“Güneş çoktan batmıştı; fakat çiftlik gene, sabah oluyormuş gibi, şevkini kaybetmeyen bir aydınlık içinde, kuş cıvıltılarıyla dolu, gölgesiz, hüzünsüzdü.Sıcak iklimlerin akşamlarında, zaten, bizim sabahlarımızda duyulan neşe daha doğrusu, bir hayata, rahata giriş keyfi vardır. Gözlerinizin çiğ ışıktan ve göğsünüzün nefes darlığından kurtulacağını düşünerek bir şeyler yapmak, bir zevke hazırlanmak istersiniz.” İnkılap Yayınları/ Refik Halid KARAY Gurbet Hikayeleri/ Yara adlı öyküden. Bu satırlarda anlatılan misali bir halet-i ruhiye ile açtım televizyonu.
Bu dizi; günlerdir, Hazar ERGÜÇLÜ’NÜN bir pavyon sahnesindeki dansı üzerinden konuşulup gündeme geliyordu ama Yılmaz ERDOĞAN’IN yaptığı işleri seyredenler, ortaya koyduğu eserleri takip etmeye çaba sarf edenler daha fazlası olduğunu ve içinde insana dair pek manalı şeyler barındırdığını sezip hissedebiliyorduk. Mükremin’den Oto gargaraya… Ve dahi tiyatroculuğunun yanı sıra edebi yönüyle ilk gençlik yıllarımızda sevdiğimiz kızlara;
“Her şey yapılabilir bir beyaz kağıtla
Uçak örneğin, uçurtma mesela
Altına konabilir bir ayağı ötekilerden kısa olduğu için
Sallanan bir masanın
Veya şiir yazılabilir
Süresi ötekilerden kısa bir ömür üzerine…” diye başlayan, Yeni Bir Sayfada Sana Bakmak şiirini söyleyen gençler bilir Yılmaz ERDOĞAN’I. Onda insana dokunan, insandan doğan ve insan için olan pek çok şey vardır zira. “İnci Taneleri” dizisini de birinci bölümüyle başından sonuna hayat verdiği Azem YÜCEDAĞ karakteri de bu hissiyatımızı besliyordu. İki farklı Türkiye var ne yazık ki. Kimi Dilber karakterinin hikayesinden çok onun dansını merak edip kocalarını, sevgililerini mutlu etmek için bu dansı öğrenmeye kurslara yazıldı, olaya ve insanın ruhuna her zaman ki gibi Fransız kaldı. Kimi de Dilber dahil Azem YÜCEDAĞ’IN namı diyar Azem Hocanın, Piraye’nin ve diğer insan hikayelerinin nereye varacağına ne anlatacağına odaklandı. Biz ikinci kısımda Azem Hoca’nın hikayesini, ikinci bölümü merakla bekliyoruz zira anlatılanlarda bize dair, insana dair pek çok şey var anlaşılan.
Öte yandan karasal yayınların dışında pek çoğumuzun izlediği internet tv platformları var. Öyle ki bu nevi bazı platformlara geçmişte büyük tepkiler gösteren siyasilerde var. Neftliks de bu platformlardan biri. Tabii izleyip izlememek bireylerin kendi tercihi ve ahlakta spesifik neye göre kime göre onlarca yayın içinden istediğinizi seçer ve istediğinizi izlersiniz. İşte bu platformda İkinci Dünya Savaşı Belgeseli var. Savaşa katılan ülkelerin savaş zamanı kamera çekimlerinden ve kayıtlardan derlenen savaşın kronolojik bir anlatımı. Bence izlemeye değer bir yapım hem eğitici hem de yaşanan vahşeti göz önüne serip çarpıcı bir şekilde barışın ülkeler ve insanlar için ne kadar önemli ve hayati olduğu bize anlatması açısından dikkate değer. Ve tabi bazen insan yalnızca gülmek ister, gülerken günün ve yarınların sorunlarını an da olsa unutmak ister.
Sorgulayıcı bir gözle dünyaya baktığımızda, haberleri izleyip gazeteleri okuduğumuzda toplumdaki her mevcut sorunla dertlenip çözümler konusundaki yetersizliğimizle yeterince mutsuz oluyoruz zaten. Buna birde yaşam eylemine eklemlenen kendi şahsi problemlerimizde eklenince işin içinden çıkılmaz oluyor dünya. Bizi güldüren şeylere güldürürken düşündüren yapımlara her şeyden çok ihtiyaç var. GAİN Dijital Platformunda yayımlanan Ömer SİNİR’in yönettiği yapımcılığını ise BKM Mutfağın üstlendiği başrollerinde Mahsun KORKMAZ Eda AKALIN’ın yer aldığı muazzam bir yapım “Mahsun J”. Türkiye sosyolojisindeki bir kısım insanları iyi yakalamış ve iyi işlemiş bir iş olmanın yanı sıra yalnızca gülmek için dahi izlenmeye değer. Önce bir gülün sonra üzerine de düşünürsünüz derim. Kalın sağlıcakla.



























