Mersin, Tarsus ve Bölgedeki gündem, ekonomi, son dakika, spor ve yaşam dünyasındaki önemli gelişmelerden anında haberdar olmak ister misiniz?

:

:

:

Son Feryatlar TÜSİAD’dan Yükseldi

2 Nisan 2021 Cuma 08:46
Celal Tezel
Yüz yılın felaketi Covid-19 pandemisi, zaten çok uzun bir zamandan beri çeşitli yapısal sorunlarla karşı karşıya bulunan Türkiye ekonomisinin dengelerinin iyice bozulmasına neden oldu. Ekonominin artık kronik hale geliş olan gelir ve servet dağılımındaki adaletsizlikler, dış ödemeler dengesindeki bozukluklar, dış borcun milli gelire olan oranının %62’lerin üzerine çıkmış olması, üretim ekonomisinden vazgeçilmesi, ithalata, dış borca ve inşaata dayalı tüketim ekonomisine ağırlık verilmesi, kaynak savurganlığı, ihtiyaç duyulan kaynak ihtiyacının sıcak parayla karşılanması, planlamadan yoksun ve verimsiz kamusal alt yapı  yatırımları, açıkça bir ekonomik ve toplumsal faciaya dönüşmüş olan işsizlik, giderek artan ve yaygınlaşan yoksulluk gibi köklü ve çok büyük boyutlu sorunları mevcuttu.
 
Pandemiyle birlikte bunların üzerine bir de ekonominin ve işyerlerinin kapanmasından, her alandaki üretimin ve milli gelirin azalmasından, sağlık ve sosyal yardım harcamalarının artmasından kaynaklanan çeşitli sorunlar eklendi. Genel ekonominin, yeterli donanımdan ve liyakatten yoksun kişilerce, adeta ekonomi biliminin gerçekleriyle inatlaşırcasına ve ekonomi bilimi inkâr edilircesine yönetilmek istenmesi nedeniyle güncel ekonomik sorunlar iyice gün yüzüne çıkmaya ve can yakmaya başladı. Merkez Bankası’nın bağımsızlığını yitirmesi ve artan döviz ihtiyacının karşılanması ihtiyacı nedeniyle ardı ardına döviz krizleri yaşanır oldu. Türkiye ekonomisi, piyasayı canlandırmak için faizleri indirip kredi musluklarını açmak, karşılıksız para basarak piyasaya pompalamak veya zaman zaman bu politikadan vazgeçerek Türk Lirasına değer kazandırmak için faizleri yükseltmek gibi birbiriyle çelişkili, palyatif para politikalarının arasında sıkıştı kaldı.
 
Döviz kurundaki artışlar, fiyatlar genel düzeyinin, yani enflasyonun yükselmesi sonucunu doğurdu. Hesapsız, plansız ve kontrolsüz bir şekilde karşılıksız para basılması, Türk Lirasını dünyanın en değersiz parası haline getirdi.  Türkiye ekonomisi enflasyon/devalüasyon sarmalına girdi. En kötüsü de döviz fiyatlarının artması nedeniyle fiyatlar genel düzeyinin sürekli yükselmesi ve buna karşılık olarak da halkın satın alma gücünün gittikçe azalması gibi nedenlerle ekonomik durgunluk içerisinde yükselen enflasyon, yani stagflasyon olgusu yaşanmaya başlandı.
 
Ekonomik alanda yaşanan bütün bu olumsuzluklar, artan hayat pahalılığı karşısında büyük bir geçim sıkıntısı çeken ve gündelik yaşamlarını bin bir zorlukla sürdürmeye çalışan geniş halk kesimlerinin yakınma ve feryatlarının yükselmesine neden oldu. Zaten öteden beri sayıları milyonlarla ifade edilen sosyal güvencelerden yoksun topraksız köylülerin, kent yoksullarının, işsizlerin, EYT’lilerin, atanamayan öğretmenlerin, dar gelirli işçi, memur ve emeklilerin feryat ve figanlarına tanık oluyorduk.
 
