Mersin, Tarsus ve Bölgedeki gündem, ekonomi, son dakika, spor ve yaşam dünyasındaki önemli gelişmelerden anında haberdar olmak ister misiniz?

:

:

:

Dövizin Ateşi Piyasayı Yakıyor

22 Ekim 2021 Cuma 08:13
Celal Tezel
Toplum olarak, epeyce uzun sayılabilecek bir zamandan beri ekonomik sorunlarla boğuşup duruyoruz. Bu sorunlar karşımıza; kimi zaman işsizlik, kimi zaman enflasyon, kimi zaman hayat pahalılığı, kimi zaman da iğneden ipliğe kadar ihtiyaç duyduğumuz tüm mal ve hizmetlere yapılan yüksek oranlı zamlar olarak çıkıyor. Ancak bu çeşit sorunlar, karşımıza hangi başlık altında çıkmış olursa olsun, bizler açısından sonuç hiç değişmiyor. Çünkü ekonomik sorunlar, gündelik yaşantımız üzerindeki ağırlığını ve olumsuz etkilerini hiçbir şekilde hız kesmeden ve nefes aldırmadan hissettirmeye devam ediyor.
 
Geçtiğimiz haftanın başat ekonomik sorunu; dövizin, özellikle de Amerikan dolarının önlenemez bir şekilde yükselişiydi. Amerikan doları bir ara tarihi rekorunu kırarak 9,35.- TL’yi gördü. Şu sıralarda ise 9,20-9,30.- TL bandında dolaşıp duruyor. Doğal olarak dövizin ateşinin bu şekilde yükselmesi, ister istemez piyasaları da adeta bir yangın yerine çeviriyor. Çarşı ve pazarlardaki astronomik fiyatlar, el ve cep yakmaya devam ediyor. Eskiler, böyle durumları kısaca ifade edebilmek için “Bu sıcağa kar mı dayanır?” atasözünü kullanırlardı. İşte ekonomik yaşamda son günlerde yaşadıklarımız bu veciz ve anlamlı atasözümüzü anımsatıyor. Piyasada oluşan yüksek fiyatlar karşısında gelirlerimiz ve sahip olduğumuz ekonomik kaynaklar da tıpkı bu atasözümüzde söylendiği gibi, aşırı sıcaklar karşısında dağlardaki kar tabakalarının ne kadar kalın olursa olsun hızla eriyip yok olduğu gibi, hızla eriyor ve buhar olup havaya karışıyor.
 
Bu durum karşısında yaşam standartlarımız bozuluyor ve yaşam kalitemizde ise hiçte istemediğimiz bir biçimde düşüşler meydana geliyor. Tabii döviz fiyatlarının bu şekilde yükselmesi, sonuçta siyasal iktidarların uygulamış oldukları ekonomik ve mali politikalarla doğrudan bağlantılı bir husustur. Siyasal iktidarlar, sahip oldukları ekonomik ve mali araçları kullanarak döviz fiyatlarını yükselterek, bu şekilde iç talebi azaltarak ihracatı arttırmak ve bütçe açıklarını da kapatmak gibi çeşitli amaçlar güdebilirler. Siyasal iktidarlar buna benzer başka saiklerle de hareket edebilirler. Netice itibariyle, döviz fiyatlarının yükselmesi veya düşmesi siyasal iktidarların uygulamış oldukları ekonomik politikalarla ilgili bir olaydır. Yönetsel erk, bunu her zaman yapmaya veya dengede tutmaya elbette ki muktedirdir. Ekonomik kararlar, mesleki uzmanlık gerektiren birtakım matematiksel hesaplamalar yapılarak alınır. Ancak, hiçbir zaman unutulmaması ve akıldan çıkartılmaması gereken bir özellik vardır ki; o da ekonomik kararların kaçınılmaz ve zorunlu olarak doğurdukları bir de sosyal sonuçları olduğu gerçeğidir.
 
