Mersin, Tarsus ve Bölgedeki gündem, ekonomi, son dakika, spor ve yaşam dünyasındaki önemli gelişmelerden anında haberdar olmak ister misiniz?

:

:

:

Saraylar Yıkılır Saltanatlar Çöker

7 Mart 2020 Cumartesi 15:17
Celal Tezel
Süperstar Ajda Pekkan’ın söylediği “Kimler geldi, kimler geçti” şarkısı, sanatçının şöhret olduğu 70’ li yıllarda söylediği, o zamanlar dillerden düşmeyen popüler bir şarkıydı. Şarkıyı bu kadar popüler ve ünlü yapan belki de yaşamın yalın bir gerçekliğini ifade etmesi ve sözlerinin taşıdığı felsefik anlamdı. Evet, sonsuzdan gelip sonsuza giden bu evren içerisinde hiçbir şey, özelikle de yönetimler, yöneticiler, krallıklar, sultanlıklar, saraylar ve saltanatlar kalıcı olamıyorlar. Zamanın geriye döndürülemez bir şekilde hep ileriye ve geleceğe doğru akışı karşısında dönüşüyor, değişiyor ve bazen de yerle bir olarak tarihin çöplüğünde kayboluyorlar. Şarkının sözlerinde ifade edildiği gibi kimler geliyor, kimler işlevlerini tamamladıktan sonra bu dünyadan geçip sonsuzluğa yol alıyorlar. Bunların çoğu da hafızalardan silinip unutuluyorlar.
 
Tarihsel bazı kişiliklere bu açıdan bakıldığında ne Cengiz Han’lar, Alpaslan’lar, ne Büyük İskenderler, Sezarlar, Napolyonlar, Harun Reşit’ler,  ne Fatih’ler, Kanuni Sultan Süleyman’lar, Yavuz Selim’ler, Abdülhamit’ler geldiler ve bir göz açıp kapayıncaya kadar geçip gittiler. Bunlar, hep saraylarının, saltanatlarının ve hanedanlıklarının kalıcılığı için çalıştılar ama hepimizin bildiği gibi çoğunun sarayları yıkıldı, saltanatları çöktü ve hanedanlıkları dağıldı. Bugün bu krallık ve sultanlıkların yerlerinde yeller esiyor.
 
Yalnızca insanlık adına, insanlığı ve uygarlığı yücelten yapılar ve eserler kalıcı oluyor. Gerisi unutulup gidiyor ve kötülüklerle anılıyor. Bence bu açıdan bakıldığında kalıcı olan Atatürk Devrimleri ve Türkiye Cumhuriyeti olmuştur. Saraylardan yönetilen Osmanlı Devleti gibi yıkılmayacağına, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği gibi sonsuza kadar yaşayacağına inanıyoruz.
 
Siyaset Bilimi, Tarih ve buna benzer bilim dallarıyla uğraşan bilim insanları, devletlerin nasıl yıkıldığı, saltanatların nasıl çöktüğü ya da bazı uygarlıkların nasıl ve neden ayakta kalarak çok uzun ömürlü oluğu konusu üzerinde çalışıyorlar. Bazı görüşlere göre bir insan yaşamında seksen yıl, yüz yıl gibi zamanlar çok uzun bir zaman sürecidir ama devletler ve toplumlar açısından bu zaman dilimi çok fazla bir anlam ifade etmiyor. Çünkü devletlerin ömrü, ne kadar uzun yaşarsa yaşasın bir insan ömründen çok daha fazladır. Bazı siyaset bilimciler devletleri ve uygarlıkları da canlı organizmalar gibi ele alıyorlar. Bunlara göre devletler ve uygarlıklar da tıpkı canlılar gibi doğuyorlar, belli bir gelişim süreci izliyorlar, gelişmişliklerinin belli bir aşamasında kendi kendilerini yeniden üretiyorlar ve fonksiyonlarını tamamladıktan sonra bu dünyadan göçüp gidiyorlar.
 
Doğal olarak devletlerin çöküşünün başta ekonomik olmak üzere, tarihsel, kültürel, yönetsel, teknoljik, stratejik, diplomatik ve bunlara benzer daha pek çok nedenleri vardır. Bu nedenler arasında en önemlilerinden birisi de yönetimin ve yöneticinin kalitesidir. Örneğin Atatürk gibi Kaliteli devlet adamları ve önderler deyim yerindeyse yanmış ve yıkılmış olan Osmanlı Devletinin küllerinden yepyeni ve çağdaş bir devlet kurabiliyorlar. Mareşal Tito gibi, Mihail Gorbaçov gibi öngörüsüz ve basiretsiz yöneticiler devletlerinin dağılmasına, Saddam gibi acımasız, zalim ve görgüsüz muhterisler de ülkelerinin parçalanmasına ve uluslarının uzun yıllar boyunca perişanlık içerisinde acı çekmelerine neden olabilmektedirler.
 
Özellikle Asyatik doğu ve Ortadoğu toplumlarında kurucu tek adama ya da hanedana bağlı olarak yönetilen toplumlarda bu tek adamın ölümü veya herhangi bir şekilde görevden uzaklaştırılması durumunda da devletlerin çöktüğünü ve kısa sürede tarih sahnesinden silindiğini görmekteyiz. Örneğin, tarihin kaydettiği en geniş topraklara sahip Cengiz Han’ın ölümüyle Moğol devleti, Atilla’nın ölümüyle Büyük Hun imparatorluğu gibi devletler çok kısa sürede tarih sahnesinden silinmiştir.
 
Esasen günümüzün çağdaş devletleri, başta Anayasa olmak üzere, yasalar, kurumlar ve kurallar üzerine tesis edilmiş organizasyonlardır. Devlet, bir toplumdaki en büyük ve en yetkili organizasyonlar organizasyonudur. Bu kurumsal yapıdan ve kurallar sisteminden uzaklaşılarak devlet yönetiminin kişiselleştirilmesi, tahmin edilemeyecek kadar büyük sakıncalar ve zafiyetler doğurabilir. Yönetimin ve yöneticinin kalitesizleşmesinden kaynaklanan kötü yönetim, ekonominin ve maliyenin, adaletin, eğitimin ve diplomasinin bozulması, kalitesiz ve hızlı nüfus artışı ve uzun süren savaşlar gibi etkenler dışarıdan bakınca hiç yıkılamayacak gibi görünen bazı devletlerin veya siyasal iktidarların, hiç umulmadık bir anda, içi boşalmış ağaç gövdeleri gibi küçük bir esintiyle boylu boyunca yere serilmelerine neden olabilir. Böyle durumlarda kaçınılmaz olarak saraylar yıkılır, saltanatlar çöker ve hanedanlıklar da dağılır.
 
 
Celal TEZEL
E. Öğr. Gör. Uzm.
Bu yazı toplam 414 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın diğer makaleleri
Tarsus Akdeniz ©1994 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
Oluşturma süresi(ms): -1