Mersin, Tarsus ve Bölgedeki gündem, ekonomi, son dakika, spor ve yaşam dünyasındaki önemli gelişmelerden anında haberdar olmak ister misiniz?

:

:

:

Siyasal Narsisizm

18 Ocak 2024 Perşembe 20:54
Celal Tezel
Türkiye’de, ilk belediye seçimlerinin yapıldığı 1930 Yılından bu yana, belki de en ilginç yerel seçimler sürecini yaşıyoruz.
 
Siyasal iktidar, siyasal tarihimizde misli görülmemiş bir şekilde yerel yönetim seçimleri üzerine ağırlığını koyarak süreci kendi lehine çevirmeye çalışıyor. Bu çaba ve gayretler kapsamında, muhtemelen ince bir seçim taktiği olarak muhalefet partilerinin ve muhalefete mensup belediye başkan adaylarının propaganda ve kendilerini tanıtım süreçlerini olabildiğince kısaltmak için kendince bazı önlemler alıyor. Olasıdır ki böylelikle, muhalefet adaylarının iki ayağını bir pabuca sokarak ve seçimleri bir oldu bittiye getirerek bu işten karlı çıkmanın hesaplarını yapıyor.
 
Belki de böyle bir nedenden dolayıdır ki YSK, siyasi partilerin kesin aday listelerini il ve ilçe seçim kurullarına teslim etme tarihini 30 Ocak’tan 20 Şubat’a çekti. Seçimler için propagandaya başlama tarihini 21 Mart olarak ilan etti. Bunun sonucunda, siyasal partilere propaganda faaliyetleri için kala kala 10 gün gibi kısacık bir süre kaldı. Bu süre, propaganda faaliyetleri sonucunda seçmenleri etkilemek, seçmen tercihlerini ve seçmenlerin oy verme davranışlarını değiştirebilmek için çok kısadır ve yetersiz bir süredir. Yine aynı şekilde, Gazze’de yaşanan soykırım benzeri savaş ve Kuzey Irak’tan ardı ardına gelen şehit haberleri dolayısıyla da gündem sık sık değiştirilmek ve siyasal partilerin seçimlere dönük olarak hazırladıkları bazı etkinlikler ertelenip ötelenmek zorunda kalınıyor.
 
Buna benzer çok çeşitli etkenler nedeniyle geniş halk kesimleri bir türlü seçim havasına sokulamıyor. Siyasal partiler ve adaylar ne yaparlarsa yapsınlar seçmenlerde herhangi bir umut ve heyecan yaratamıyorlar. Böyle bir sonucun ortaya çıkmasında elbette ki, geniş halk kesimlerinin siyasal partilere, siyasetçilere ve topyekûn siyaset kurumuna duydukları güven ve inancın azalmış olması gibi olguların da etkili olduğu söylenebilir.
 
Cumhur İttifakı partileri, mevcut konjonktürün kendi lehlerine geliştiğini zannedip statükoyu aynı şekilde korumanın gayreti içindeler ama, siyasette her zaman 2+2=4 etmediği gibi, ne yaparsanız yapın evdeki hesap ta her zaman çarşıya uymuyor. 31 Mart 2024 Seçimlerinin bir diğer ilginç yanı da siyasal partiler arasında seçim ittifakları ya da iş birliklerinin yaygın bir şekilde yapılıyor olmasıdır. Siyasal partiler arasındaki bu seçim iş birlikleri henüz netleşmediği gibi, kıran kırana yapılan pazarlıklar dolayısıyla partiler ve ittifaklar arsındaki dengelerin her gün yeniden değiştiği gözleniyor.
 
Bu ve benzeri özellikleri nedeniyle, adeta kıldan ince kılıçtan keskin sırat köprüsüne benzeyen 31 Mart seçimlerinden başarılı çıkmak isteyen adayların bu köprü üzerinden geçerken çok hassas dengeleri tutturmak zorunda oldukları söylenebilir. 31 Mart yerel seçimlerinin göze çarpan bir başka özelliği de siyasal partilerde yaşanan aday enflasyonudur. Her siyasi partiye belediye başkanı olmak için çok sayıda aday başvurdu. Tabii bizim ülkemizde parti içi demokrasi iyi işlemediği için adaylar çoğunlukla liderler tarafından ya da memnuniyet anketleriyle belirlenmeye çalışılıyor. Tabii hemen şunu söylememiz gerekiyor ki, gelişmiş demokratik ülkelerde buna benzer aday belirleme yöntemleri yoktur. Bu tip palyatif yöntemler, demokratik olmadığı gibi sağlıklı sonuçlar da vermez.
 
