Son dönemde Türkiye genelinde kan donduran asayiş olaylarının bir bir gündeme düştüğünü görüyoruz.Seri cinayetlerden kadın katliamlarına, çocuklara karşı işlenen suçlardan çocukların bizzat gerçekleştirdiği adam vurma olaylarına kadar haberleri duyar olduk.
Bunun yanında, rant düzeninin getirdiği kalitesiz işçilik nedeniyle de oluşan kazalarda ocakları söndürür oldu. Tıpkı Tarsus’ta meydana gelen ve genç bir kadının hayata gözlerini yumduğu yürek yakan olay gibi!
Ülke genelinde çocuk suçlu sayısında ciddi şekilde artış olduğu gözleniyor. Sosyal medya dünyasının beyinlerde yarattığı tahribat, eğitim sisteminin her geçen yıl daha da kötüye gitmesi, ekonomik sorunlar nedeniyle ailelerin içine düştüğü bunalımdan dolayı çocuklarına gerekli ilgiyi gösterememesi, uyuşturucuya ulaşmanın kolaylığı ve yine uyuşturucu kullanım yaşının her geçen gün aşağılara düşmesi!
Türkiye’de yoksul aile sayısının hızla artmasından dolayı, suça bulaşan kişi veya küçük yaştaki bireylerin sayısında da ciddi artış olduğu gözleniyor. Ülke genelinden her gün onlarca can sıkıcı haberler bir bir ajans sayfalarında yer alıyor!
***
Her zaman söylenen bir söz vardır “Tarsus, Türkiye’nin izdüşümüdür. Her renk vardır!” diye…
Bu söz iyi niyetli de söylenebilir. Fakat bugünkü konumuza da uyarlanabilir.
Geçmişiyle, doğal ve toprak yapısıyla, ulaşım kolaylığıyla tarih boyunca cazibe merkezi olmuş bu kent, bölgede yapılan devasa yatırımlar ve bağrında bulunan doğal zenginlikleriyle nüfus olarak büyümeye devam ediyor. Uluslararası havaalanına, üniversitelere, OSB’lere ev sahipliği yapar konuma gelen Tarsus’ta nüfus 400 bin ile 450 bin bandına çıkmış vaziyette!
Maalesef ki Tarsus’un kontrolsüz şekilde büyümesiyle birlikte, dikkat edilirse suç oranlarında da son dönemde gözle görünür şekilde artış olduğu da görülüyor.
Sadece son bir ayda ki asayiş olaylarında cinayetlerden silahla yaralamalara, Emniyet ve Jandarmanın ardı ardına yaptığı asayiş uygulamalarından bilmem kaç kişinin cezaevine gönderilmesine, sanal bahis nedeniyle kaç ocağın sönmesinden tefecilere yönelik uygulamalara kadar, değim yerinde ise “Gel vatandaş gel, ne ararsan varı!” yaşamaya başladık.
Acı ve üzücü!..
Türkiye’de acilen aileyi destekleyici projelerin uygulamaya konulması, yap-boz tahtasına dönüştürülen eğitimin “milli bilinç ve çağdaş kurallara göre” dizayn edilmesi, sosyal projelerin arttırılması, sosyal medyanın genç nesiller üzerinde ki olumsuz etkilerinin asgariye indirilmesi için çalışmalar yapılması şart.
Bizler belki tam farkında değiliz ama, haberlere yansıyan bu kötülükler, özünde bir neslin kayıp gittiğinin maalesef ki kötü örneği!
Olumsuzlukların daha fazla tahribat oluşturmaması için başta iktidar olmak üzere, tüm siyasilere, toplum dinamiklerine ve en önemlisi de ailelere büyük görevler düşmektedir.




























