Mersin, Tarsus ve Bölgedeki gündem, ekonomi, son dakika, spor ve yaşam dünyasındaki önemli gelişmelerden anında haberdar olmak ister misiniz?

:

:

:

Meteorolojik bir inanış olarak Eyyamı Bahur

7 Ağustos 2026 Cuma 19:06
Celal Tezel
Yaşadığımız şu son günlerde, Türkiye’nin yoğun ve yakıcı gündemine ayak uydurabilmek gerçekten de güç isteyen zorlu bir uğraşı haline geldi. Bu uğraşı nedeniyle hepimiz yorulduk. Klasik bir ifadeyle söyleyecek olursak “harap ve bitap” düştük. Temmuz-Ağustos aylarının gelmesiyle birlikte ülkemizin dört bir yanından, son yıllarda alışageldiğimiz ve nerdeyse kanıksadığımız mega-orman yangınları haberleri gelmeye başladı. Bu orman yangınlarının Türkiye’nin saklı cennetlerinden birisi olan Balıkesir ilinden başlayıp, Muğla’nın eşsiz güzellikteki koylarına kadar olan geniş bir alana yayıldığına acıyla tanık olduk.
 
Bu haberler ve televizyonlarda izlediğimiz yangın görüntüleri yüreklerimizi dağladı. Tıpkı bu yangınlar gibi ekonomik alanda da akaryakıta yapılan zamlar ve özellik fahiş biçimde artan temel gıda ve sebze meyve fiyatları da çarşı ve Pazar yerlerini adeta bir yangın yerine çevirdi. Siyasal alanda yaşanan akla hayale gelmeyen gelişmeler ise sanki fokur fokur kaynayan bir kazanı hatırlatıyor. Her gün, özellikle CHP’li ya da muhalif belediyelere yapılan şafak operasyonları artık, günlük rutin haline geldi. Ve eskilerin deyimiyle “vakay-ı adiye”den sayılır oldu. Özellikle, Türk siyasal hayatında şimdiye kadar hiçbir örneği görülmemiş bir biçimde CHP’ye “Mutlak Butlan” yönetimi atanması, bu yönetim atandıktan sonra, atanmış olan yöneticilerin CHP Genel Merkez binasına polis zoruyla girmeleri ve ardından yaşananlar, deyim yerindeyse büyük ve sarsıcı bir deprem etkisi yarattı. Siyasal alanda yaşanan bu depremin artçı depremleri hala devam ediyor. Ve bu siyasal sarsıntı ve çalkantıların nerede ve nasıl dengeleneceği konusu ise henüz öngörülemiyor. Yaşanan bu gelişmeler karşısında açıkça söylemek gerekirse CHP ikiye bölündü. Bu partide siyaset yapabilme olanaklarını kaybettiklerini düşünen Özgür özel ve arkadaşları CHP’den ayrılarak, Türk siyasal hayatında geçmiş örneklerine çokça rastladığımız gibi “Yeni Parti” adıyla yeni bir parti kurdular. Tabii Türkiye’nin bugünkü koşullarında yeni bir parti kurmak, bu partiyi var etmek, yaşatmak, büyütmek ve kalıcı kılmak tahmin edilenlerden de çok daha zor ve netameli bir iştir. Nitekim, daha “Yeni Parti’nin” kuruluş dilekçesinin mürekkebi bile kurumdan kurucu Genel Başkan Özgürü Özel hakkında alel acele bir fezleke hazırlanmış ve Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.
 
Kimi siyasetçi ve yorumcular tarafından, Özgür Özel’in bu neden ve gerekçelerle hapse atılması olasılığının bile bulunduğu söylenmektedir. Aslında bütün bu yaşanan çalkantı ve bunalımların nedeni, Türkiye’deki siyasal sistemin genel yapısında meydana gelmiş olan yapısal bozukluklardır. Siyasal sistem kendi kendisini yeniden üretememektedir. Ve bu nedenle siyasal sistem tıkanmıştır. Unutulmamalıdır ki siyasal sistemin tıkandığı her yerde bu ve benzeri bunalım, sarsıntı ve krizlerin meydana gelmesi kaçınılmazdır. Bunun çözümü siyasal sistemin genel yapısında yapısal değişiklikler ve düzeltimler yapılmasıdır. Görüldüğü gibi Türkiye’nin siyasal alanı da adeta bir yangın yerine dönmüştür. Halihazırda, siyasal alandaki bu yangın da olanca yakıcılığıyla devam etmekte ve giderek daha da yaygınlık kazanmaktadır. Bu sıralarda, havaların gerçekten de meteorolojik olarak aşırı derecede ısınmasıyla birlikte televizyonlarda en çok haberleri yapılan ve konuşma konularımız arasında en fazla yer alan önemli konularımızdan birisi de artan hava sıcaklıkları ve hava durumuna ilişkin gelişen olay ve konular olmaktadır.
 
