Mersin, Tarsus ve Bölgedeki gündem, ekonomi, son dakika, spor ve yaşam dünyasındaki önemli gelişmelerden anında haberdar olmak ister misiniz?

:

:

:

Karantina Altında Ramazan Bayramı

22 Mayıs 2020 Cuma 14:55
Celal Tezel
Atalarımız, günlük yaşantımızda bazen art arda gelen,  bitmek tükenmek bilmeyen sıkıntı ve zorluklarımızı “gün biter, dert bitmez” atasözüyle ifade etmişler.
 
Bu anlamlı söz, içinde yaşadığımız kovid-19 salgını nedeniyle, her gün yüzlerle ifade edilen ölüm acılarını, insanlık trajedilerini, karantinalı günlerin iç sıkıntılarını, kapanan iş yerlerini, ekonomik bunalımları, işsizliği, çaresizliği, acizliği ve en önemlisi de umutsuzluğu veciz bir şekilde dile getiriyor. Sanki bizlere, sabahtan akşama bin bir zorlukla geçirdiğimiz günlerimizin kısa bir özetini veriyor.
 
Evet, bugüne kadar eşi ve benzeri görülmemiş olağanüstü zorlu bir dönemden geçiyoruz.
 
Toplumsal bir karantina altında yaşıyoruz ama bir taraftan da günlük görev ve sorumluluklarımızı yerine getirmemiz gerekmektedir. Öte taraftan ise, yaşantımızı monotonluktan çıkartan, renklendiren, onu anlamlı kılan toplumsal kültür varlıklarımızı, moral değerlerimizi, simgelerimizi ve ritüellerimizi de unutmamalı ve unutturmamalıyız.
 
Vazgeçilemez ve ertelenemez nitelikteki bu toplumsal simge ve ritüellerimizin başında anma günlerimiz ve bayramlarımız gelmektedir. Geçmişte, her hal ve koşulda bu bayramlarımızı kutladığımız gibi, bu yıl da yine karantina altında evlerimizde veya sanal ortamlarda bayramlaşmak suretiyle binlerce yıllık geleneğimizi sürdüreceğiz.
 
İnsanoğlunun, bilinen en eski çağlardan beri kimi zaman tapınma, kimi zaman eğlenme ve anma amacıyla çeşitli etkinlikler düzenlediği bilinmektedir. Bu etkinliklere; yerine, zamanına ve niteliğine göre; ayin, tören, anma, karnaval, festival, şenlik ve bayram gibi adlar verilmiştir.
 
Türkler, Müslümanlığı kabul etmeden önce, mevsim dönüşümlerini esas alan kimi tören ve şenlikler düzenliyorlardı. Ancak Müslümanlığı kabul ettikten sonra Ramazan ve Kurban Bayramları en önemli bayramlar haline gelmiştir. “Bayram” sözcüğü, Türkçe bir sözcüktür. Kaşgarlı Mahmut, ünlü “Divan-ı Lügatü't-Türk” adlı yapıtında; Oğuzlar’ın "sevinç ve eğlence günü" karşılığı olarak Arapçada kullanılan "îd" sözcüğü yerine bayram sözcüğünü kullandıklarını belirtmektedir.
 
Son yıllarda, bazı fanatik aymazlar tarafından yaratılan yapay bir gündemle; Ramazan Bayramı mı? Yoksa Şeker Bayramı mı? Soruları ortaya atılarak, bu bayramın adı üzerinden ayrıştırıcı bir tartışma yaratılmak istenmektedir. Binlerce yıldır kutlanan bu bayrama, Osmanlılar Döneminde “Ramazan Bayramı” ya da kimi durumlarda söylendiği şekliyle “Şeker Bayramı” adı verilmiştir. Hicri takvime göre Ramazan ayından sonra kutlanan bu bayrama değişik İslam ülkelerinde değişik isimler verilmektedir. Örneğin, Arap Yarımadasında bu bayrama “Fıtr Bayramı” yani “Yemek Bayramı”, Endonezyada ise “Hari Lebaran” denilmektedir.
 
İslam Dininin kutsal kitabı olan Kuranı Kerim’de “Ramazan Bayramı” adıyla tanımlanmış bir bayram mevcut değildir. Müslüman Arap kültüründe, “îdü’l-fıtr” ve ” îdü’l-adhâ” şeklinde adlandırılan iki bayram mevcuttur. Her iki bayram da hicretin 2. yılından itibaren kutlanmaya başlanmıştır. Esasen Ramazan ayını oruçla geçiren müminler sonraki ayın (şevval) ilk üç gününü bayram olarak kutlamışlardır. Bazı dil bilimciler, Osmanlılar döneminde, “Şevval” ayının söylenişinin zamanla dönüşerek “Şeker” şeklinde söylenmeye başlandığını ve giderek bu bayramın da “Şeker Bayramı” adını aldığını belirtmektedirler. Bir başka açıklamaya göre ise; Arapça adı “idü’l-fıtr” olan bu bayrama, bayramdan önce fitre verildiği için “Fıtır Bayramı” adı verilmiştir.
 