Nitekim siyasal partilerimiz kendi yöntemleriyle belirledikleri adaylarını kamuoyuna açıklamaya başladıktan sonra tüm siyasal partilerde büyük bir sarsıntı ve çalkantı yaşanmaya başlandı. Özellikle CHP’nin Belediye başkanı aday isimlerini açıkladığı Eskişehir, Adana ve Mersin gibi illerde kızılca kıyamet koptu. Mersin’in bazı ilçelerindeki mevcut belediye başkanları yeniden aday gösterilmeyince hemen partilerinden istifa ettiler. Ve zehir zemberek açıklamalarla kendilerini bu makamlara getiren partilerini ve partililerini ağır bir dille eleştirmeye ve yerden yere vurmaya başladılar. Partilerin aday açıklamaları devam ettikçe buna benzer marazi örneklerin çoğalacağı tahmin ediliyor. Konu tam da bu noktaya gelmişken hemen şunu belirtmemiz gerekir ki, bu tip marazi davranışlar psikiyatri, psikoloji ve sosyal psikoloji gibi çeşitli bilim dallarının konusunu oluşturmaktadır. Televizyonlarda görüp izlediğimiz bu tip siyaset adamlarının marazi davranışları ise siyaset bilimciler tarafından çeşitli bilimsel araştırma ve incelemelere konu olmuştur.
 
Bu tip hastalıklı ve olumsuz davranışlar, siyaset biliminde genellikle Makyavelizm ya da daha az bilinen, benzeri başka bir kavramla “siyasal narsisizm” olarak tanımlanmıştır. Kavram olarak narsisizmin kökenleri Yunan mitolojisinden aktarılan, Narcissos isimli bir gencin suyun yüzeyinde kendi yüzünün yansımasını görüp kendisine âşık oluşunu anlatan efsaneye dayanmaktadır. Narsisizm, toplumdaki bazı bireylerin yükseltilmiş özgüven ile kendilerini sürekli diğer insanlardan üstün görmesiyle ortaya çıkan bir kişilik bozukluğudur. Narsisistler, dünyanın kendi merkezleri etrafında döndüğüne inanırlar.
 
Bu hastalıklı kişiler, kendilerini, sanki gökten zembille inmiş bir dudağı yerde bir dudağı gökte masal devi ve yarı tanrı gibi görürler. Narsisizmin hem psikolojik hem de kültürel boyutu vardır. Psikolojik boyutta narsisizm bireyin ne hissettiğinden çok nasıl göründüğüyle ilgilenmesi, güç ve kontrol elde etmek için çabalaması, kendi çıkarına odaklanarak egoist bir birey haline gelmesidir. Ayrıca narsisizm, benliğin gerçek değerleri olan kendine hâkim olma, dürüstlük, haysiyet gibi değerlerden uzaklaşılmasıdır. Kültürel düzeyde narsisizm ise, çevre üzerinde nasıl bir etki yaratacağına aldırmadan, sadece kendi yaşam kalitesini yükseltmek için uğraşmak gibi insani değerlerden uzaklaşılmasıdır. Kâr ve güç uğruna doğal çevreyi kurban eden toplumların oluşması, bir başka deyişle maddeciliğe, çıkarlara ve güce tapınmanın artarak yaygınlaşmasıdır.
 
Bütün bunlarla birlikte siyasal narsisistlerde ayrıca, kendine hayran olma, başarıları abartma, güç ve başarı hayaliyle fazlaca meşgul olma, eleştirileri kaldıramama, taviz ve uzlaşmaya sıcak bakmama gibi özellikler de mevcuttur. Narsisist siyasetçiler, kendilerine dönük olmaları dolayısıyla pek çok bilgiyi kendilerine hizmet edecek şekilde, yanlı ve taraflı olarak değerlendirirler. Kendi imajlarını korumak için çeşitli durumları kendi lehlerine manipüle etmeye çalışırlar. Bu tip Narsisist siyasetçilerin, kendi çıkarları için başkalarını kullanma davranışları da çok yaygındır. Makyavelist bir tavırla örgütlerdeki maiyetlerini ve astlarını kendi amaçlarına ulaşmak için bir araç olarak kullanmayı kendilerine hak olarak görürler. Narsisist siyasetçilerin bir diğer olumsuz yönleri ise kendilerini zaten oldukça başarılı gördükleri için gelişime açık kapı bırakmamalarıdır.
 