Bütün bu konuşma ve açıklamalar sırasında en çok sözü edilen ve kulağımıza çalınan kavramlardan birisi de “Eyyamı Bahur” tanımlaması olmaktadır. Hadi varsayalım ki, eski kuşaklar ve yaş almış bazı kimseler “Eyyamı Bahur” hakkında genel ve sınırlı da olsa bazı bilgilere sahiptirler. Ancak geliniz görünüz ki “Eyyamı Bahur” konusu genç kuşaklar tarafından neredeyse hiç bilinmemektedir. Bu nedenle, genel kültür düzeyinde bile olsa Halk Takviminde önemli bir yer tutan “Eyyamı Bahur” konusunun genç kuşaklara öğretilmesinde çeşitli yararlar bulunmaktadır. Hemen baştan söylememiz gerekirse “Eyyamı Bahur”, günümüz takvimlerinde bir mevsim ya da dönem olarak belirlenmiş bir doğa olayı ve Meteorolojik bir Kavram değildir. “Eyyamı Bahur” daha çok halk kültüründe yaşayan, folklorik özellikleri ve değeri olan ve halk takviminde yer alan bir kavramdır. Arapça kökenli “eyyam” ve “buhur” sözcüklerinden türetilmiştir ve dilimize de aynı söyleniş biçimiyle yerleşmiştir.  Arapça’da “gün” anlamına gelen “yevm” sözcüğünün çoğuludur ve “Eyyam=Günler” anlamına gelmektedir. Yine Arapça kökenli bir sözcük olan” Bahur” sözcüğü ise, Türkçe’de “çok sıcak” ve “yerden yükselen buhar” anlamlarına gelmektedir. Günümüz Türkçesinde “çok sıcak günler” anlamında kullanılmaktadır. Halk takviminde, Temmuz ayı sonundan başlayıp, bazı durumlarda Ağustos ayının ortalarına kadar uzanan ve bir hava olayı olarak genellikle sıcaklık ve nemin birlikte yükseldiği bir dönemi ifade etmektedir.” Eyyamı Bahur sözcüğü günümüzde, yaz mevsiminin en sıcak ve boğucu günlerini betimlemek için kullanılmaktadır.
 
Bu hava olayı halk arasında "Afrika sıcakları", "çöl sıcakları" veya "cehennem sıcakları" olarak da adlandırılmaktadır. Halk takviminde Eyyamı Bahur, kış ayının en soğuk günlerini ifade eden “Zemherir ayı’nın” yaz mevsimindeki karşılığıdır. Meteorolojik olarak Türkiye’de bu dönemde hava dalgası batıdan Afrika, doğudan ise Arap Yarımadası üzerinden gelen yüksek basınç sistemleriyle ülkeye giriş yapmaktadır. Aynı zamanda Rüzgâr hareketliliği azaldığı için sıcak hava yer yüzünde birikmekte ve boğucu bir etki yaratmaktadır. Eyyamı Bahur’un takvimlerle belirlenmiş kesin bir tarihi yoktur. Başlangıç ve bitiş tarihleri genellikle coğrafik bölgelere, iklim koşullarına, meteorolojik halk inanışlarına, folklorik ritüellere, yere ve bölgeye göre değişiklik göstermektedir. Çukurova bölgesinde Eyyamı Bahur’un genellikle 31 Temmuz - 7 Ağustos veya 1 - 8 Ağustos tarihleri arasında yaklaşık olarak 7–8 günlük bir süre olarak yaşandığı kabul edilmektedir. Ancak iklim koşullarına bağlı olarak bu süre uzayıp kısalabilmektedir. Meteorolojik bir söylence olarak Eyyamı Bahur inancının kökenleri insanlık tarihi kadar eskidir.
 
Antikite dönemindeki bir inanışa göre, bu sıcak günlerin Büyük Köpek Takımyıldızı'nda bulunan Sirius çift yıldızıyla bir bağlantısı vardı. Antik Yunan ve Antik Roma kültürlerinde de yaygın olan bu inanış nedeniyle söz konusu bu günler Latince “diēs caniculārēs (Yılın en sıcak günleri)” olarak adlandırılmıştır.
 
