Mersin, Tarsus ve Bölgedeki gündem, ekonomi, son dakika, spor ve yaşam dünyasındaki önemli gelişmelerden anında haberdar olmak ister misiniz?

:

:

:

Okullardaki Sevinçli Açılış Hüsrana Dönüşmesin

10 Eylül 2021 Cuma 08:56
Celal Tezel
Geçtiğimiz hafta, ülkemiz genelindeki tüm okul öncesi ve ilköğretim birinci sınıf öğrencileri tam gün yüz yüze eğitime başladılar. Bu hafta başında ise, ilköğretimin öteki öğrencileri ile lise öğrencileri de ders başı yaptılar. Böylelikle, ünlü romancı Jules Verne’nin artık bir dünya klasiği haline gelmiş olan ünlü “İki Sene Mektep Tatili” romanını hatırlatan 20 Aylık uzun ve zorunlu okul tatili bitti. En üst düzeydeki devlet protokolü simgesel açılış törenleri düzenledi.
 
Ders zili çaldı. 20 Aylık uzunca bir süreden beri, sanki bir cenaze evinin yaslı hüznüyle derin bir sessizliğe gömülmüş olan okullar, cıvıl cıvıl, şen şakrak öğrencilerin katılımıyla şenlendiler. Öğrenciler, rengârenk giysileriyle okul bahçelerini adeta renkli bir şölen yerine çevirdiler. Okul koridorları, uzun bir aradan sonra birbirine kavuşarak hasret gideren sınıf arkadaşlarının içten kucaklaşmalarına ve neşeli sohbetlerine sahne oldu. Sınıflar, öğrencilerin, sevinçli kahkahalarıyla çınladı. Sıralardaki heyecan yeniden başladı. Başlangıçta, belirlenen yazılı kurallarda, kâğıt üzerinde ve söylemde her şey çok güzeldi. Şehirlerimize adeta bayram günlerinin canlılığı ve coşkusu geldi. Ortalık şöyle bir dalgalandı ve hareketlendi.
 
Kitapçılardaki, kırtasiyecilerdeki ve bazı konfeksiyon mağazalarındaki satışlar arttı. Çoktandır atıl vaziyette beklemek zorunda kalan okul servisleri ve okul kantinleri çalışmaya başladı. Okulların bu şekilde açılışı her şeyden önce saydığımız bu esnaf grubu için bir can suyu, şimdilik bir hayat öpücüğü oldu. Millî Eğitim Bakanlığı yetkilileri, 100 Yılın felaketi Kovit-19 Pandemisi koşullarında yüz yüze eğitim yapabilmek için her türlü önlemi aldıklarını, okullardaki bulaş riskini en aza indirmek için yeni bir algoritma hazırladıklarını ve bunu uygulamak için Milli Eğitim Müdürlüklerini ve okul yöneticilerini uyardıklarını açıkladılar. Ancak, işin eğitim-öğretim aşamasına geçilince, bu işin hiçte öyle söylendiği gibi kolay bir iş olmadığı anlaşıldı. Yapılan açıklamaların günlük yaşamın pratiğiyle uyuşmadığı görüldü.
 
Eğitim-öğretimin kesintisiz olarak devamı için alındığı açıklanan kararların pek çoğu, okulların somut ihtiyaçlarına cevap vermeyen soyut önerilerden oluşan içi boş bir söylem olarak kaldı. Bu konuların gerçekten uzmanı olan ciddi bilim insanları, alınan bu kararların uygulanabilir olmadığını açıkladılar. Bir haftalık kısa bir uygulamadan sonra bile, eğitime yapılan makyajların yavaş yavaş döküldüğü ve eğitim tablomuzdaki acı gerçeklerin birer birer ortaya çıktığı somut olarak görülmeye başlandı.
 