Son zamanlarda bu feryat ve figan edenler korosuna, devletten yeterli destekleri alamayan turizmciler, okul kantincileri, otobüs ve kamyon işletmecileri, servisçiler, müzisyenler, tiyatrocular, amatör sporcular, lokantacılar ve kahvehaneciler gibi hizmetler sektörü işletmecileri, özel okul ve dershane işletenler, çiftçiler, hayvancılıkla uğraşanlar, her türlü ticaret erbabı, serbest meslek sahipleri, esnaf ve sanatkârlar gibi çeşitli halk kesimleri de katılmaya başladı. Son olarak bu feryat ve figan seslerini yükseltenler korosuna, bugüne kadar hiçbir şekilde tanık olmadığımız biçimde ve tarihinde ilk defa olarak TÜSİAD (Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği) yöneticilerinin de katıldıklarını büyük bir şaşkınlıkla izledik. Kanımca, Türkiye ekonomisinin genel işleyişine ilişkin yakınma, şikâyet ve feryatların TÜSİAD yöneticilerine kadar ulaşmış olması; Türk ekonomisinde meydana gelen yangının hangi boyutlara kadar ulaştığının, ateşin artık bacayı sardığının ve ekonomik yapıda köklü düzeltimler yapılması zamanının artık çoktan gelmiş olduğunun açık ve somut bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir. Bu olay sıradan bir muhalefet olayı olarak görülmemeli, kişiselleştirilmemeli ve siyasal iktidarla TÜSİAD arasında bir çekişme konusu yapılmamalıdır. TÜSİAD yöneticileri tarafından yapılan eleştiriler üzerinde ciddiyetle durulmalıdır. Özellikle TÜSİAD’ın yeni Yönetim Kurulu Başkanı Simon Kaslowski’nin 30/03/2021 günü yapılan Yüksek İstişare Kurulu toplantısında yaptığı konuşmasında dile getirmiş olduğu “Kalkınmanın ön koşulu istikrardır. Son 2,5 yılda TÜİK başkanı 4 kez, TCMB başkanı 3 kez değişmiştir.
 
Bu tür görev değişikliklerinde, ancak şeffaflık ve hesap verilebilirlik dikkate alındığında piyasa ekonomisi daha sağlıklı çalışabilir. TL’nin zayıflığı dışsal şoklar karşısında bizi korunmasız bırakacaktır. TL’ye güveni yeniden kazandırmalıyız, aksi takdirde had safhaya varan işsizlik, alım gücünde azalma, büyümenin finansmanı gibi temel sorunların çözülmesi mümkün değildir. İşsizlik toplumu korkutucu boyutta tehdit etmektedir. Rezervlerimiz azalmıştır. Gıda enflasyonunun özel olarak ele alınması, tarım sektörünün sorunlarını kalıcı çözecek bir programın hazırlanması gerekmektedir.” Şeklindeki tespitleri; Türkiye ekonomisinin acil çözüm bekleyen sorunlarını ve açmazlarını gerçekçi biçimde ortaya koymaktadır.
 
Yine aynı toplantıda konuşan TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan ise; Türkiye ekonomisinde son yaşanan çalkantılara ilişkin olarak katılımcılara; “Hepimiz son aylarda art arda gelen beklenmedik gelişmeleri anlamaya çalışıyoruz. Ortalığın toz duman olduğu, yetki ve sorumlulukların sınırlarının bulanıklaştığı durumlarda karar nasıl alınır; nereye gittiğimiz konusunda kafamızda bir cevap yoksa plan nasıl yapılır? Kurumsal yapıların öngörüldüğü gibi çalışacağı varsayımı olmadan yarın ne olacağı nasıl bilinir; ilan edilmiş olan kurallar yarın değişebilirse, yarına ilişkin kararlar nasıl alınır?” Sorularını yönelterek dikkatleri, içinde yaşanılan belirsizlik ve güvensizlik ortamına çekmeye çalışmıştır. Konuşmasında ayrıca, 1970’li yıllardaki gibi iç ve dış kaynak sorununun, cari açık ve finansman sorununun devam etmekte olduğunu, bugün ile 1970’ler arasında ciddi paralellikler bulunduğunu belirtmiştir.
 
Yolun bir yanının istikrarsızlığa, bir yanının ekonomik daralmaya, işsizlik ve geçim sıkıntısına çıktığını, ülke olarak hepimizin bu arabanın içinde olduğumuzu, kendi aramızda kavga ettikçe herkesin kaybedeceğini, birleştirici olmak gerektiğini, İstikrarı korumanın yolunun keskin manevralar yapmak yerine net, öngörülebilir ve tüm kesimlere güven veren bir yol haritasını ortaya koymaktan geçtiğini ifade etmiştir. TL’deki değer kaybının mutlaka önlenmesi gerektiğinin, aksi takdirde ülke ekonomisinin daha da kötüleşeceğinin altını çizmiştir. Ülkemiz gündeminin baş döndürücü hızı ve patırtısı gürültüsü arasında yeterince farkına varılmadan geçiştirilen bu açıklamalar; aslında çok önemli ve yaşamsal uyarılar içermektedir. Dikkate alınarak gereğinin yapılması gerekmektedir. Yoksa ekonomik tablodaki göstergelerin çok daha kötüye gideceğinden kimsenin kuşkusu olmamalıdır.

 
Bu yazı toplam 4177 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın diğer makaleleri
Tarsus Akdeniz ©1994 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
Oluşturma süresi(ms): -1