Yalnızca harf okumak değildir mesele; cemali de okunur bir yazıdır insanın. Elleriyle kavrayışı, derisi üzerindeki yaralar, avuç içindeki her nasır bir söz söyler anlayana. Adımlarındaki sertlik ya da“Ben sana yüküm ey dünya! Taşıma beni” tavrında çekimser adımları; caddelerde, sokaklarda bir sürgünlüğü, insanın dünyaya ve dünyadan bizar her hâline faş edilmiş bir cümle, kalbin alfabesinde acı bir beyit değil midir?
Öyledir el’an. Vallahi tanığız ki yalan dünyanın her hâlini her zerremiz anlatmaz mı bize? Hırçın ve haşin cümlelere gerek yok, celallenmeyelim. Cemaline bakmak istiyoruz biz; bizin yüz yüze.
Özne insan ve nahak yere kavi bir öfkeyle değil, dürüst bir merhamet ve şefkat ile bakalım cemale. Aynaları silelim önce.
İki göz var karşımda, karşınızda…
Ela, denizlerce mavi, kahverengi, bal rengi, siyah, simsiyah ve yeşilin her tonu gözler; ve şüphesiz, kesin hüzün karası kirpikler… Göz kapaklarınızda bir gözyaşı damlasıyla eriminize varacak bir ok gibi kader deminde.
Ve sayı: (0) hiçliğiyle, (1) adımıyla, (2) denkliğiyle… Rakamlar içinde yalnızca iki göz; Tanrı’dan emanet ve ilahi bize bu dem. Görelim diye… Ve bazen görmeyi bildiği hâlde görmemek üzere adap sahibi; insanın şedit olanlarının ve serlilerinin yeryüzü hâl ve tavrına vazifesi değilse, kadimler kadimi iki gözünü de yormayan.
Ve iki kulak bu hâl üzere: duymak ve duymamaklar da akıl sahibi. Duyarsa hayrı duysun dileğiyle. Ki:
“İnsan; kulağından kirlenir…” derler. Kemal sahibi adam ve kadınlardan kemal sahibi sözler dilerim her kulağa.
Burnumuz el’an iki naresten alır kokuyu; reyhamız gül olsun. Kötü koku aldığınızda burnunuz konuşmaz mı sanırsınız? Ve dahi şerir bir söz işittiyseniz, kötü söz sahibine ait olsa da, sizin adımlarınızı bir kaçışa ya da bir taarruza, atağa yöneltmez mi?
A, B, C… Alfabe… Anadili ana sütü gibi helal derler; neden? Haksızlar mı? Cümle, cemalimizde bir olan ağızdan düşer kelimeler hâlinde. Dil bir nehirdir; akar yeryüzünden evrene. Olur, oldurur; yapar, yaptırır; kurar, kurdurur; ölür, öldürür; yaşar, yaşatır. Dil varsa bir hâlinde, cemalde insan bir özne olarak ancak o zaman tanımlanır yeryüzüne.
İki duyalım, iki görelim, iki koklayalım; bir konuşalım Hakk’ın hakikatiyle. Kulakta ve gözde ham olan, akılda pişer; lezzeti de dilde akar. Dilde lezzet var ise cemalde nurlu bir kandil yanar.
İyi ki varsın Türkçem; dilimde lezzet, yüzümde nursun sen. Dili sancağıdır insan’ın…



























