2024 yerel seçimleri Türkiye’de yakın siyasi tarih için dönüm noktası olmuş, Cumhuriyet Halk Partisi on yıllar sonra birinci parti konumuna gelmiştir. Nüfusun yüzde 65’nin yaşadığı şehirlerin yerel yönetimleri muhalefetin yönetimine geçmiştir.Bugün iktidarın, başta CHP olmak üzere, diğer muhalefet partilerine yönelik operasyonlarının asıl nedeni de bunun altında yatmaktadır.
23 yıllık yıpranmışlık, Avrupa Birliği hayallerinin rafa kalkması, sosyal yardımların kısıtlı hale gelmesi, milliyetçilikten ‘yerli ve milli’ söylemlerine kadar kullanılabilecek her söylemden sonra, önümüzdeki süreçte halka “umut” verecek bir çıkış yaratılmasında zorlanılması (ki burada terörsüz Türkiye söylemlerinin, ekonomik sorunları perdelemekte yeterli gelmemesi) önümüzdeki süreçte normal şartlarda yapılacak bir genel seçimde iktidarın kaybedilmesi anlamına geliyor!
O nedenle şu an tedbir girişimleri yapılıyor! Hem de yargı eliyle…
Belediyelere operasyonlarla, tutuklamalarla, kayyumlarla, kongre iptalleriyle, trol şahısları koltuklara oturtarak…
Günümüz Türkiye’sinde ekonomik, sosyal, kültürel, eğitim, adalet ve daha pekçok konuda akıllara gelmeyecek olaylar yaşanıyor. Şunu unutmamak gerekir ki, yarınlarda da tahmin dahi edilemeyecek şeyler oluşması muhtemeldir. Amaç muhalif cepheyi sindirmek, parçalamak ve sus-pus yapmaktır.
Seçim sistemimizde yer alan ceberut %50+1 sistemi geldiğinden bu yana iktidarı elinde bulunduran Cumhur ittifakının karşısında olan Millet ittifakında lokomotif görevi gören CHP ile kim hareket ederse o partiye bir şekilde saldırı yapılıyor.
İyi Parti karıştırılmaya çalışıldı, genel başkan değişikliği yaşandı. Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ ve eski HDP eş başkanı Selahattin Demirtaş cezaevine atıldı. Tehditlerle, vaatlerle, siyasi transferler yapılıyor.
Dün CHP ile hareket edenlere operasyonlar yapıldı, bugün bizzat CHP’ye yapılıyor. Muhalefet kanadında kurumsal kimlikler yok edilmeye çalışılıyor.
O nedenle Türkiye’de farklı dünya görüşlerine sahip çoğunluğun kendini ifade edebileceği demokratik bloğu oluşturması şarttır, zorunludur. Burada siyasi partilerin olduğu kadar sivil toplum kuruluşlarının da, toplumun farklı noktalarındaki dinamiklerinin de yer alacağı bir rota belirlemek zorundadır.
Kısacası yaşanan bu karanlık tablodan kurtulmak, sadece bir partinin değil, rahatsızlık duyan herkesin sorumluluk almasıyla ortadan kalkacaktır.




























