Mersin, Tarsus ve Bölgedeki gündem, ekonomi, son dakika, spor ve yaşam dünyasındaki önemli gelişmelerden anında haberdar olmak ister misiniz?

:

:

:

Okulların açılışındaki belirsizlikler

9 Ekim 2020 Cuma 12:08
Celal Tezel
Kovid-19 pandemisinin, geçtiğimiz Ocak ayında birdenbire baş göstermesi üzerine tüm dünya ülkelerinde olağanüstü önlemler alınmaya başlandı. Uygulanan çok sıkı karantinalar nedeniyle, günlük sosyal yaşam kısıtlandı. Kapanan ekonomilerle birlikte eğitim-öğretim kurumlarının da faaliyetleri durduruldu.
 
Dünyadaki örneklerine paralel olarak, ülkemizde de yeni normale uyum uygulamaları yapıldı. Bu kapsamda 2020/Mart ayından itibaren tüm okullar kapatıldı. Eğitim-öğretim, uzaktan eğitim için geliştirilen EBA programı üzerinden sürdürülmeye çalışıldı. Başlangıçta bunun geçici olduğu söylendi ama 2019-2020 Eğitim-öğretim yılının ikinci yarısı EBA programıyla tamamlandı.
 
Eğitim bilimciler, özellikle de ilk ve temel eğitimin uzaktan eğitim yöntemleriyle yapılamayacağını defalarca belirtmelerine rağmen bu uygulamalarda ısrar edildi. Dünyada, salgınla başlayan ilk panik atlatıldıktan sonra, başta uzaktan eğitim için teknik imkânları çok gelişmiş olan ABD, Almanya, İngiltere, İsviçre, İskoçya, Fransa, Hollanda gibi batılı ülkeler olmak üzere Japonya, Güney Kore, Çin ve Vietnam gibi ülkeler; eğitim kurumlarında gerekli düzenlemeleri yaparak kısa sürede okullarını açtılar. Önceliklerini eğitime vererek, eğitimlerini örgün eğitim yöntem ve teknikleriyle sürdürdüler.
 
Toplumların geleceği açısından taşıdığı yaşamsal önemin bilinciyle, eğitim ve öğretimlerinden en küçük bir ödün dahi vermediler. Ülkemizde ise Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk,  2020-2021 Eğitim-öğretim döneminin 31 Ağustosta başlayacağını, bu tarihte okulların açılarak örgün eğitime geçileceğini bildirdi. Ardından okullarının açılış tarihinin yaklaştığı Ağustos ayının son günlerine gelindiğinde; okulların açılışının 21 Eylül’e ertelendiğini duyurdu. 21 Eylül günü sadece okul öncesi eğitim öğrencileri ile ilköğretim birinci sınıf öğrencileri haftada bir günlüğüne seyreltilmiş sınıflarda eğitim-öğretime başladılar. Öteki sınıflar ise, aynı gün internet ve TRT kanalları üzerinden yayınlanan EBA programıyla uzaktan eğitime geçtiler.
 
Milli Eğitim yetkililerince süslü söylemlerle parlatılmaya çalışılan EBA sistemi başladığı gün çöktü. Böyle bir uygulamanın dünyada eşi ve benzeri yoktu. Doğal olarak milyonlarca öğrenci ve veliyi olumsuz yönde etkileyen bu çeşit aksaklıklar, eğitimle ilgili kimi çevreler tarafından çok çeşitli yönleriyle eleştirilmeye başlandı. Eğitim-Sen’in yaptığı açıklamaya göre 6 milyon öğrenci televizyon ya da bilgisayar imkânından yoksun olduğu için EBA’ya bağlanamıyordu. İmkânı olan öğrenci velilerinin büyükçe bir kısmı ise GSM şirketlerine ödedikleri internet faturalarının gittikçe kabaran tutarlarından şikâyetçiydiler. Bazı öğrencilerin parasızlık yüzünden internete erişimleri kapanıyordu.
 
Bu nedenle, EBA’ya erişimleri mümkün olamıyordu. Çocuklarını özel okullara yazdıran ana-babalar, ödedikleri servis ve yemek paralarının iadesini istiyorlardı. Bu çeşit mağduriyetler nedeniyle ortaya çıkan küskünlerin sayısı giderek yükseliyordu. İşte tam da böyle bir ortamda, bunun müjdeli bir haber olduğu varsayılarak ilk müjdeyi Recep Tayyip Erdoğan’ın vermesi uygun görülmüş olmalı ki, ilk açıklama da her nedense Milli Eğitim Bakanı’ndan değil de Cumhurbaşkanı’ndan geldi. Bu bağlamda kameralar karşısına geçen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan; yüz yüze eğitime 12 Ekim Pazartesi günü 2, 3, 4, 8 ve 12. sınıflarda belirlenen kurallar çerçevesinde başlanacağını, Özel Eğitim Okulları ile İl Hıfzıssıhha Kurullarının uygun bulduğu köy okullarında da yüz yüze eğitime geçileceğini söyledi.  Bunlara ek olarak ayrıca, ilk etapta 500 bin öğrenciye ücretsiz tablet bilgisayar dağıtılacağını müjdeledi. İşte, bu yeni kararlara ilişkin tartışmalar da asıl bu açıklamadan sonra yoğunluk kazanmaya başladı. Yapılan bu tartışmalar çerçevesinde hemen baştan söylemek gerekirse, bütün noksanlıklarına rağmen yüz yüze eğitime başlanması ve köy okullarının açılması olumlu bir adım olmuştur.
 