Alınmış ve alınacak olan bu ekonomik kararlar, günlük yaşamda insanların yaşamlarını olumlu veya olumsuz yönde en ince ayrıntısına kadar etkileyebilirler. İşte bu nedenledir ki siyasal iktidar sahiplerinin makro düzeyde birtakım ekonomik kararlar alırlarken; aldıkları bu ekonomik kararların doğuracağı sosyal sonuçları da çok iyi bir şekilde hesap edebilmeleri ve ortaya çıkma olasılığı bulunan olumsuzluklara karşı da gerçekçi ve doğru önlemler alabilmeleri gerekmektedir. İşin aslına bakarsanız, bu ekonomik düzenlemeler yapılırken, işin sosyal boyutları hesap edilmeden ekonomik kararlar alınmasının günlük yaşantımıza bazı bozukluklar, olumsuzluklar ve yakınmalar şeklinde yansımaları ve çok büyük toplum kesimlerini rahatsız eden, istenmedik sonuçları da olabilir.
 
Toplumsal yaşantımızda son yıllarda ortaya çıkan ekonomik ve sosyal tabloya bu açıdan baktığımızda; ekonomi yönetimince makro ekonomik düzeyde kararlar alınırken; işte, işin asıl can alıcı bu sosyal boyutunun ıskalandığı, görmezden gelindiği veya ötelendiği söylenebilir. Esasen Türkiye ekonomisinde; yüksek döviz fiyatlarının da içerisinde olduğu asıl büyük sorun, ekonominin genel yapısında meydana gelmiş olan yapısal bozuklardır. Türkiye Ekonomisi, planlama disiplininden uzaklaşmış, yüksek kur, enflasyon; yani, kısaca ifade etmek gerekirse fiyatlar genel düzeyinin sürekli yükselmesi ve devalüasyon; yani, özetle belirtmek gerekirse Türk Lirasının yabancı paralar karşısında değer yitirmesi ve paranın satın alma gücünün sürekli azalması sarmalına girilmiştir. İçerisine girilmiş olan bu sarmalın döngüsü kısaca şöyle işlemektedir:
 
Önce döviz fiyatlarında bir miktar artış olmakta, ardından buna bağlı olarak iğneden ipliğe kadar her şeye zam gelmekte yani, fiyatlar genel düzeyi yükselmektedir. Bunun zorunlu bir sonucu olarak da devalüasyon dediğimiz olay meydana gelmektedir. Uzun yıllardan beri devam etmekte olan bu süreç Türkiye ekonomisinin genel dengelerini iyice bozmuştur. Bir ülkede uzun yıllar boyunca süren enflasyon, o ülkede uzun yıllar sürmüş bir savaş etkisi yapar. Bütün savaşlarda olduğu gibi toplumsal ahlak çöker, üretim ve dağıtım zincirlerinde bozulmalar meydana gelir. Milli gelir ve milli gelirden kişi başına düşen pay azalır. Merkezi devlet otoritesi zayıflar. Karaborsa, gayrı meşru kazançlar ve kara para artar. Hukuk; hakkaniyet ölçülerine uygun ve adaletli bir şekilde işleyemez hale gelebilir. Yolsuzluklar ve yoksulluk yaygınlık kazanır.
 
Kısacası, güçlünün zayıfı ezdiği, her alanda sömürünün yaygınlaştığı, negatif seleksiyonun açıkça yaşanması nedeniyle liyakat sisteminin çöktüğü, adam kayırmacılığın ve partizanlığın yükselen değer haline geldiği ve insani, vicdani ve adaletli olmayan bir “altta kalanın canı çıksın” düzeni kurulur. Ülkemizde de ne yazık ki, bozulan bu ekonomik dengeler nedeniyle sayılarının 10 milyonu geçtiği söylenen çok büyük bir işsizler ordusu meydana gelmiştir. Bu işsizlerin arasında hatırı sayılır oranda üniversite mezunu, hatta çift diplomalı, yüksek lisanslı veya doktoralı kişilerin olduğu gözlenmekte ve bilinmektedir. Atanamayan öğretmenler, sağlıkçılar, iktisat-işletme mezunları, mühendisler ve adlarını burada sayamayacağımız kadar daha pek çok üniversite ve bölüm mezunları hemen hemen her gün, buldukları her fırsatta ülkenin her tarafından acı feryatlarını yükseltmektedir. Türkiye ekonomisinin çözüm bekleyen birinci öncelikli sorunu işte bu yüksek oranlı ve yaygın işsizliktir. Bu sorun artık ertelenemez hale gelmiştir.
 
