Mersin, Tarsus ve Bölgedeki gündem, ekonomi, son dakika, spor ve yaşam dünyasındaki önemli gelişmelerden anında haberdar olmak ister misiniz?

:

:

:

İmralı’nın Meşruiyeti ve CHP’nin Tutumu

25 Kasım 2025 Salı 19:28
Bedir Hasırcı
‘Terörsüz Türkiye’ arzusu ile başlatılan süreç, Devlet Bahçeli’nin yeni İmralı çıkışıyla birlikte bir anda Öcalan’ın merkeze yerleştirildiği bir muhataplık tartışmasına evrilmiş durumda. Bu tartışma, Öcalan’ın meşruiyeti tartışmalarını da beraberinde getirdi. CHP’nin komisyonun İmralı’ya gidip Öcalan ile görüşmesi konusunda olumlu yönde oy vermemesi, sürecin geleceğinden daha fazla tartışılır oldu. Peki demokratik sorunların çözümü konusunda İmralı’nın ne kadar meşruiyeti vardı ve CHP’nin bu konudaki tutumu yanlış mıydı?
 
Siyaset biliminin temel kavramlarından biri olan meşruiyet, yalnızca güç ya da destek sahibi olmakla elde edilen bir unvan değildir. Meşruiyet; hukukla, rızayla, toplumsal ahlakla ve barışla kurulan ilişki üzerinden şekillenir. Bir aktörün meşru kabul edilebilmesi, yalnızca belli bir kitlenin onun etrafında toplanmasıyla değil, toplumun tamamını kapsayabilen değerleri temsil etmesiyle mümkündür. Özellikle şiddeti merkez alan siyasal hareketler, ne kadar taraftar bulurlarsa bulsunlar, toplumsal meşruiyeti eksik ve tartışmalı kalacaktır.
 
Bu bağlamda Abdullah Öcalan’ın siyasal alanda “meşru bir aktör” olarak görülmesini de bu perspektiften ele almak gerekecektir. Evet, Türkiye’de Öcalan’a sempati duyan ve onun fikirlerine sıcak bakan geniş bir kesim bulunmaktadır. Fakat meşruiyet, sadece destek görmek değildir; şiddetle arasına net bir mesafe koymak, hukuk dışı pratikleri reddetmek ve toplumun bütününü kapsayan ortak iyiyi temsil etmek zorundadır. Şiddetin gölgesi, hukuku ve siyaseti sakatlar; dolayısıyla Öcalan’ın varlığı, toplumsal barış açısından elbette dikkate alınması gereken sembolik bir etkidir, ancak aynı etki meşru bir yasa yapma muhataplığı anlamına gelmez.
 
Tam da bu nedenle, terör sorununun çözümünde Öcalan’ın ateşkes yönlü çağrılarının elbette önemli olduğu kabul edilebilir; fakat bu, yasal düzenlemelerin Öcalan üzerinden yürütülmesi gerektiği anlamına gelmemeli. Toplumsal bir sorunu, bir kişinin çağrısına ya da inisiyatifine bağlamak, demokrasiye değil, tam tersine tekil iradelere teslimiyete yol açar. Çözüm arayışını yalnızca İmralı’ya odaklamak; toplumsal aktörleri, siyaset kurumunu ve demokratik temsil mekanizmalarını devre dışı bırakır. Türkiye’nin ihtiyacı, kişi merkezli değil, toplum merkezli bir çözüm modelidir.
 
Bu perspektiften bakınca CHP’nin TBMM’de kurulan süreç komisyonunun İmralı’ya gitmeme kararı, yalnızca konjonktürel bir refleks değil, meşruiyet tartışmasının merkezine oturan ilkesel bir duruş olarak görülmelidir. CHP, İmralı’ya giderek bu adresi “yasal düzenlemelerin meşru ortağı” konumuna taşımamış; şiddet üzerinden siyaset üreten bir aktörü hukuksal süreçlerin muhatabı hâline getirmeyi reddetmiştir. Bu, çözüm sürecine kapı kapatmak değil; çözümün adresini doğru yere taşımaktır.
 
Ne var ki ironik olan şudur: Daha 1,5 yıl önce CHP’yi “iktidara gelirlerse Demirtaş’ı tahliye edecekler” deyip bunun üzerinden kara propaganda yürüten bazı kalemlerin, bugün CHP’yi “DEM ile köprüleri attı” diye suçlayarak pozisyon değiştirmelerini hayretle izliyoruz. Aynı çevreler, bundan yalnızca 6-7 ay önce “kent uzlaşısı” gerekçesiyle belediye başkanlarının üzerine soruşturma yağdırırken, bugün CHP’yi süreç karşıtı ilan ediyorlar. Bu çelişkilerin tek açıklaması vardır: CHP’yi denklem dışına itmek, sıkıştırmak ve manipülatif bir alana hapsetmek.
Bu nedenle bugün pompalanan algı hep aynı minvalde:
 
“CHP, DEM ile bağları kopardı, ulusalcılar kazandı, Kürtlerle mesafe arttı…”
Oysa CHP, bugünkü tutumuyla ne Kürt seçmeni dışlamış ne de çözüm sürecini reddetmiştir. Tam tersine, çözümün adresini tek kişiye indirgeyen anlayışı reddederek, toplumsal temsil mekanizmalarını işaret etmiştir. CHP, kendini doğru anlatabilmelidir. Kürt seçmene verilecek doğru mesaj “muhatap Öcalan değildir” şeklinde buyurgan ve üst perdeden olmamalıdır. Doğru mesaj şudur:
“Bu sorun, bir kişinin iradesiyle değil, toplumun tamamını kapsayan demokratik temsil ve siyasal aktörlerle çözülmelidir. Muhatap; kanaat önderleri, seçilmiş temsilciler ve toplumun ortak iradesidir.”
Eğer CHP bu dili doğru kurabilir, çözümü İmralı’ya sıkıştırmadan, toplumsal siyasetin kanallarını güçlendirebilirse, bugün aldığı karar yalnızca bir duruş değil, yarın kurulacak demokratik barışın en önemli yapı taşlarından biri olacaktır.
 
Türkiye’nin ihtiyacı, kişi merkezli değil; toplum merkezli bir siyasal akıldır.
Barış da çözüm de ancak bu yoldan geçer.

 
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın diğer makaleleri
  • İmralı’nın Meşruiyeti ve CHP’nin Tutumu25 Kasım 2025 Salı 19:28
  • Adalet Olmadan Barış Olmaz14 Kasım 2025 Cuma 12:59
  • Ortadoğu’da Barış Mümkün mü?23 Haziran 2025 Pazartesi 13:04
  • “Demokrasiye Darbe!”21 Mart 2025 Cuma 08:58
  • Sefalet Ücreti: Emek Değil, Sermaye Kazandı31 Aralık 2024 Salı 16:15
  • İktidarın formülü Vahap Seçer modeli23 Kasım 2024 Cumartesi 15:17
  • Engellenmeye Çalışılan Sosyal Belediyecilik8 Ağustos 2024 Perşembe 19:23
  • Katılımcı Belediyecilik ve TADEKA12 Haziran 2024 Çarşamba 16:27
  • Emeklinin Çilesi29 Mayıs 2024 Çarşamba 09:18
  • Siyasette ‘Yumuşama’ ve Yeni Anayasa23 Mayıs 2024 Perşembe 21:32
  • Akdeniz Gazetesi ©1994 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
    Oluşturma süresi(ms): -1