Mersin, Tarsus ve Bölgedeki gündem, ekonomi, son dakika, spor ve yaşam dünyasındaki önemli gelişmelerden anında haberdar olmak ister misiniz?

:

:

:

Seçim mi? Yoksa Geçim mi?

15 Temmuz 2022 Cuma 11:19
Celal Tezel
Atalarımız “Sayılı günler tez geçer” diye ne de güzel söylemişler. İşte, arefe günüyle ve Çarşamba-Perşembe günlerinin idari izinli sayılmasıyla birlikte 10 güne çıkartılan bayram tatili günleri de bir göz açıp kapayıncaya kadar, çarçabuk geçti. Bayram tatilinin dinginliği ortadan kalktı.
 
Toplumsal yaşam, alışılagelmiş kendi tekdüze devinimine geri döndü. Büyük halk kitlelerinin günlük geçimini sağlama savaşımının acımasız çarkları, yeniden dönmeye başladı. Öyle ya, her ülkede günlük toplumsal yaşamın 7/24 durmayan, kendine özgü bir kurgusu ve döngüsü var. Yaşayan her insan, sabah olup uyandığında bu toplumsal yaşama karışıyor. Bu kurguda ve döngüde yaşayan her birey, kendine göre bir rol alıyor.
 
Bir işlev yerine getiriyor. İşte bu bayram tatili dönüşünde de yine aynen böyle oldu. Hemen hemen hepimiz, nerede kalmıştık? Diyerek, yeni bir başlangıç yapmak için işlerimizin ve dolayısıyla da sorunlarımızın başına geri döndük. Ve dönmemizle birlikte, ülkemizde yaşamakta olduğumuz ekonomik, toplumsal, siyasal ve kültürel sorunlarımızla ve acı gerçeklerimizle yine baş başa kaldık. Toplumsal gündemimizin acil çözüm bekleyen ama, kısa vadede çözümlenemediği için geleceğe ertelenen ve ertelendikçe de katlanarak büyüyen gündem maddeleriyle dolu olduğunu bir kez daha gözlerimizle somut olarak gördük.
 
Hepimizin yakından bildiği ve tanık olduğu gibi son günlerde; hayat pahalılığında, eğitimde, sağlıkta, salgın hastalıkla mücadelede, adalette, iç ve dış güvenlikte, uluslararası ilişkilerde, iç-dış göç ve beyin göçü konularında, çarpık şehirleşmede, çevre sorunlarında, yerel yönetim hizmetlerinin götürülmesinde, toplumsal şiddetin yaygınlaşmasında, sanayi üretimi ile tarımsal üretimin gerilemesinde ve özellikle de temel gıda fiyatlarının artışında hayli fahiş ve dramatik sorunlar yaşıyoruz.
 
Bu sorunlar, Türkiye Cumhuriyeti halkının gündelik yaşamını çekilmez hale getiriyor. Halkın belini büküyor. Ancak geliniz görünüz ki siyasetçilerimiz ve ulusal medya organlarımız arasında öncelikli gündem maddesi olarak varsa yoksa genel ve erken seçim tartışmaları ön plana çıkartılıyor. Muhalefet partilerimiz, ortamın kendileri için uygun olduğunu düşünerek hemen seçim; o da olmazsa, mümkün olan en kısa sürede erken seçim için var güçleriyle bastırıyorlar. Buna karşılık olarak, siyasal iktidarda bulunan Cumhur İttifakı partileri de siyasal iktidarlarının ömrünü mümkün olduğu kadar uzatabilmek için bir futbol terimiyle söyleyecek olursak; orta sahada top çeviriyor ve seçim sürecini savsaklayarak zamana yaymak istiyorlar. Peki, profesyonel siyasetçilerimiz ve bir avuç mutlu azınlık dışında, dar gelirli ve yoksul ve ortalama ve sade çok geniş, sessiz halk yığınlarımız bu tartışmaların neresindedir dersiniz?
 
