Mersin, Tarsus ve Bölgedeki gündem, ekonomi, son dakika, spor ve yaşam dünyasındaki önemli gelişmelerden anında haberdar olmak ister misiniz?

:

:

:

Kovid önlemlerinde yeni bir şey yok

16 Nisan 2021 Cuma 09:20
Celal Tezel
Ülkemizde, uzunca bir süreden beri gevşetilmiş olan pandemiyle mücadele önlemlerinin faturası giderek ağırlaşmaya başladı. Türkiye, 100 bin kişiye düşen pozitif vaka sayılarında dünya sıralamalarının en üst basamaklarına tırmandı. Hastanelerin acil bakım üniteleri ve kovid-19 servisleri hızla dolup taşmaya, yoğun bakım birimlerindeki yatak doluluk oranları artmaya başladı. En kötüsü de kovid-19 nedeniyle her gün yitirdiğimiz canların sayısı 275’li rakamların üzerine çıktı. Durumun giderek daha da kötüleşen bir seyir izlemesi nedeniyle toplumumuzda; bu kötüye gidişi durdurmak amacıyla acil ve etkin önlemler alınması yönünde büyük beklentiler oluştu.
 
Nihayet beklenen oldu. Geçtiğimiz salı günü düzenlenen Bakanlar Kurulu toplantısının ardından kameralar karşısına geçen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, burada yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında, pandemiyle mücadelede uygulanacak yeni önlemlere ilişkin olarak hükümetçe alınan kararları açıkladı. Ramazan ayının ilk iki haftasında kısmi kapanma uygulanacağını duyurdu. Alınan bu önlemlerin etkili olmaması halinde bunun ardından daha sert önlemlerin gelebileceğini söyledi. Aslında pandemiyle mücadelede önlemler stratejisi olarak açıklanan bu kararlar; birkaç küçük değişikliğin dışında 2020 Mart ayında açıklanan önlemler dizisinin tıpatıp bir benzeriydi.
 
Eğitim yine okul öncesi, 8. ve 12. Sınıflar dışında uzaktan eğitime bağlanıyor, 65 yaş üzeri yurttaşlara yine bazı yasaklar getiriliyor, restoran, lokanta, kafeterya ve pastane gibi işyerleri kapatılarak bunların ancak paket servis şeklinde hizmet verebilmelerine olanak tanınıyor ve yine ara günlerde 19.00-05.00 saatleri arasında ve hafta sonlarında ise Cumartesi ve Pazar günlerinin tamamını kapsayacak şekilde sokağa çıkma kısıtlamaları getiriliyordu.
 
Kısaca söylemek gerekirse, pandemiyle mücadelede yeni bir şey yoktu. Doğal olarak, epeyce uzun bir süre uygulanmış ve etkin sonuçları alınamamış bilindik bu önlemler, pandeminin tam anlamıyla kontrol altına alınabilmesi için köklü ve etkin düzenlemeler ve 14 veya 28 günlük tam kapanma bekleyen kamuoyunun bazı kesimlerini yeterince tatmin etmedi. Sonuç itibariyle aradığını bulamamış ve haliyle hayal kırıklığına uğramış olan bu kesimler, iki hafta sonra alınabilecek önlemlerin neler olabileceği düşüncesiyle yeni bir beklenti içerisine girdiler. Ancak siyasal iktidar tarafından “malumun ilanı” şeklinde yapılan bu açıklamalar, kamuoyunun bir başka kesimince çeşitli yönleriyle eleştirilmeye ve tartışılmaya başlandı. Tartışma konularının başında ise Bilim Kurulu yer alıyordu. Pandeminin başında, gerçekten de ülkemizin yetiştirdiği son derecede yetkin ve saygın bilim insanlarından oluşturulan ve büyük umutlar yaratan Bilim Kurulu’nun, yaşanan bu süreçte edilgen, etkisiz ve silik kalması varlığını tartışmalı hale getirdi.
 
