Yerel gazetelerden okuduğumuz bazı haberlere göre, Mersin Büyükşehir Belediyesi ekipleri Tarsus’un Pirömerli mahallesinde bu yıl 4’üncüsü düzenlenecek olan “Nergis Şenliği” için bazı çevre düzenlemeleri yapıyor ve çeşitli icrai faaliyetleri yürütüyorlar. Tabii söz konusu olan kırsal kesimde düzenlenen ve geleneksel olarak 4’üncüsü düzenleniyor olasına rağmen henüz çok yeni sayılabilecek bir şenlik ve toplumsal etkinlik olduğu için hemen baştan şunu söylememiz gerekir ki, bizim toplumsal eğlence kültürümüz çok zengin, çok köklü ve çok renkli bir kültür değildir. Tam tersine, toplumsal eğlence kültürümüz oldukça yavan, sıradan ve sınırlıdır.Bizde geleneksel olarak kökleri çok eskilere dayanan toplumsal eğlence etkinlikleri olarak bir Ramazan Bayramı ve bir de Kurban Bayramı vardır. Bizim eğlence kültürümüz bir nebze de olsa Cumhuriyetle birlikte çeşitlenmeye, renklenmeye ve artmaya başlamıştır. Son yıllarda ise, özellikle yaz aylarında adı üretildiği meyveyle özdeşleşmiş olan Karpuz Festivali, Kavun Festivali, Kiraz Festivali, Şeftali Festivali ve Elma Festivali gibi adlarla anılan şehir şenlikleri yaygınlık kazanmaya başlamıştır. Küçümsemiş gibi olmayalım ama bunların çoğu da bir kasaba panayırı olmanın ötesine geçememiş ve çoğunlukla sıradanlaşmış etkinliklerdir.
Etimolojik bir saptama yapacak olursak Latince kökenli bir sözcük olan festival sözcüğü, Latincede Festi (Ekmek) ve Vale (Paydos) sözcüklerinin birleştirilmesiyle türetilmiş bir sözcüktür. Türkçede “Ekmeğe Paydos” anlamına gelmektedir. Festival sözcüğü batı dillerinde, bizdeki Ramazan oruçları gibi, uzunca bir süre katlanılan sıkıntılı günlerin ardından gelen sevinçli ve eğlenceli günleri ve coşkulu ritüelleri ifade etmek için kullanılan bir sözcüktür.
Tabii festival sözcüğü zamanla anlam değiştirmiştir. Günümüzde daha çok, karnavaldan daha az katılımlı ve eğlence düzeyi biraz daha düşük boyutlu toplu eğlenceleri ifade etmek için kullanılır olmuştur. Türkçedeki tam karşılığı ise “şenlik” sözcüğüdür. Kanımca, yeri geldiğinde batı kökenli “Festival” sözcüğü yerine “Şenlik” sözcüğünü kullanmak, Türk Dilinin kullanımı açısından çok daha doğru ve yerinde bir yaklaşım olacaktır. Yine aynı şekilde ve aynı yollarla dilimize girmiş olan “Karnaval” sözcüğü ise, festival sözcüğünün türetilmesine benzer şekilde Latincede Karna (et) ve Vale (Paydos) sözcüklerinin birleştirilmesiyle türetilmiş bir sözcüktür.
Türkçede “Ete Paydos” anlamına gelmektedir. Festival sözcüğüyle aynı şekilde batı dillerinde, bizdeki Ramazan oruçları gibi, et yemeden geçirilen günlerin ardından gelen sevinçli ve eğlenceli günleri ve coşkulu ritüelleri ifade etmek için kullanılmaktadır. Ancak şu var ki, “Karnaval” sözcüğü, ünlü “Rio Karnavalı” örneğinde olduğu gibi, bütün bir ülkeyi kaplayan ve uzunca süren coşkulu şenlikleri ifade etmek için kullanılan bir sözcüktür. Ne yazık ki bizim kültürümüzde “karnaval” benzeri bir şenlik türü yoktur. Şenlik, eğlence ve toplumsal oyunların sosyolojik boyutlarını ve bu tür etkinliklerin toplumlar için ne kadar önemli ve anlamlı olduğunu Hollandalı filozof ve tarihçi Johan Huizinga, “Homo Ludens” yani Türkçe çevirisindeki adıyla "Oyun oynayan insan" adlı eserinde ortaya koymuştur. Huizinga'ya göre şenlik, oyun ve eğlence etkinlikleri, bir toplumdaki “egemen kültürün oluşum sürecinde birincil derecede önemli bir etkendir. Şenlikler, toplumsal anlamda işte böyle önemli bir fonksiyon yerine getirmektedir. Ülkemizde, son yıllarda bir de o şehirde yetiştirilen çiçek adlarıyla özdeşleşen şenlikler de yapılır olmuştur.