Acaba onlar için de öncelikli gündem maddesi erken seçim midir? Yoksa, bu çok geniş ve sessiz halk yığınları; günlük geçimlerini nasıl sağlayacaklarını ve çoluk çocuklarının günlük nafakalarını nasıl çıkartacaklarını mı düşünmektedirler? Sorunun doğru yanıtı elbette ki çok basittir. Ve ortalama ve sade, sessiz halk yığınları için asıl öncelikli gündem maddesinin “geçim sorunu” olduğu şeklindedir.
 
Evet, açık ve net olarak söylemek gerekirse, halkımız “seçimi” değil, “geçimi” düşünmektedir. Peki, ülkemizin içinde bulunduğu durumdan çıkabilmesi ve devasa boyutlara ulaşmış olan ekonomik ve toplumsal sorunlarını çözebilmesi için gerçekten de acil olarak bir erken seçime ihtiyacı varken; halkımızın büyük bir çoğunluğunun bu ihtiyaca kayıtsız kalması, yanıtı aranması gereken büyük bir çelişki değil midir? Elbette ki böyle bir çelişki, demokratik bir toplum yapısı oluşturabilmenin önündeki en büyük engellerden birisini oluşturmaktadır. Siyaset sosyolojisinde böyle toplumlara iki gündemli toplumlar denilmektedir. İki gündemli toplumlarda; toplumu yönetenler yani, siyasal iktidar sahipleri, siyasi, ekonomik, bilimsel ve sanatsal elitler (seçkinler) ile yönetilenler yani, işçiler, köylüler, emekçiler ve dar gelirli ve yoksul çok geniş halk kesimlerinin gündemleri birbirinden farklı şekilde oluşmaktadır.
 
Böylesi iki gündemli toplumlarda, siyasal iktidar sahipleri; siyasal ve ekonomik elitler; öncelikli gündem maddesi olarak kendi siyasal iktidarlarının sürdürülmesi ve toplumdaki ekonomik ve siyasal ayrıcalıklarının korunması ve servetlerinin arttırılması sorunları üzerinde yoğunlaşıp bunlar için çaba harcarlarken; yönetilenler yani, dar gelirli ve yoksul, çok geniş halk kesimleri ise, kurulmuş olan bu acımasız ve vahşi kapitalist düzende yaşayabilmenin, var olup ayakta kalabilmenin ve çoluk çocuklarını yeterli düzeyde geçindirebilmenin çabası içerisine girmektedirler.
 
Bunun dışındaki toplumsal sorunlarla uğraşabilmek için zaman ve ortam bulamamaktadırlar. Türkiye Cumhuriyeti toplumu, çok uzun yıllardan beri iki gündemli bir toplum haline gelmiştir. Bu oluşumun kökenleri, Türklerin Anadolu’ya geliş tarihi olan 1071 Yıllarına kadar dayanmaktadır. İki gündemli toplumlarda bir nevi adı konulmamış, üstü örtülü ve gözle görülmeyen bir ekonomik ve siyasal kast sistemi oluşmaktadır. Nitekim ülkemizde de hemen hemen böyle bir ekonomik ve siyasal kast sisteminin oluştuğu söylenebilir. Çünkü, siyasal ve ekonomik aktörler ve elitler hemen hemen hiç değişmemektedir. Kesimler arasındaki geçişkenlik neredeyse yok denilecek kadar azdır.
 