Çünkü ateş düştüğü yeri yakmaktadır. Gencecik insanların üretime katılmadan, kendi hayatlarını kuramadan, çaresizlik içerisinde boşu boşuna harcanıp gitmeleri öyle, söylemde ağıtlar yakarak boş vaatlerde bulunularak geçiştirilecek bir olay değildir. Klasik anlamda devletin temel görevlerinden birisi de halkını ve yurttaşlarını huzurlu bir dinginlik içerisinde ve belirli bir refah düzeyinin üzerinde yaşatacak ortamı sağlamaktır. İşsizlik nedeniyle milyonlarca gencimiz huzursuz ve mutsuzdurlar. Bazı kamuoyu araştırması sonuçlarından elde ettiğimiz verilere göre bu gençler, umutlarını kaybetmiş ve küskün bir şekilde ülkeyi terk etmek istemektedirler.
 
Ülkemizde tarihi belirlenmemiş bir erken seçimin ön hazırlıklarının yapıldığı şu günlerde, özellikle de muhalefet partileri, işsizlikle nasıl başa çıkabileceklerine ilişkin önerilerini ve projelerini somut bir biçimde ortaya koymalıdırlar. Ülkemizde işsizlik sorununu çözebilmek için acil bir İSTİHDAM REFORMU yapabilecekleri umudunu yaratabilmelidirler. İşsizlik bir ülkede, öyle sanıldığı gibi sadece işsizlerin sorunu değildir. Bu ekonomik ve sosyal sorun aynı zamanda, ülkedeki tüm ücretle çalışanların, işçilerin, memurların ve hatta emeklilerin de sorunudur. Çünkü kapitalist üretim ilişkilerinin egemen olduğu bir ekonomik sistemde; her şeyin olduğu gibi ücretin de denge fiyatı arza ve talebe göre oluşur. İş gücü arzının çok fazla, iş gücüne duyulan talebin az olduğu toplumlarda ücretler öyle istendiği gibi yükselmez. Türkiye’de işçi, memur ve emekli aylıklarının sefalet ücreti diyebileceğimiz bir oranda düşük olmasının en önemli nedenlerinden birisi de işte bu sayıları milyonları aşan işsizler ordusudur. İşten çıkartılan bir işçinin yerine, ondan çok daha düşük ücretlerle çalışmaya can atan yüzlerce işçi adayı hazır kuyrukta beklerken, ücretlerin istenen düzeyde yükseltilmesi söz konusu değildir. Ekonomik sistem bir bütündür. Bu bütün içerisinde döviz sorunu, işsizlik, hayat pahalılığı, enflasyon, düşük ücretler vb. gibi sorunlar tek başına bağımsız bir bütünmüş gibi ayrı ayrı ele alınıp çözülemez.
 
Bir ülke ekonomisinin kurumsal yapısıyla, dengeleriyle ve bütünlüğüyle öyle olur olmaz, bilir bilmez bir şekilde oynanamaz. Bu şekilde oynamaya kalkarsanız, ülke ekonomisi içerisinde zamanla ortaya çıkan sorunların çözümünü içinden çıkılamayacak derecede zorlaştırmış olursunuz. Bütün zorluklarına karşın, artık kendi içerisindeki bütünlüğü, tutarlılığı ve dengeleri iyice bozulmuş ve zaten kendisi başlı başına çeşitli sorunlar üretir hale gelmiş olan bu ekonomik sistem de elbette ki düzeltilebilir. Beklenen, özlenen ve aranan refah düzeyini sağlayabilecek hale getirilebilir. Ancak bunu sağlamak için öncelikle, 60’lı yılların başlarında uygulanan ve %5 enflasyonla %7 kalkınma hızının yakalandığı ekonomik kalkınma modelleri örnek alınarak günümüzün ihtiyaçlarına uyarlanmalı ve yeni bir kamucu anlayışıyla yeni bir planlı toplumsal kalkınma reformu yapılmalıdır.     

 
Bu yazı toplam 204 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın diğer makaleleri
Tarsus Akdeniz ©1994 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
Oluşturma süresi(ms): -1