Çağdaş Avrupa dillerinde bu terimden türeyen İngilizce’de “Dogdays (Köpek günleri, Yazın en sıcak günleri)” Almanca’da “Hundstage (Köpek günleri, Yazın en sıcak günleri)” gibi adlar hala kullanılmaktadır. Romalılar, Eyyamı Bahur günlerini “diēs caniculārēs (Köpek günleri, Yazın en sıcak günleri)” olarak adlandırmışlar ve Sirius yıldızının hareketleriyle hava sıcaklıkları arasında doğrudan bir ilişki olduğunu açıklamaya çalışmışlardır. Sirius yıldızının içinde bulunduğu Büyük Köpek Takım Yıldızı'ndan dolayı Sirius yıldızını ayrıca “Köpek Yıldızı” olarak da adlandırmışlardır.
 
Bu inanışla bağlantılı bir ritüel olarak Sirius yıldızının görüldüğü tarihlerde kahverengi köpekler kurban ederek kendilerince Sirius'u hoşnut etmeye çalışmışlardır. Antik Roma kültüründe 24 Temmuz-24 Ağustos günleri Eyyamı Bahur günleri olarak kabul edilmiştir. Bu tarihler Alman, Fransız ve İtayan kültürlerinde bugün de hala geçerli ve canlı bir ritüel olarak varlığını devam ettirmektedir. Ha gayret, sonsuzluktan gelip sonsuzluğa giden şu evren içinde şunun şurasında kalmış birkaç günlük boğucu ve bunaltıcı “Eyyamı Bahur” günlerinin ne kıymeti harbiyesi olabilir ki. Elbette bu günler de çarçabuk geçecek ve güneşli, güzel mutedil ve ılıman tadına doyum olmayan mutlu sonbahar günleri de bir göz açıp kapayıncaya kadar geçen sürede, en kısa zamanda gelecektir.

MEÜ E. Öğr. Gör. Uzm. Celal TEZEL

 
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın diğer makaleleri
  • Medyatik toplumlar ve medyanın olası siyasal etkileri11 Eylül 2026 Cuma 18:03
  • Dünya Barış Günü’ne giden süreç nasıl yaşandı?1 Eylül 2026 Salı 08:49
  • 30 Ağustos Zaferi’ yurttaş için ne anlam taşıyor?29 Ağustos 2026 Cumartesi 09:57
  • Türkiye’de ikili sosyal yapı ve Anayasa’yı değiştirme sorunu 22 Ağustos 2026 Cumartesi 17:25
  • Mazlumun ahı indirir şahı15 Ağustos 2026 Cumartesi 12:05
  • Meteorolojik bir inanış olarak Eyyamı Bahur7 Ağustos 2026 Cuma 19:06
  • Sarayının önünde dilenen sultan24 Temmuz 2026 Cuma 15:53
  • Yerel yönetimler sisteminin çöküşü18 Temmuz 2026 Cumartesi 11:48
  • Evvel Temmuz Şenlikleri’nin tarihsel kökenleri10 Temmuz 2026 Cuma 19:19
  • Denizcilik ve Kabotaj Bayramını neden kutluyoruuz?30 Haziran 2026 Salı 19:24
  • Siyasi yozlaşmanın boyutları26 Haziran 2026 Cuma 13:23
  • Cumhuriyet Devrimi’nin ilk müjdesi: “Amasya Tamimi”19 Haziran 2026 Cuma 09:43
  • Demokrasi kültürü ve “Yönetemeyen Demokrasi”12 Haziran 2026 Cuma 09:53
  • İstanbul’un Fethi olayı ve bazı tarihi yanılgılar29 Mayıs 2026 Cuma 15:24
  • Kurban Bayramının tarihsel kökenleri ve evrimi22 Mayıs 2026 Cuma 08:31
  • Güneş ufuktan şimdi doğar15 Mayıs 2026 Cuma 15:49
  • Hıdırellez inancının kökenleri8 Mayıs 2026 Cuma 11:50
  • 1 Mayıs İşçi Bayramının kısa tarihi1 Mayıs 2026 Cuma 10:09
  • 23 Nisan Çocuk Bayramını neden kutluyoruz?22 Nisan 2026 Çarşamba 18:48
  • Köy Enstitüleri eşsiz bir öğretmen yetiştirme modelidir17 Nisan 2026 Cuma 13:08
  • Akdeniz Gazetesi ©1994 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
    Oluşturma süresi(ms): -1