Eğitimdeki bu acı tablonun en başta gelen ve en önemli göstergesi; Türkiye’nin pandemi döneminde, OKULLARINI EN UZUN SÜREYLE KAPALI TUTAN dünyadaki Meksika ve geri kalmış az sayıdaki bazı Afrika ülkeleri arasında sayıldığı gerçeğidir. Hepimizin şapkalarımızı önümüze koyup; Türkiye gibi, 100’lerce yıllık köklü bir eğitim geçmişine ve çok ciddi bir eğitim deneyim ve birikime sahip; 1930’lu yıllarda, demokratik ve laik, bilimsel, akılcı, gerçekçi ve çağdaş eğitim devrimlerini başarıyla gerçekleştirmiş, “…dünyada her şey için; medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir…” ilkesini şiar edinerek uygulamış bir ülkenin, kurduğu bu çağdaş eğitim sisteminin nasıl olup ta bu şekilde geriye götürüldüğünü uzun uzun düşünmemiz gerekmektedir.
 
Başından beri Türk Eğitim Sistemi; bütün noksanlıklarına karşın, pandemi koşullarında bile örgün eğitimini kesintiye uğratmadan sürdürebilecek iyi yetişmiş, anında ve hızlı düzenlemeler yapabilecek, afeti ve pandemiyi çok iyi bir şekilde yönetebilecek eğitilmiş insan gücüne, öğretmenlere, kadrolara, fiziki ve maddi olanaklara sahipti. Bizim eğitimcilerimiz bu görevi, bütün dünyaya örnek olabilecek nitelikte, çok başarılı bir şekilde yerine getirebilirlerdi. Ancak siyasal iktidar her nedense, pandeminin başında hazırlıksız olarak verdiği ani bir kararla, tercihini okulların kapatılması yönünde kullandı ve bütün eğitim kurumlarını kapattı. Kolaycı bir yaklaşımla Milli Eğitime bağlı okulları EBA programı üzerinden, üniversiteleri ise kendi geliştirdikleri web tabanlı eğitim sistemleri üzerinden uzaktan eğitime bağladı. Bugün geldiğimiz noktada, üzerinde uzun uzun konuşmalar ve irdelemeler yaparak vakit geçirmemize gerek yoktur.
 
Geçen 20 aylık sürede EBA programları üzerinden yapılan eğitimin başarılı olamadığı konusunda ülkemizin ciddi eğitimcileri, veliler, öğrenciler ve hatta öğretmenler arasında bile çok güçlü bir kanaat oluşmuştur. Sözün özü, EBA ile kalıcı izli, nitelikli öğrenmeler gerçekleştirilememiştir. Deyim yerindeyse “buz üzerine yazı yazılmıştır.” Eğitimde, 20 ay gibi bir sürenin boşa geçirilmesi çok vahim bir durumdur. Boş geçen bu sürenin bir şekilde telafisi yoluna gidilmelidir. Dünyada sonuçlarının ölçülmesi en zor olan ve sonuçları ancak çok uzun bir süre sonra ölçülebilen tek şey eğitimdir. Eğitimde bugün yaşanan olumsuzlukların öğrenciler üzerindeki etkileri en erken 20-30 yıl sonra ölçülebilir. Bu nedenle, okulların kapalı tutulduğu zaman sürecinde yapılamayan dersler için eğitimin niteliğinden ve içeriğinden en küçük bir ödün dahi vermeden telafi eğitimi programları hazırlanmalıdır. Ortaya çıkan bu eğitim boşluğu mutlaka doldurulmalıdır. Yoksa gelecekte, çok ciddi toplumsal sakıncalar ortaya çıkabilir. Toplumumuzun, eğitilmiş insan gücünden almak zorunda olduğu sağlık, eğitim, adalet, güvenlik, milli savunma, tarımsal üretim, sanayi üretimi gibi her türlü kamusal ve özel hizmetin niteliğinde büyük gerilemeler ve imkansızlıklar ortaya çıkabilir.
 
