Mersin, Tarsus ve Bölgedeki gündem, ekonomi, son dakika, spor ve yaşam dünyasındaki önemli gelişmelerden anında haberdar olmak ister misiniz?

:

:

:

Salgından Etkilenen Kamusal Projeler

24 Mart 2020 Salı 09:42
Celal Tezel
Tüm dünyayı olduğu gibi ülkemizi de saran coronavirüs salgını ölümcül bir kasırgaya dönüştü. Etkisini arttırmaya ve her geçen gün daha  da fazla can almaya devam ediyor.
 
Dünyanın hemen hemen her ülkesinde gözle görülemeyen, yeteri kadar  bilinmeyen ölümcül bir düşmana karşı adı konulmamış bir savaşım sürdürülüyor. İçinde yaşadığımız bilinmezliklerle dolu sis bulutu içerisinde pek farkında değiliz ama tarihsel bir dönemeçten çok büyük bir fay hattından geçiyoruz.
 
Aslında ancak, gelecekte somut olarak görebileceğimiz çok büyük bir tarihsel kırılma noktasında yaşıyoruz. Bir başka deyişle uygarlık tarihi sürecinde  bugüne kadar eşi ve benzeri görülmemiş günlerden geçiyoruz. Düşünün bir kez, dünya üzerinde daha önce de Kara Veba gibi, kolera, tifo, tifüs gibi, 1918-1920 yılları arasında 30 milyondan fazla insanın ölümüne neden olan İspanyol gribi gibi salgınlar oldu.
 
Ama bunlardan hiç birisinde İslam Aleminin kutsal mekanı olan Kâbe ziyarete, tüm İslam ülkelerindeki camiler de ibadete kapatılmak zorunda kalınmadı. Tıp bilimi ve teknolojileri  bu kadar gelişmiş olmasına karşın hastalığın tedavisi konusunda bu kadar çaresizlik içerisine düşülmedi.
 
Ülkelerde ve şehirlerde bu kadar yaygın karantinalar uygulanmadı. Ülke ekonomileri bu kadar kısa sürede ters yüz olup dibe vurmadı. Hep söylediğim bir söz vardır. “tek birey olarak insanlar ölümlü ama büyük insanlık ölümsüzdür.” Bu nedenle yaşadığımız süreç ne kadar uzarsa uzasın, salgının vereceği zararlar ne kadar büyük olursa olsun, eninde sonunda bu salgın hastalık ta tedavi edilecektir. 
 
Büyük insanlık varlığını ve yaşamını sürdürecektir ama “bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.” Bütün büyük felaket ve salgınlardan sonra hep böyle olmuş, köklü ve büyük dönüşümler yaşanmıştır. Örneğin Kara Veba  salgınından sonra Avrupa’yı katı din kurallarıyla egemenliği altına almış olan Engizisyon yönetimi çökmüş ve Rönesans ve Reform hareketleri başlamıştır.
 
Coronavirüs salgınından sonra olabilecekleri değerlendirmek farklı çözümlemeleri ve çok kapsamlı araştırmaları gerektirir. Bu bağlamda, böylesine kapsamlı açıklamalara girmeden, salgın öncesi kamuoyunu uzun süre işgal ederek büyük tartışmalara neden olan kamu  projelerinin mevcut durumdan nasıl etkilendiğini irdeleyebiliriz.  Birincisi “Çılgın Proje”  olarak adlandırılan “Kanal İstanbul Projesi” bence en iyi ihtimalle en az elli yıl ötelenecektir. Belki de yapılması hiç hatırlanmamak üzere gündemden çıkartılmak zorunda kalınacaktır.
 
Salgın nedeniyle, bu proje için kısa ve orta vadede, içerden ve dışarıdan yeterli finansman bulunması imkansız denilebilecek kadar zordur. Ayrıca bu projede, rant amacı dışında kamu yararı bulunmaması, öncelikli bir ihtiyaçtan doğmamış olması ve kamu sağlığına yapacağı hiçbir katkının olmaması  gibi çekinceler mevcuttur.
 
Bu nedenle, salgın sonrası gündeme gelmesi halinde çok büyük bir muhalefetle ve toplumsal dirençle karşılaşacaktır. İkincisi “Millet Kıraathaneleri”dir. Salgından daha kısa bir süre önce iktidar sahiplerince  özgün bir proje olarak sık sık dile getiriliyordu. Bu projeye göre, sanki ülkemizde kahvehane, cafe-restaurant, cafe ve çay ocağı  adı altında yeterince kıraathaneler yokmuş gibi, Devlet tarafından her il ve ilçede bir “Millet Kıraathanesi” açılacaktı. Bu kıraathanelerde oturan yurttaşlarımıza belediyeler tarafından ücretsiz olarak çay, kahve, pasta, kek hatta çorba servisi bile yapılacaktı. Birkaç il ve ilçede açılmış olan bu “Millet Kıraathaneleri” de coronavirüs salgını nedeniyle alınmış olan önlemler çerçevesinde öteki kahvehanelerle birlikte kapatıldılar. Kayda değer ciddi bir fonksiyon yerine getirmediği açıkça görülen bu proje de bu şekilde uygulamadan kaldırılmış oldu. Muhtemelen bir daha dile getirilmeyecek ve unutturulacaktır.
 
Coronavirüs salgını vesilesiyle fonksiyon yerine getirmediği anlaşılan üçüncü projemiz de “İstanbul Hava Alanı” projesidir. Yıllık 80 milyon yolcu kapasiteli Atatürk ve Sabiha Gökçen Hava Alanları gayet başarılı bir şekilde hizmet sürdürmekte iken, yıllık 100 milyon yolcu garantisiyle yapıldı. Salgın hastalık nedeniyle tüm dünya havaalanları uçuşa kapatıldığı için daha ne kadar kapalı kalacağı ve 100 milyon yolcu kapasitesine ne zaman ulaşacağı belli değildir. İnsan, yeterli hizmeti başarılı bir şekilde vermeye devam eden iki havaalanı mevcutken böylesine büyük bir yatırıma gerek var mıydı? Diye düşünmeden edemiyor.
 
Salgın nedeniyle Türkiye gerçeklerine uymadığı ortaya çıkan dördüncü proje de “Şehir Hastaneleridir” 3 bin, 4 bin yataklı devasa hastanelerde karantina bile yapılamıyor. Devasa boyutlardaki bu hastanelerde hijyeni sağlamak hem çok zor ve hem de yüksek maliyetli oluyor. Bunun yerine bir şehrin değişik semtlerinde 400-500 yataklı dünya standartlarında 7-8 hastane kurulabilirdi. Konunun uzmanları böylelikle salgın hastalıkla daha iyi mücadele edilebileceğini söylüyorlar. Üstüne üstlük, büyük şehirlerde Şehir Hastanelerine hasta akışı sağlamak için yıktırılmış olan hastanelerin eksikliği de bu salgında büyük bir acıyla hissediliyor.
 

Celal TEZEL
E. Öğr. Gör. Uzm.
 
Bu yazı toplam 296 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın diğer makaleleri
Tarsus Akdeniz ©1994 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
Oluşturma süresi(ms): -1