Seçimle gelinen görevlere seçilecek olan, parti yöneticileri, parti delegeleri, parti meclisi üyeleri, milletvekili adayları, belediye başkanı adayları ve hatta belediye meclisi üyeleri bile partinin başında bulunan genel başkanlar, yani tek seçiciler tarafından belirlenmektedir. Bu şekilde, bir siyasal biat kültürü oluşturulmuştur. Seçim günü geldiğinde seçmen pusulasına adı yazılanlar halkın önüne konulmakta bunlara oy verilmesi istenmektedir. Halk kime ve neden oy verdiğini bilmeden, rutin bir yasal görevi yerine getirerek oy kullanmaktadır. Toplumun en iyi eğitimli ve nitelikli kesimi olan devlet memurlarına, bilim insanlarına, işçi ve emekçilere siyaset yapmayı adeta yasaklayan ve siyaset kurumunu ülkemizdeki sermaye kesimlerinin, büyük gayrimenkul sahiplerinin ve rantiyecilerin emrine sunan bu model, faşist 12 Eylül cuntacıları tarafından 1982 Anayasıyla getirilmiştir.
 
Ekonomik ve siyasal eltilerin işine geldiği için bugüne kadar çok eleştirilmesine rağmen değiştirilmemiştir. Demokratik toplumlarda seçim sandıkları; ilkesiz, kuralsız ve koşulsuz bir şekilde her önüne gelenin aday olması ve çoğunluk oyları alanın rastgele seçilmesi için kurulmamaktadır. Seçim sandığının kurulmasının asıl amacı; her siyasi partinin kendi üyeleri arasından o siyasal partiyi temsil yeteneği en üst düzeyde gelişmiş, yeterli, yetenekli ve liyakatli olan temsilciyi seçmektir. Ayrıca, halkın kendi kendini yönetebilmesini sağlamak için seçilecek olanın sürekli olarak değişmesini, her seferinde başka bir temsilcinin iş başına gelmesini sağlamaktır.
 
ABD’de başkanlar bu nedenle sıklıkla değişmektedir. Alman Başbakanı Merkel, siyasal gücünün ve saygınlığının doruğundayken bu nedenle siyasal yaşamına nokta koymuş ve siyaseti bırakmıştır. Yoksa demokratik ülkelerde seçimler, bir kişinin ya da bir siyasal partinin çeşitli yol ve yöntemler uygulayarak uzun yıllar boyunca hiç değişmeden iktidarda ve icranın başında kalması için yapılmamaktadır. Bu şekilde hiç gitmemek üzere iş başına gelen, çoğunlukla az gelişmiş orta doğu ülkelerinin başındaki üst düzey yöneticiler için; benim gibi Mekteb-i Mülkiye’de “Siyaset Bilimi” okumuşların piri, üstadı, çağdaş siyaset biliminin kurucusu, ünlü Fransız bilim insanı Prof. Dr. Maurice Duverger, siyaset biliminin baş yapıtı ve temel kaynaklarından birisi olan “Politikaya Giriş” adlı kitabında “Seçilmiş krallar” tanımını yapmaktadır. Seçilmiş kralların uzun yıllar boyunca başta bulunduğu böylesi az gelişmiş demokrasiler, ülkelerinin yönetiminde, kalkınmasında, huzurlu ve mutlu olmasında yetersiz kalmaktadır.
 
Ülkemizde de 20 yıl gibi hayli uzun bir zaman boyunca tek başına siyasal iktidarını sürdürmüş olan AKP’ye karşı toplumumuzda biriken hoşnutsuzluk giderek artmaya başlamıştır. AKP’nin doktorlarla, avukatlarla ve barolarla, öğretmenlerle, üniversite öğrencileriyle, mühendis ve mimarlarla, işçilerle memurlarla, esnaf ve sanatkarlarla ve hatta sanayici ve iş adamlarıyla yani, kısacası tüm toplum kesimleriyle olan iletişimi hemen hemen kopma noktasına gelmiştir. AKP, ortaya çıkan ekonomik, toplumsal, siyasal ve hukuksal sorunlara gerçekçi, akılcı, geçerli ve kalıcı çözümler üretemez hale gelmiştir. Günübirlik, palyatif çözümlerle durumu idare etmeye çalışmaktadır. Geniş halk kesimleri, hayat pahalılığı, işsizlik ve yüzde 175’e varan yüksek enflasyon altında inim inim inlemektedir. Memur, emekli ve asgari ücretliye yapılan zamlar, daha bu kimselerin cebine bile girmeden erimiştir.
 