Kamuoyunda zaman zaman Bilim Kurulu’nun alınması gereken önlemler konusunda bilimsel ve evrensel öneriler getirdiği, ancak bu önerilerin siyasal iktidar tarafından dikkate alınmadığı şeklinde haberler duyuluyordu. Durumun gerçekten böyle olması, Bilim Kurulu’nu aklamak için yeterli olmaz ve Bilim Kurulu üyelerini sorumluluktan kurtarmaz. Bilim Kurulu’nun suskunluğuna haklılık kazandırmaz. Bilim Kurulu ya da bu kurulda yer alan gerçek bilim insanları, pandemi karşısında içerisinde bulunduğumuz gerçek durumu ve pandemiyle mücadelede alınması gereken doğru bilimsel yöntemlerin neler olduğunu kamuoyu karşısına çıkıp açık açık anlatmalıdırlar. Ya da bu Kuruldaki görevlerinden istifa etmelidirler. Öyle işlevsiz bir şekilde boşu boşuna koltukları işgal etmenin hiç kimseye sağlayacağı hiçbir yarar yoktur. Bu teslimiyetçi edilgen tavır, bilim insanlarına saygınlık kazandırmaz. Aksine saygınlıklarının kaybolmasına ve yıpranmalarına neden olur. Unutulmamalıdır ki, bilim insanı namusuna sahip gerçek bilim insanları, bedeli ne olursa olsun bildikleri bilimsel gerçekleri açıklamaktan ve bunları toplumla paylaşmaktan çekinmezler. Yoksa bilim insanı olmazlar. Bilim tarihi, bilimsel gerçekleri açıklamak uğrunda canını vermiş ama bilimi ve insanlığı yüceltmiş nice ölümsüz bilim insanının örnek yaşam öyküleriyle doludur. Bu açılardan bakıldığında bizdeki Bilim Kurulu’nun, pandemiyle mücadeledeki yerinin ve konumunun yeniden gözden geçirilmesi; ya daha işlevsel ve belirleyici bir hale getirilmesi ya da varlığına son verilmesi gerekmektedir.
 
Aksi takdirde Bilim Kurulu, gelecekte pandeminin ülkemize verdiği zararlardan sorumlu tutulan kişi ve kuruluşlardan birisi olarak anılacaktır. Geçtiğimiz haftanın pandemiye ilişkin önemli tartışma konularından bir başkasını ise; Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın “Vakaların artmasından hepimiz sorumluyuz, 84 milyon” şeklindeki talihsiz açıklamaları oluşturmuştur. Bu sözleriyle Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, ülkemizde salgın hastalığın bu denli yaygınlık göstermesinin, ölüm vakalarının artmasının ve salgının bir türlü kontrol altına alınamamasının sorumluluğunu tüm bir halka yüklemeye, faturasını topluma mal etmeye çalışmıştır.
 
Böylelikle; kendisini ve mensubu olduğu siyasal iktidarı, yüklenmiş oldukları pandemi yönetimi sorumluluklarının dışında tutmak istemiştir. Oysa ki, topyekün bir halk, salgın hastalığın bu denli yayılmasından sorumlu tutulamaz. Çünkü uyulması gereken kurallar hakkındaki son ve kesin kararlar siyasal iktidar tarafından alınmaktadır. Halk kesimleri çok büyük oranda bu kurallara uymakta ve uymayanlar ise yine yetkili görevliler tarafından cezalandırılmaktadır. Böyle bir durumda tüm bir halkın, 84 milyon insanın sorumlu tutulabilmesi nasıl söz konusu edilebilir? Asıl görevleri pandemiyi yönetmek olan yöneticilerin böyle bir sonuç karşısında hiç mi bir sorumlulukları yoktur? İşin aslına bakarsanız, ortaya çıkan dramatik sonucun asıl sorumluları, nihai ve kesin kararları alma noktasındaki üst düzey yöneticilerdir.
 
Elbette ki gerçek sorumlular, kamuoyu vicdanında hak ettikleri yeri ve cezayı eninde sonunda bulacaklardır. Asıl yargıyı verecek olan işte bu kamuoyu vicdanıdır. Bizim pandemi yönetimimiz ne yazık ki başarılı olamamıştır. Sonuçlar ve ortaya çıkan tablo bunu somut olarak göstermektedir. Ülkemizde, aşılamada gelinen nokta gibi, ulaşımda, turizmde, eğitimde ve daha başka pek çok konuda sıkıntılar, zorluklar ve çelişkiler yaşanmaktadır. Ancak dünyanın hiçbir ülkesinde görülmeyen ve haklı, geçerli ve bilimsel bir dayanağı da bulunmayan 65 yaş üstü yurttaşlarımıza aşılamadan sonra bile getirilmiş olan yasakları ise anlamak mümkün değildir.
 
Artık bıkkınlık derecesine varan bu yasaklardan bir an önce vaz geçilmelidir. Amerika’yı yeniden keşfetmeye ve tekerleği yeniden icat etmeye gerek yoktur. Türkiye’nin, pandemiyle mücadelede başarılı olmuş ülkelerden birisini kendisine örnek alarak oluşturacağı bilimsel, etkin ve tutarlı yeni bir pandemiyle mücadele planına, yöntem ve tekniklerine ihtiyacı vardır. Umalım ki, bu arayışlara girişilmesinde daha fazla geç kalınmaz.

 
Bu yazı toplam 524 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın diğer makaleleri
Tarsus Akdeniz ©1994 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
Oluşturma süresi(ms): -1