Hasan Amca emekli maaşını tomarıyla cebine koymuş.Sonra da başlamış dağıtmaya.
Ev sahibine gitmiş, günaydın diyerek kira parasını çıkartıp '' bu sana'' diyerek ödemiş.
Oradan çıkıp mahalle bakkalına uğramış borcunu hesap ettirip'' bu sana''' diyerek ona da borcunu ödemiş.
Bakkaldan çıkıp manava girmiş: Manav efendi al bakalım '' bu da sana'' diyerek olan borcu kapatmış.
Manavdan çıkıp belediyeye su parasını '' bu da sana'' diyerek su parasını yatırmış.
Oradan elektrik idaresine, Oraya da '' bu da sana'' diyerek faturayı ödemiş.
Oradan çıkıp eve yönelmiş ve biraz tatlı alayım da çoluk çocuk yesin diyerek tatlıcıya girmiş.
Tatlıcıya bir kilo baklava verir misin? dedikten sonra ödeme yapmak üzere pantolonunun para dolu cebine elini sokmuş, sokmuş ama o tomarla paradan eser yok.
Biraz daha derine sokmuş yine yok…
Cebinin derinliklerinde para ararken eline bir şey gelmiş(!)
O eline gelen şeyi sıkıca tutmuş. Ve Emekli Hasan Amca şöyle mırıldanmış.
-Bu sana, bu sana… Sapı Kaldı Hasana!!!
***
HİZMETE DAİR BİR DİLEKÇE HİKÂYESİ
Bir vatandaş belediye başkanına gider ve güler yüzlü bir şekilde derdini anlatır:
— “Sayın Başkanım, evimin önünde küçük bir çukur var. Sabah işe giderken bazen fark edemiyorum, zor durumda kalıyorum.”
Belediye Başkanı sakin bir şekilde vatandaşa:
— “Efendim, sizi çok iyi anlıyorum. Konunun resmi takibi ve hızla çözülmesi adına bir dilekçe ile başvuru yaparsanız, ekiplerimiz süreci ivedilikle başlatacaktır.”
Vatandaş dilekçesini yazar. Kısa bir süre içinde çukurun hâlâ kapanmadığını görünce tekrar gelir:
— “Başkanım, ilgilenildiğini biliyorum ama sorun hâlâ devam ediyor. Ayağımda bile iz kaldı.”
Başkan açıklama yapar:
— “Geçici çözümler değil, kalıcı ve doğru adımlar atmak istiyoruz. Yeni bir dilekçe ile güncel durumu bildirirseniz, sorunun daha net takibini sağlayabiliriz.”
Vatandaş biraz sitemli:
— “Başkan bey; bu dilekçelerime ek olarak seçim zamanı geldiğin de çukura düşmeyeceğim bir kentte yaşamak istediğimi belirten güzel bir dilekçeyle sandığa başvuracağım!”
***
LİDERLİK FELSEFESİ
Zamanın başbakanı, dış destek aramak için İngiltere’yi ziyarete gitmiş.
Ziyaret sırasında kraliçe tarafından çay içmeye davet edilen başbakan, kraliçeye “Liderlik felsefeniz nedir?” diye sormuş.
Kraliçe:
– Çevremi akıllı insanlarla doldururum, demiş.
Başbakan bunun üzerine:
– Peki ama çevrenizdeki insanların akıllı olup olmadığını nasıl ayırt ediyorsunuz? diye sormuş.
Kraliçe:
– Onlara doğru soruları sorarak.
--Bakın şimdi nasıl yaptığımı görün, demiş.
Kraliçe hemen Tony Blair’i aramış:
– Blair, lütfen şu soruya cevap verir misin?
--Annenizin bir çocuğu var, babanızın bir çocuğu var ve bu çocuk senin ne kız ne de erkek kardeşin. Kimdir bu çocuk?
Tony Blair:
– Bu çocuk benim, majesteleri, diye yanıtlamış.
Kraliçe:
– Doğru. Teşekkürler, iyi çalışmalar Blair, demiş.
Kraliçe, bizim başbakana dönerek:
– Gördünüz mü Sayın Başbakan?
Başbakan:
– Evet majesteleri, çok teşekkür ederim. Bu müthiş metodunuzu kesinlikle kullanacağım, diyerek oradan ayrılmış.
Yurda döndüğünde hemen başyardımcısını (nam-ı diğer baş yağdanlığı) yanına çağırmış:
– Sana bir soru soracağım, doğru cevap vermeni istiyorum, demiş.
Başyardımcı:
– Tabii efendim, nedir?
Başbakan:
– Senin annenin bir çocuğu var, babanın da bir çocuğu var ve bu çocuk senin ne kız ne de erkek kardeşin. Kimdir bu çocuk?
Başyardımcı bir sağa bakmış, bir sola…
Sonra demiş ki:
– Efendim, bunu biraz düşünüp sonra size cevap versem olur mu?
Başbakan da:
– Tamam, ama çok oyalanma, demiş.
Başyardımcı hemen dışarı çıkmış, bakanlar kurulunu toplamış.
Saatlerce düşünmüşler. Ama nafile…
Hiçbiri cevabı bulamamış.
En sonunda başyardımcı demiş ki:
– Yahu bunu bilse bilse Ekrem İmamoğlu bilir.
Hemen İmamoğlu’nu aramış ve sormuş:
– Annenizin bir çocuğu var, babanızın bir çocuğu var ve bu çocuk sizin ne kız ne de erkek kardeşiniz. Kimdir bu çocuk?
Ekrem İmamoğlu:
– Hayret bir şeysiniz ya… Bunu bilemeyecek ne var? Tabii ki benim, demiş.
Başyardımcı cevabı alınca koşa koşa başbakanın yanına gitmiş:
– Buldum efendim! Demiş. --Bu çocuk Ekrem İmamoğlu!
Başbakan başını iki yana sallayarak büyük bir hayal kırıklığıyla:
– Olmadı baş yağdanlığım… Olmadı…
Doğru cevap: Tony Blair idi…
***
BUNU BEN UYDURMADIM
Başkan aleyhine fıkralar üreten bir adamı yakalayıp karşısına çıkarmışlar.
Başkan sinirli ama meraklı:
— Söyle bakalım, şu anlatılan fıkraları sen mi yazdın?
Adam gülümseyerek:
— Evet efendim, hepsini ben yazdım, ben uydurdum.
Başkan yumuşar ve biraz sempatiyle sorar:
— Bak, sen de ben de bu ülkeyi seviyoruz değil mi?
Adam kibarca:
— Elbette Sayın Başkanım.
Başkan gururla devam eder:
— Ben bu ülkenin itibarı için gece gündüz çalıştım. Görkemli camiler yaptırdım, devasa saraylar diktim. Ekonomiyi şahlandırdım. Bu kadar hizmete rağmen neden bana karşısın?
Adam başını öne eğer ve tekrar başını kaldırıp dürüstçe der ki:
— Sayın Başkanım…
-Diğer fıkraları ben uydurdum ama vallahi bu son söylediklerinizi ben uydurmadım!!!
***
AKLINIZDA BULUNSUN: Eşeğe altın semer de vursan; Eşek yine Eşektir.” (Ziya Paşa)




