Eğitimin genel görünümünde salgın nedeniyle ortaya çıkan bir diğer acı gerçeğimiz ise; okul binası sayılarımızın, okullarımızın fiziksel yapı ve alt yapılarının, ders araç ve gereçleri ile öğretim teknolojisi donanımlarının, sınıf ve sıra sayılarının ve en önemlisi de öğrenci sayılarına oranla öğretmen sayılarının yetersizliği ile kalabalık okullar ve kalabalık sınıflar gerçeğidir. Okullarımızın, 20 ay önce kapatılması kararında olduğu gibi, yüz yüze eğitime açılmasının da ciddi bir ön hazırlık ve kapsamlı bir planlama yapılmadan, okullar eğitim-öğretim için tam anlamıyla hazır hale getirilmeden, birdenbire alınan ani bir kararla gerçekleştiği anlaşılmıştır. Aradan geçen 20 aylık sürede, Millî Eğitim Bakanlığı yetkililerince örgün eğitime geçilmesi için ciddi, kapsamlı ve gerçekçi hazırlıkların yapılmamış olduğu gerçeğinin ortaya çıkması, başlı başına üzerinde durulması gereken, şaşırtıcı ve üzücü bir konudur.
 
OYSA EĞİTİM, HER DÜZEYDE VE HER AŞAMADA PLANLI BİR FAALİYETTİR. Okullarımızın bu şekilde “saldım çayıra, mevlam kayıra”, “istim arkadan gelsin” veya “göç, gide gide düzelir” anlayışla açılmış olmasının sakıncaları; her geçen gün biraz daha fazla görülmekte ve bu sıkıntıları bizzat içinde yaşayan öğrenci ve öğretmenlerce her gün televizyonlarda dile getirilmekte ve gazetelerimizde yazılıp çizilmektedir. Bizim eğitim sistemimizdeki sorunlarımız “Bir dokun bin âh işit kase-i fağfurdan” dizesinde söylendiği gibi saymakla bitmez.
 
Ancak, bu sorunlar arasında bazen şöylece bir sayılan ve genellikle de geçiştirilen can alıcı eğitim sorunlarımızın en önemlilerinden birisi de kalabalık okullar ve kalabalık sınıflar gerçeğidir. Bu sorun, pandemi ortamında daha da önemli ve yaşamsal bir konu haline gelmiştir. İdeal okullar 500, bilemedin 600 öğrencilik okullardır. Avrupa Birliği ülkelerinin standardı ise mesleki eğitimde 15, genel eğitimde 30 kişilik sınıflardır. Japonya’da sınıf mevcutları 20’dir. Okulların ve sınıfların öğrenci sayıları ile akademik başarı arasında ters bir orantı vardır. Sınıflardaki öğrenci sayıları ne kadar azalırsa buna bağlı olarak başarı da aynı oranda yükselir. Zaten pandemi koşulları da 20 kişilik sınıfları dayatmaktadır. Okullarımızda acilen yeni sınıflar ihdas edilerek 20 kişilik sınıf uygulamalarına geçilmelidir. Böylelikle atanamayan öğretmenlere de yeni istihdam alanları açılmış olur. Pandemi ortamında yüzü yüze eğitim için yapılan düzenlemeler yetersizdir. Acilen gerçekçi ve etkin önlemler alınmalıdır. Yoksa, okullarımızda görülen, Kovid-19 (Pozitif) vakalarda büyük bir patlama yaşanması olasılığı çok yüksektir. Kısa bir süre sonra yüz yüze eğitim sürdürülemez hale gelebilir. Okullarımız yeniden kapatılmak zorunda kalınabilir. Hiçbirimiz istemeyiz ama böyle bir durum karşısında okullarımızın açılışındaki sevinç, büyük bir hayal kırıklığı ve hüsranla sonuçlanabilir.    
Bu yazı toplam 1030 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın diğer makaleleri
Tarsus Akdeniz ©1994 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
Oluşturma süresi(ms): -1