Kararda, uygun köy okulları deniliyor ama yıllar yılı kapatılmış ve bakımsız bırakılmış köy okullarının çok hızlı bir şekilde pandemi koşullarına ve eğitim ve öğretime hazır hale getirilmesi hiç de zor değildir. Bu köy okullarının faaliyete geçirilmesi çok büyük bir ihtiyaca cevap verecek ve sayısız faydalar sağlayacaktır. Örgün eğitime geçiş konusunun daha önce ilgili kamuoyunda hiç tartışılmaması, eğitim bilimcilerin, okul yöneticilerinin, öğretmenlerin, veli ve öğrencilerin fikirlerinin hiç alınmamış olması gibi nedenler, okulların açılması kararının yeterli hazırlıklar yapılmadan aceleyle alınmış bir karar olduğu izlenimini vermektedir.
 
Yapılan açıklamalar, Milli Eğitim Bakanlığı’nın aradan geçen 7 aylık sürede Türkiye ve pandemi koşullarına uygun yeni bir örgün eğitim modelini geliştirip ortaya koyamadığını göstermektedir. Bu konu, nedenleri üzerinde başlı başına durulması gereken yaşamsal bir konudur.
 
Okullarımız mevcut fiziki durumlarıyla eğitim öğretime hazır değillerdir. Okullarımızın maske, temizlik malzemesi, temizlik elemanı gibi fiziki ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağı konusu belirsizliğini korumaktadır. Kendilerine çok büyük görev ve sorumluluklar yüklenen öğretmelerin sağlıklarının korunması ve çalışma koşullarına ilişkin de herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Öğretmenler salgın karşısında savunmasız bırakılmışlardır.
 
Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, 6 Ekim günü Global TV’de yaptığı bir açıklamada 60 yaş üstü ve kronik rahatsızlığı olan 60 bin öğretmenin izinli sayıldığını söylemiştir. Bazı öğretmen sendikalarının verdikleri istatistikî rakamlara göre her yıl ortalama olarak 15-20 bin öğretmen emekli olmaktadır. İstifa, ölüm ve meslekten çıkarılma gibi nedenlerle 5-10 bin kadar öğretmen de meslekten ayrılmaktadır. Sözcü gazetesinde yer alan bir habere göre, Sayıştay Uzman Denetçilerince hazırlanan bir raporda mevcut norm kadro düzenlemelerine göre 10 şehirde 138 bin öğretmene ihtiyaç bulunmaktadır. Bunların ve mevcut yeni düzenlemelere göre ortaya çıkacak olan öğretmen ihtiyacının nasıl karşılanacağı konusunda Sayın Bakan herhangi bir somut açıklama yapamamış bu konuyu da belirsizlik içinde bırakmıştır. Soruya verdiği cevapta, bu ihtiyacın ücretli öğretmenlere giderileceğini söylemekle yetinmiştir. Bu da demek oluyor ki, atanamayan öğretmeler sorunu da yine çözüm bekleyen önemli bir eğitim sorunu olarak bilinmeyen bir geleceğe ertelenmiştir. Eğitimin temel unsuru öğretmenlerdir.
 
Kaliteli eğitim ancak ve sadece kaliteli öğretmenlerle mümkün olabilir. Günümüzde öğretmenler, özellikle özel okullarda sefalet ücretiyle çalıştırılmakta ve yoksullukla boğuşmaktadırlar. Yetkililerce, yoksul ve mutsuz öğretmenlerle nasıl kaliteli bir eğitim verilebileceği sorusunun cevabı da verilememekte ve boşlukta bırakılmaktadır. En önemlisi Milli Eğitim Bakanı okullarda EBA ders içeriklerinin asıl olacağını ve öğrencilerin bu derslerden sorumlu tutulacaklarını açıklamıştır. EBA ders içerikleri uzaktan eğitime göre hazırlanmıştır. Örgün eğitim müfredatı ise daha farklıdır. Uzaktan eğitime göre hazırlanmış ders içeriklerinin örgün eğitimde nasıl işleneceği konusu da açıklığa kavuşturulmamıştır. Ayrıca öğretmenlerin yıllık planlarını, ünite planlarını ve ders planlarını neye göre hazırlayacakları ve hangi planları takip edecekleri konusu da önemli bir belirsizlik olarak orta yerde bırakılmıştır. Okullara devamın serbest bırakılması hususu da anlaşılması güç bambaşka bir belirsizlik konusudur. Okulların bu çeşit belirsizlikler içinde gerçekçi bir planlama ve yeterli hazırlıklar yapılmadan açılmasının elbette ki bir karşılığı olacaktır. Ancak bunun olumlu yönde olması pek muhtemel görülmemektedir.
Bu yazı toplam 2170 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın diğer makaleleri
Tarsus Akdeniz ©1994 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
Oluşturma süresi(ms): -1