Yaşadığı yıllarda Mersin’den bir başka yere giderken tüm kiliselerin çanları çalar, onu uğurlarlarmış. Döndüğünde ise, yine tüm kiliselerin çanları çalar, onu selamlarlarmış.
 
Mersin’deki konağı bugün Atatürk Evi ve Müzesi olarak kullanılmaktadır. Yaptığı yatırımlarla Tarsus ve özellikle de Mersin ekonomilerini canlandırmış ve ayağa kaldırmıştır. Mersin şehrinin gelişmesine çok büyük katkılar sağlamıştır. Çukurova’daki ilk çırçır fabrikası İngiliz asıllı Gold tarafından 1863 yılında Mersin’de kurulmuştur. Bundan esinlenen Konstantin Mavromati, tekstil yatırımlarına ilgi duymaya başlamıştır. 1888 yılında Tarsus’ta, Berdan Nehri’nin kollarından birisinin kıyısında, bugünkü Çukurova fabrikalarının bulunduğu yerde çırçır ve iplik fabrikası kurma işine girişmiştir. 1889 yılında Almanya’dan döneminin en ileri tekstil teknolojilerini getirtmiştir. Fabrika inşaatı 1890 yılında tamamlanarak üretime başlamıştır. Mavromati fabrikası, o dönemde, ülkede zaten az sayıda kurulmuş olan fabrikaların en büyüğü olmuştur.
 
Fabrikada, çoğunluğu 1891 yılında Tarsus’a getirilen Girit göçmeni kadınlardan ve kent yoksullarından olmak üzere 480 işçi çalıştırılmaktadır. Vahşi bir sömürü düzeninde, kötü çalışma koşularında, hiçbir sosyal güvencesi olmadan günde 16 saat çalıştırılan ve ancak sefalet ücreti alabilen işçilerin zorlu yaşam mücadeleleri ise; bundan başka ayrı bir öykünün, acıklı ve hazin konusunu oluşturur. Her neyse, biz asıl öykümüze dönecek olursak bu fabrika, 1891 yılında 15 bin lira kâr elde etmiştir.
 
Bu şekildeki kârlı çalışmalarını 1905 yılında Konstantin Mavromati ölünceye kadar sürdürmüştür. Fabrika, I. Dünya Savaşı’nın çıkması, sonrasında Tarsus ve Mersin’in işgal edilmesi ve ardından Ulusal Bağımsızlık Savaşımızın başlaması gibi nedenlerle büyük bir ekonomik ve mali krize girmiş ve bir daha da bu krizden çıkamamıştır. 1921 yılında Tarsus ve Mersin’deki işgaller sona erdikten sonra Mavromati ailesinin hemen hemen tamamının ülkeden ayrıldığı anlaşılmıştır. Bu nedenle Mavromati ailesinin tüm mal varlığı gibi Tarsus’taki Mavromati fabrikası da boş ve atıl bir vaziyette kaderine terk edilmiştir.
 
Bu durumdaki Fabrikaya, 1922 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararıyla el konulmuştur. Atıl ve boş vaziyetteki Mavromati fabrikası, 1925 yılında mirasçılarının başka şahıslara olan borçları nedeniyle Tarsus icra dairesince satışa çıkarılmıştır. Yapılan müzayede sonucunda fabrika, Tarsus eşrafından Sadık Paşanın oğlu Necmettin bey tarafından satın alınmıştır. Bu arada Mavromati’nin oğlu Hristokuros, sahte olduğu düşünülen bir Rus pasaportuyla Mersin’e gelerek gayrimenkullerini satmak için girişimlerde bulunmuştur. Bu nedenle açılan soruşturma tamamlanıncaya kadar Tarsus’taki fabrikanın satış işlemlerinin yürütülmesi durdurulmuştur. Fabrika 1926 yılında İtalyan Sigmat şirketi tarafından kiralanarak işletilmiştir. 1927 yılında satışa ilişkin hukuksal engellerin ortadan kalkmasından sonra fabrika, Sadık Paşa ve Karamehmet’lerin mülkiyetine geçmiştir. Yeni sahipleri tarafından Çukurova adı verilen bu fabrika 1990’lı yıllara kadar hizmet vermiştir. Bugün yine, sanki eski kaderini yaşarmış gibi boş ve atıl bir vaziyette, kendisine yeni bir işlev ve görünüm verecek olan kurtarıcılarını beklemektedir. 
Bu yazı toplam 771 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın diğer makaleleri
  • Okullar Açılırken7 Ağustos 2020 Cuma 09:07
  • Balonun İpleri Kopunca4 Ağustos 2020 Salı 17:32
  • Yapay Zekâ Çağında Medreseler24 Temmuz 2020 Cuma 16:50
  • Ayasofya’nın Cami yapılması ve şoklarla yönetim14 Temmuz 2020 Salı 09:07
  • Tarsus’ta Tekstil Sanayinin Kuruluşu ve Konstantin Mavromati10 Temmuz 2020 Cuma 12:50
  • Esnaf ve Sanatkârların Mektubu7 Temmuz 2020 Salı 08:30
  • Ekran karartma ve yerel medya3 Temmuz 2020 Cuma 08:53
  • Tam Bağımsızlık Yolunda Kutlu Bir Gün: Kabotaj Bayramı30 Haziran 2020 Salı 09:22
  • Gizemli Ayasofya’da Tarsus İzleri26 Haziran 2020 Cuma 14:28
  • Başkaldıran Anadolu’nun Devrim Bildirisi: “Amasya Tamimi”19 Haziran 2020 Cuma 08:55
  • Atatürk’ün Tarsus’taki Piloğlu Çiftliği15 Haziran 2020 Pazartesi 08:19
  • Tarsus’ta Turizm Beklentileri12 Haziran 2020 Cuma 09:14
  • Erken Seçim Satrancı5 Haziran 2020 Cuma 09:01
  • Belediyelere Pranga Yasası2 Haziran 2020 Salı 17:44
  • İstanbul’un Fethi Kutlamaları29 Mayıs 2020 Cuma 16:58
  • Karantina Altında Ramazan Bayramı 22 Mayıs 2020 Cuma 14:55
  • 19 Mayıs’ı Anlamak ve Anmak18 Mayıs 2020 Pazartesi 09:00
  • Tarsus Tarımının Kısır Döngüsü15 Mayıs 2020 Cuma 09:11
  • Göstermelik Eğitim13 Mayıs 2020 Çarşamba 09:42
  • Sosyal Belediyeciliğin Yükselişi9 Mayıs 2020 Cumartesi 09:24
  • Tarsus Akdeniz ©1994 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
    Oluşturma süresi(ms): -1