Bu özelliklerine ek olarak narsisistlerin kötü birer dinleyici oldukları ve özellikle kendi hoşlarına gitmeyecek durumları duymazdan geldikleri de bilinen bir gerçekliktir. Narsisist siyasetçilerin bir başka olumsuz özellikleri ise genel olarak empati yoksunu olmalarıdır. Kısacası bunlarda; ben varsam parti, örgüt, belediye, toplum ya da her şey var. Ben yoksam; batsın bu dünya, yani “benden sonra tufan” anlayışı hakimdir.  Patolojik düzeyde narsisist ya da uyumsuz olan siyasetçiler, eninde sonunda takipçilerinin ve sempatizanlarının sadakatini kaybetmeye ve yok olmaya mahkumdurlar. Unutmayalım ki, Hitler de narsisist bir siyasetçiydi. Bilindiği gibi, Almanya’nın yıkımına ve tüm Avrupa’nın kan ve ateş içerisinde cayır cayır yanmasına neden olduktan sonra kendisiyle birlikte ideolojisi de yok olmuştur.
 
Son günlerde yakın çevremizde tanık olduğumuz; atanmamalarının ardından hemen partilerinden istifa ederek Belediye Başkan Adayı olan siyasetçilerimiz de tipik birer narsisist siyasetçi örnekleridirler. Bunlar aslında vatan, millet, hizmet, adalet, demokrasi diyerek sadece ve sadece kendi emel ve çıkarları için siyaset yapmaktadırlar. Bu nedenle böylesi kişiler arasından iyi siyasetçi, iyi yönetici, iyi belediye başkanı, iyi arkadaş hatta iyi bir eş ve aile reisi çıkabilmesi devenin iğne deliğinden geçirilebilmesi kadar zordur. Narsisist siyasetçilere ilişkin bu yönde yapılan nitelendirmeler, kesinlikle abartılı olmadığı gibi, doğru, haklı ve yerinde nitelendirmelerdir.
 
MEÜ. E. Öğr. Gör. Uzm. Celal TEZEL  

 
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın diğer makaleleri
  • Seçim sonuçlarını nasıl değerlendirmeliyiz?5 Nisan 2024 Cuma 08:18
  • Postmodernizm çağında asimetrik seçim29 Mart 2024 Cuma 14:34
  • Nevruz Bayramı’nın tarihsel kökenleri20 Mart 2024 Çarşamba 14:53
  • Seçim süreci nasıl şekilleniyor?15 Mart 2024 Cuma 15:32
  • “Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün” kısa tarihçesi7 Mart 2024 Perşembe 19:26
  • Stratejik oy verme davranışları22 Şubat 2024 Perşembe 19:36
  • Bilinmeyen yönleriyle Türkiye İktisat Kongresi15 Şubat 2024 Perşembe 20:48
  • Eğitim alanında belediyelere düşen yeni görevler9 Şubat 2024 Cuma 14:45
  • Nergis Şenliği izlenimleri1 Şubat 2024 Perşembe 20:05
  • Gazetecinin ölümü25 Ocak 2024 Perşembe 19:22
  • Siyasal Narsisizm18 Ocak 2024 Perşembe 20:54
  • Mersin seçim sürecinde psikolojik üstünlük CHP’ye geçti12 Ocak 2024 Cuma 11:12
  • Süper kupada süper skandal4 Ocak 2024 Perşembe 19:38
  • Noel ve Yılbaşı kutlamalarının kökenleri28 Aralık 2023 Perşembe 19:09
  • Aday belirleme sürecinde ince taktikler21 Aralık 2023 Perşembe 21:20
  • Çok bilinmeyenli yerel seçim denklemi15 Aralık 2023 Cuma 16:07
  • Sosyal belediyeciliğin yükselişi7 Aralık 2023 Perşembe 19:36
  • Belediyelerde siyasal yapının önemi1 Aralık 2023 Cuma 11:12
  • Öğretmenler Günü’nde aslında neyi kutluyoruz?24 Kasım 2023 Cuma 11:04
  • Kent kimliği ve kimliğini yitiren kentlerimiz16 Kasım 2023 Perşembe 19:11
  • Tarsus Akdeniz ©1994 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
    Oluşturma süresi(ms): -1