Ülke tarihinde ilk defa doktorlar bile “geçinemiyoruz” diyerek sokaklara inmiştir. Sokaklar, “aş ve iş!”, hapishaneler “özgürlük!”, çarşı pazar “bir lokma ekmek!” diye haykıran insanlarla dolmuştur. Ve bu yakıcı sorunlarını yüksek sesle dile getirebilmek için, Anayasal bir hak olan toplantı ve gösteri yürüyüşlerini, en demokratik ve barışçı bir biçimde düzenleye çalışanlar bile coplanmakta, biber gazından nasibini almakta ve gerekçesiz bir şekilde hapislere tıkılmaktadır. Bu durum, uzun yıllar boyunca AKP saflarında AKP amaçlarına hizmet etmiş hatta AKP’nin kuruculuğunu yapmış olan politikacılar tarafından bile eleştiri konusu yapılmıştır. Erken ya da zamanında, genel seçimler mutlaka yapılacaktır. Başta da söylediğimiz gibi “sayılı günler tez geçmektedir.” Seçimlerin yapılmasına şunun şurasında bir yıldan daha az bir zaman kalmıştır.
 
Bazı uzmanlar, seçim tarihi konusunda seçim loto oynamakta ve çeşitli seçim tarihleri vermektedirler. Kanımca, eğer olağanüstü bir değişiklik olmazsa, erkene alınmış genel seçimler 2023/Mayıs ayının ilk hafta sonu olan 07 Mayıs 2023 Pazar günü yapılacaktır. Yapılan tüm hazırlıklar bunu göstermektedir. Peki, seçim sonucunda ne mi olacaktır? Sevelim sevmeyelim, beğenelim beğenmeyelim bir dönem Türk siyasal yaşamına damgasını vurmuş olan ünlü siyaset ve devlet adamı Süleyman Demirel’in siyasi tarihimize geçmiş olan meşhur bir sözü vardır. Artık bir özdeyiş haline gelmiş olan bu sözünde Demirel “boş tencerenin deviremeyeceği iktidar yoktur.” Demektedir. Geçmişte yaşanmış olan siyasal deneyimler de bu sözün doğruluğunu teyit eder niteliktedir.
 
Kapitalist ekonomik ilişkilerin egemen olduğu toplumlarda siyasal sistemin ya da siyasal iktidarların değişmesine karar verenler ve çok büyük oranda bu değişime etki edenler; uluslararası sermeye çevreleri, yerli sermayedarlar, sanayiciler, iş adamları, büyük toprak ağaları, büyük gayrı menkul sahipleri ve rantiye kesimleridir. Bu kesimler, artık uygulanan ekonomik politikalardan zarar görmeye başladıkları kanaatine vardıkları için AKP iktidarıyla olan bağlarını kesmek üzeredirler. Bütün bunlara ek olarak günümüzde orta sınıflar ve halkımız, büyük bir geçim sıkıntısı çekmektedir. Bu da göstermektedir ki yapılacak olan seçimlerin sonucunu yaşanan bu tür gelişmeler ve çekilen bu geçim sıkıntıları belirleyecektir. Bütün bunların sonucunda bugün itibariyle halkımız, büyük bir olgunlukla ve tamamen demokratik yol ve yöntemlerle 20 yıllık AKP iktidarına son verecek ve onu ana muhalefet partisi konumuna getirecekmiş gibi görünmektedir. Şimdilik, sabırla beklemekten ve olayların nasıl evrileceğini gözlemekten başka seçeneğimiz bulunmamaktadır.

 
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın diğer makaleleri
Tarsus Akdeniz ©1994 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
Oluşturma süresi(ms): -1