Bu bayramda; “sadaka-i fıtr” yani “oruç bozma sadakası” dağıtıldığı için, sadaka dağıtma görevini yerine getirenlerin hallerine şükretmeleri nedeniyle, zamanla bu bayrama “Şükür Bayramı” denilmeye başlanmıştır. Tamlamadaki “şükür” sözcüğü de zaman içinde söylene söylene “şeker” olarak değişikliğe uğramış ve Arapça adı “Fıtr Bayramı” olan bu bayrama da ikinci ad olarak “Şeker Bayramı” adı verilmiştir. Sözün özü, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan bazı hikmeti kendinden menkul şarlatanların, bir bardak suda fırtına kopartmak istedikleri gibi bu bayramımıza; “Fıtr Bayramı”, “Ramazan Bayramı” ya da  “Şeker Bayramı” dememiz arasında en küçük bir fark yoktur.
 
Ramazan Bayramı törenleri, Bayram Namazıyla başlar. Hz. Muhammed,  yaşamı boyunca tüm bayram namazlarını mescidde değil, dışarıda musallada kılmıştır. Hz. Muhammed’in Ramazan Bayramlarında musallâya çıkmadan önce hurma yeme alışkanlığı, zamanla bir sünnet olarak kabul edilmiş ve bu yaklaşım bayramda tatlı ikramı geleneğini doğurmuştur.
 
Araplar genel olarak bayramlarda en güzel elbiselerini giyer, at veya deve yarışı tertipler ve umumiyetle köle yahut câriyelerin çaldığı bendir (zilli iri def) eşliğinde dans ederlerdi. Çocuklar ise, o zamanlarda oynanmakta olan bazı çocuk oyunlarını oynamak suretiyle eğlenirlerdi. Hazreti Muhammed sağlığında, kadınlı erkekli tüm Medine’lilerin bu bayramlara katılmalarını ve neşe ve coşku içerisinde eğlenmelerini özendirmiştir.
 
Kendisi de ailesiyle birlikte neşeli bir şeklide izlemek suretiyle bu törenlere katılmıştır. Bayram boyunca kılıç ve diğer silâhların taşınması yasaklanmıştır. (Kaynak: TDV İslam Ansiklopedisi) Bununla, bayram günlerinde bütün düşmanlıkların, küskünlüklerin, dargınlıkların ortadan kaldırılması ve bayramın tam bir barış, kardeşlik ve huzur ortamında büyük bir toplumsal coşkuyla ve neşe içerisinde geçirilmesi amaçlanmıştır.
 
Fâtih Sultan Mehmed döneminde; saraydaki görkemli bayramlaşma programını çok ayrıntılı biçimde düzenleyen bir kanunname çıkartılmıştır. Osmanlı Padişahları, bayram şenliklerinin çok coşkulu ve eğlenceli bir şekilde yapılmasına büyük önem vermişlerdir. II. Abdülhamit döneminde, bu şenliklerin sadeleştirilmesine çalışılmıştır. Bayramlar, toplumsal coşku, sevinç, barış ve kardeşlik günleridir. Yoksa birilerinin yaptığı şekilde, bayram sanki kendi tapulu malıymış gibi bir algı oluşturmaya çalışarak, toplumun bir kesimine karşı ötekileştirici nefret dili kullanarak toplumu ayrıştırmak; bayramın özüne ve ruhuna aykırıdır. Bu bayram kimsenin tapulu malı değildir. Hepimizindir. Hepimizin Ramazan Bayramı kutlu olsun.
Bu yazı toplam 1193 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın diğer makaleleri
  • Okullar Açılırken7 Ağustos 2020 Cuma 09:07
  • Balonun İpleri Kopunca4 Ağustos 2020 Salı 17:32
  • Yapay Zekâ Çağında Medreseler24 Temmuz 2020 Cuma 16:50
  • Ayasofya’nın Cami yapılması ve şoklarla yönetim14 Temmuz 2020 Salı 09:07
  • Tarsus’ta Tekstil Sanayinin Kuruluşu ve Konstantin Mavromati10 Temmuz 2020 Cuma 12:50
  • Esnaf ve Sanatkârların Mektubu7 Temmuz 2020 Salı 08:30
  • Ekran karartma ve yerel medya3 Temmuz 2020 Cuma 08:53
  • Tam Bağımsızlık Yolunda Kutlu Bir Gün: Kabotaj Bayramı30 Haziran 2020 Salı 09:22
  • Gizemli Ayasofya’da Tarsus İzleri26 Haziran 2020 Cuma 14:28
  • Başkaldıran Anadolu’nun Devrim Bildirisi: “Amasya Tamimi”19 Haziran 2020 Cuma 08:55
  • Atatürk’ün Tarsus’taki Piloğlu Çiftliği15 Haziran 2020 Pazartesi 08:19
  • Tarsus’ta Turizm Beklentileri12 Haziran 2020 Cuma 09:14
  • Erken Seçim Satrancı5 Haziran 2020 Cuma 09:01
  • Belediyelere Pranga Yasası2 Haziran 2020 Salı 17:44
  • İstanbul’un Fethi Kutlamaları29 Mayıs 2020 Cuma 16:58
  • Karantina Altında Ramazan Bayramı 22 Mayıs 2020 Cuma 14:55
  • 19 Mayıs’ı Anlamak ve Anmak18 Mayıs 2020 Pazartesi 09:00
  • Tarsus Tarımının Kısır Döngüsü15 Mayıs 2020 Cuma 09:11
  • Göstermelik Eğitim13 Mayıs 2020 Çarşamba 09:42
  • Sosyal Belediyeciliğin Yükselişi9 Mayıs 2020 Cumartesi 09:24
  • Tarsus Akdeniz ©1994 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
    Oluşturma süresi(ms): -1