Mersin, Tarsus ve Bölgedeki gündem, ekonomi, son dakika, spor ve yaşam dünyasındaki önemli gelişmelerden anında haberdar olmak ister misiniz?

:

:

:

Dünya İnsan Hakları Günü ve Demokrasi Haftası

9 Aralık 2020 Çarşamba 16:39
Celal Tezel
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni 10 Aralık 1948 günü kabul etmiştir. Böylelikle, yüzyıllar boyunca ezilen ve sömürülen geniş halk yığınlarının uğrunda büyük mücadeleler verdikleri özgürlük, eşitlik, sosyal adalet, hukuk, demokrasi ve insan hakları uygulamalarında yeni ve daha üst düzey bir aşamaya geçilmiştir.
 
10 Aralık 1948 günü gerçekleşen bu olay, tarihsel bir dönüm noktasıdır. Tüm insanların doğuştan özgür ve eşit oldukları gerçeği bu Bildirge’yle nispi de olsa güvence altına alınmıştır. Ayrıca, o tarihten sonra İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, tüm insanlığın ortak değeri, çağdaş dünyanın ortak paydası ve insan haklarının anayasası olarak da kabul edilmeye başlanmıştır.
 
Birleşmiş Milletlere üye Suudi Arabistan Krallığı ve Güney Afrika Cumhuriyeti dışındaki ülkelerin tamamı bu bildirgeye imza atmışlardır. Türkiye’de bu bildirgenin imzacı devletleri arasındaki yerini almıştır. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ülkemiz tarafından 6 Nisan 1949 tarihinde onaylanmıştır. Her yıl, Bildirge’nin BM Genel Kurulunca kabul edildiği 10 Aralık tarihi, insan hakları bilincinin tüm dünyada yerleşmesi amacıyla, “Dünya İnsan Hakları Günü” olarak kutlanmaya başlanmıştır.
 
Dünya İnsan Hakları Günü’ne isabet eden 10 Aralık haftası ise; “İnsan Hakları ve Demokrasi Haftası” olarak ilan edilmiştir. Bu gün ve haftalar boyunca düzenlenen çeşitli etkinlikler yoluyla insan hakları ve demokrasi kültürünün yerleşmesine, anlam ve öneminin dünya kamuoyuyla paylaşılmasına çalışılmaktadır. İnsan hakları alanında 1948’den bu yana yaşanan gelişmelerle bir birey olarak günümüzün insanı; tarihin hiçbir döneminde görülmediği kadar ön plana çıkmış, yasal güvencelere kavuşmuştur.
 
“İnsan odaklı” yeni bir dünya düzeni kurulmuştur. Kâğıt üzerinde de olsa, nispi de olsa kişi temel hak ve özgürlükleri yazılı Anayasalarla güvence altına alınmaya çalışılmıştır. Bu özellikleri nedeniyle, içinde yaşadığımız çağa bir yönüyle de “İnsan Hakları Çağı” adı verilmektedir. Dünyamızın böyle bir kimlik ve nitelik kazanmasında idealist devrimcilerin verdikleri mücadelelerin yanında ebetteki “Dünya İnsan Hakları Günü”  ve “İnsan Hakları ve Demokrasi Haftası” kutlamalarının da çok önemli katkıları olmuştur.
 
Büyük insanlık âlemi, İnsan Hakları Çağı’na öyle kolaylıkla ve birdenbire gelmemiştir. Bunun için yüzyıllar süren zorlu bir mücadelenin verilmesi gerekmiştir. Bu uğurda bazen çok kanlı savaşlar yapılmış, çok ağır bedeller ödenmiştir.
 
*          *          *
Cilalı taş devrinin ikinci yarısında yerleşik hayata geçilmesiyle birlikte sınıflı toplum yapısı ortaya çıkmıştır. Sınıflı ve ergil toplumlarda, egemen yönetici sınıfın dışında kalan insanların çok büyük bir çoğunluğu köleleştirilmiştir. Dünyada kurulmuş olan bu köle düzeni 18. Yüzyılın ikinci yarısında meydana gelen sanayi devrimine kadar sürmüştür. Feodal düzende köle ve serf statüsünde olan bu insan yığınları, sanayi devriminde ücretli işçi haline dönüştürülmüştür.
 
Vahşi kapitalizm döneminde çok kötü çalışma koşullarında, sefalet ücretiyle çalıştırılan işçilerin çalışma ilişkileriyle ve haklarıyla ilgili herhangi bir yasal düzenleme yapılmamıştır. Çalışanlar, tamamen sermaye sınıfının emrine, merhametine ve mutlak tasarrufuna bırakılmıştır. Vahşi kapitalizm dönemi, çocuk ve kadın emeğinin sömürülmesinin zirveye çıktığı korkunç bir dönem olmuştur. Acımasız bir sömürü düzeninde, dayanılmaz baskılar altında yaşamaya çabalayan işçiler, bazı haklar elde edebilmek için zaman zaman saman alevi gibi parlayan protestolara ve grevlere gitmişlerdir.
 