Örneğin, İstanbul’da “Lale Festivali” ve “Isapart’da “Gül Festivali” gibi festivaller düzenlenmektedir. İzmir Karaburun'da her yıl 20-21 Ocak tarihlerinde, “Nergis Festivali” adıyla düzenlenen etkinlik de bunlardan birisidir. Ülkemizdeki “Nergis Çiçeği” adıyla anılan 2’nci etkinlik ise Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin himayesiyle Tarsus’un Pirömerli mahallesinde “Nergis Şenliği” adıyla düzenlenen etkinliktir. Tam da bu noktada yeri gelmişken, çok kısa da olsa Nergis çiçeği ve Antik Yunan Mitolojisinde anlatılan ünlü Nergis öyküsüyle de ilgili kısa bir bilgilendirme yapmakta “Nergis Şenliği’nin” anlam ve önemini daha iyi kavramamız açısından çeşitli yararlar bulunmaktadır. Bilindiği gibi Nergis, nergisgiller (Amaryllidaceae) familyasından Narcissus cinsinden olan bitki türlerinin ortak adıdır. Anavatanı Avrupa olan bu bitkilerin en çok tür zenginliğine İspanya ve Portekiz'de rastlanmaktadır. Ancak doğal olarak tüm Akdeniz kıyılarında, hatta Japonya'da bile Nergis çiçeğinin yetiştiğine tanık olunmaktadır. Dünyada Avrupa, Kuzey Amerika ve bazı Kuzey Afrika ülkelerinde endüstriyel “Nergis” tarımı yapılmaktadır. Türkiye'de Bursa dolaylarında, Ege Bölgesi'nde ve özellikle de Karaburun ve Mordoğan'da yetiştirilmektedir.
Kastamonu’nun İnebolu ilçesinde Nergis’e “zellankadef” adı verilmektedir. Ve bu çiçek, halk pazarlarında köylü kadınlar tarafından satılmaktadır. Nergis çiçeğinin Çin nergisi, Yabani nergis, Fulya, Zerrin ve Güz nergisi adları verilen daha başka çeşitleri de vardır. Aynı zamanda ona Venüs çiçeği adı da verilmektedir. Nergis, tüm zamanlar boyunca hep aşkı, sevgi ve saygıyı ifade etmiştir. Antik Yunan Mitolojisinde anlatılan bir öyküye göre bir perinin ve bir tanrının oğlu olan Narkissos, o kadar yakışıklı bir delikanlıymış ki, onu bir kez gören tüm kızlar ona âşık olurlarmış. Günlerden bir gün, çok güzel bir peri kızı olan “Ekho” ormanda avlanan Narkissos’u görmüş ve ona ilk görüşte âşık olmuş. Ancak, Narkissos kendini beğenmiş tavırları ile bu sevgiye hiçbir karşılık vermemiş ve peri kızının yanından uzaklaşmış. Bu durum karşısında karşılıksız bir aşkla kara sevdaya yakalanan Ekho, günden güne eriyerek genç yaşında bu dünyaya veda etmiş.
Bütün vücudundan arta kalan kemikleri kayalara, sesi ise bu kayalara seslendiğimizde bize geri dönen “Eko” dediğimiz yankılara dönüşmüş. Öykü bu ya, Olimpos dağında yaşayan tanrılar bu duruma çok kızmışlar ve Narkissos’u cezalandırmaya karar vermişler. Günlerden bir gün, kırlarda avlanmaya çıkan Narkissos susamış, yorgun ve bitkin bir şekilde bir nehrin kıyısına ulaşmış. Narkissos su içmek için nehre eğildiğinde, sudan yansıyan kendi yüzünü ve vücudunun güzelliğini görmüş. O da bu güzellik karşısında adeta büyülenmiş ve kendi kendisine âşık olmuş. O ana kadar kimseyi sevmediği kadar, kendi kendisini sevmeye başlamış. O günden sonra Narkissos yemeden içmeden kesilmiş. Ne yemek yiyebilmiş ne de su içebilmiş. Tıpkı “Ekho” gibi Narkissos da günden güne erimeye başlamış ve su kıyısında kendi kendisini seyrederek bu dünyaya veda etmiş.
Öykü bu ya, öldükten sonra da vücudu “Nergis” çiçeklerine dönüşmüş. Ünlü mitolojik öykümüz bu şekilde dramatik ve trajik bir acı sonla noktalanıyor. Ama bu öykü bizlere aynı zamanda Nergis çiçeğinin on binlerce yıldan beri güzel sanatları ve kültürleri etkileyen önemli bir bitki olduğunu da gösteriyor. Pirömerli Nergis Şenliği’nin gelecek yıllarda da içeriğinin, kapsamının ve programının daha da zenginleştirilerek devam ettirilmesi o yörenin gelişmesi ve toplumsal kültürünün yeniden şekillenmesi açısından çok yararlı olacaktır. Umarım bu gibi etkinlikler köklenerek gelenekselleşir ve kalıcı olurlar. Gelip giden yöneticinin keyfine göre saman alevi gibi bir parlayıp bir sönmezler ve geçici bir heves olarak mazide kalmazlar. Ve Huizinga'nın da altını önemle çizdiği gibi, düzenlendiği Pirömerli yöresinin şenlik, oyun ve eğlence kültürün oluşumuna ve gelişimine önemli ölçüde olumlu katkılar yaparak icra edilmeye devam ederler.
MEÜ. E. Öğr. Gör. Uzm. Celal TEZEL




