Kolluk kuvvetleriyle dağıtılmak istenen bu eylemler, kimi zaman toplumsal şiddet ve asayiş olaylarına dönüşmüştür. Ünlü Fransız yazar Emile Zola, Germinal adlı romanında kömür madenlerinde yaşanan böyle dramatik bir olayı anlatmıştır. Asayiş sorunlarının yaygınlık kazanması üzerine yasal düzenlemeler yapılarak çalışanların öfkeleri dindirilmeye çalışılmıştır. Ancak egemen sınıfların kurdukları sömürü düzeninde elde ettikleri ekonomik, sosyal ve siyasal ayrıcalıkları ve maddi olanakları kaybetmemek için şiddet ve zorlamalar da dâhil olmak üzere her türlü önlemlere başvurmaları nedeniyle insan ilişkileri ve hakları tarihin her döneminde kötü bir seyir izlemiştir. İnsan haklarının iyileştirilmesi yönündeki gelişmeler önce düşünce düzeyinde kendisini göstermeye başlamıştır.
 
17. Yüzyıl liberal aydınlanmacılığının ve rasyonalizminin (akılcılığının) önemli temsilcilerinden birisi olan ünlü İngiliz filozof John Locke, modern insan haklarının kurucu babası olarak ortaya çıkmıştır. Ayrıca Aquinolu Thomas, Thomas Hobbes, Thomas More, Jean-Jacques Rousseau gibi filozoflar ve bunlar gibi daha pek çok düşünürler, siyaset adamları ve devrimciler de insan haklarının gelişmesine çok büyük katkılar yapmışlardır.
 
İngiltere’de 1215 Tarihinde Magna Carta Libertatum’un (Büyük Özgürlük Fermanı) ve 1689 devriminden sonra geliştirilen Yurttaş Hakları Beyannamesi’nin, 1776 tarihinde ABD Bağımsızlık Bildirgesi’nin ve yine aynı şekilde 1789 tarihinde gerçekleşen Fransız İhtilali’nden sonra İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi’nin ilan edilmesi gibi olaylar, insan haklarının gelişmesinde çok önemli dönüm noktaları olmuştur. Çok ilginçtir, insan hakları alanındaki en önemli gelişmeler, insanlığın karşılaştığı en büyük felaketler olan Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarından sonra meydana gelmiştir. Özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonra 1945 yılında Birleşmiş Milletler’in (BM) kurulmasıyla birlikte insan hakları kurumsal olarak da dünya politikasına girmiştir. 1950’li yıllarda Avrupa Birliği kurulduktan sonra özellikle de 1970’li yılarda artan küreselleşme olgusuna koşut olarak, küreselleşen insan haklarının 1990’lı yıllarda dünya gündemindeki yeri iyice pekişmiştir. Türkiye’de insan hakları, Anayasacılık hareketleriyle birlikte yürümüştür. 1961 Anayasasında birinci ve ikinci kuşak insan haklarına yer verilmiştir.
 
1982 Anayasasının 2. Maddesinde Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına saygılı, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devleti olarak tanımlanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, uluslararası devletler topluluğunun bir aktörü olarak insan haklarına ilişkin düzenlenmiş olan uluslararası sözleşmelerin hemen hemen tamamını imzalamıştır. Ancak Türkiye’de insan hakları konusunda olması gereken ve istenen gelişmeler bugüne kadar sağlanamamıştır. Uluslararası raporlarda Türkiye hala insan hakları ihlallerinin en çok yaşandığı ülkeler arasında yer almaktadır.  Bunun en önemli nedenlerinden birisi de; insan hakları ve demokrasi kavramlarının kültür boyutunda bazı siyaset adamlarınca, kamu yöneticilerince ve geniş halk kesimlerince yeterince anlaşılamamış, özümsenememiş ve içselleştirilememiş olmasıdır. Bu sorunun aşılabilmesi için insan hakları ve demokrasi eğitimine ağırlık verilmesi gerekmektedir. Türkiye’de özgürlük, eşitlik, tam bağımsızlık, sosyal adalet, hukuk devleti, laiklik, çağdaşlık, insan hakları ve çoğulcu demokrasi ideallerine gönül verenlerin Dünya İnsan Hakları Günü ve Demokrasi Haftası kutlu olsun.

 
Bu yazı toplam 2241 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın diğer makaleleri
Tarsus Akdeniz ©1994 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
Oluşturma süresi(ms): -1