Mersin, Tarsus ve Bölgedeki gündem, ekonomi, son dakika, spor ve yaşam dünyasındaki önemli gelişmelerden anında haberdar olmak ister misiniz?

:

:

:

Cumhuriyet Devrimcisi: Uğur Mumcu

22 Ocak 2021 Cuma 14:36
Celal Tezel
Türk basınında araştırmacı gazeteciliğin öncüsü, demokratik ve laik cumhuriyet devrimlerinin yılmaz savunucusu, hukukçu, devrimci-demokrat düşün insanı, gazeteci ve yazar Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993 günü saat 13.15’te arabasına konulan bir bombanın patlatılması suretiyle hunharca katledildi. O, şimdilerde kaynağı kurumaya yüz tutmuş, zaten oldukça da zor yetişen yurtsever halkçı aydınlar kuşağının en önde gelen ve en önemli temsilcilerinden birisiydi.
 
Tıpkı, aynı kötülük güçleri tarafından kendisinden önce katledilen demokrasi kahramanları Abdi İpekçi, Bahriye Üçok, Turan Dursun, Bedrettin Cömert, Cavit Orhan Tütengil, Çetin Emeç, Doğan Öz, Muammer Aksoy, Ümit Doğanay gibi inançlı, kararlı ve yürekli bir Cumhuriyet devrimcisiydi. Kendi deyimiyle ulusal kurtuluş savaşımının “Kalpaksız Kuvayi Milliyeci”siydi.
 
Uğur Mumcu; ülkemizde anti-emperyalizm, tam bağımsızlık, özgürlük, eşitlik, laiklik, hak, hukuk, adalet ve demokratik sosyalizm mücadelesi uğrunda; gözünü kırpmadan boynunu idam kementlerine uzatan ve göğsünü faşist kurşunlara siper eden 68 ve 78 kuşağının yurtsever devrimci gençlerinin mücadelesini ve ruhunu anlattığı “sesleniş” adlı şiirinde halka şöyle sesleniyordu:
 
“…Hain tuzaklarda kan uykularda vurulduk ey halkım, unutma bizi… Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık ey halkım, unutma bizi... Giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük. Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu’daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul’daki, Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da, paramparça elleriyle ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük. Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutama bizi... Bağımsızlık Mustafa Kemal’den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular. Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi... Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşı’nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha dik tutabilmekti bütün çabamız. Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler. Vurulduk ey halkım, unutma bizi... Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir gece sabaha karşı, prangalar vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere. Asıldık ey halkım, unutma bizi... Öfkelerini bir gün bile, karşısındakilere bağırmamış insanların önünde, öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, Batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler. Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi... Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım unutma bizi…”
 
Duygu yüklü bu sesleniş; 68 gençliğinin tam bağımsız ve çağdaş Türkiye özleminin anlamlı bir özeti gibidir. Aynı zamanda, kendisinin de dünya görüşünün, yaşam felsefesinin, ilke ve inançlarının, haksızlıklara ve egemen güçlere karşı duruşunun, gazetecilik anlayışının ve soylu mücadelesinin anlamlı bir dışa vurumudur. Çok ilginçtir, şiirinde belirttiği gibi kendisine kurulan bir “hain tuzakla” öldürülmüştür. Araştırmacı gazeteciliği, üretkenliği, cesareti, yiğitliği ve devrimciliğiyle kendisinden sonra yetişen pek çok gazetecinin idolü olmuştur.
 
Türkiye’de, kendisini örnek alan ve izinden giden çok başarılı bir gazeteciler kuşağı yetişmiştir. Bunlar da hala çok zor koşullar altında, bin bir zorluğa katlanarak, çok ağır bedeller ödeyerek halk adına, halk için kamucu bir anlayışla, çok büyük özveriler göstererek gazetecilik yapmaya çalışmaktadırlar. Ancak kanımca, Uğur Mumcu’nun boşluğu hala doldurulamamıştır. 51 yıllık kısacık yaşamına sığdırdığı dopdolu mücadeleler, yaptığı özgün çalışmalar ve isabetli öngörülerle başlı başına bir ekol haline gelen Uğur Mumcu,  22 Ağustos 1942 tarihinde Kırşehir’de doğmuştur. Ankara’da Devrim İlkokulu, Cumhuriyet Ortaokulu ve Deneme Lisesi’ni bitirdikten sonra 1961 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girmiştir. Hukuk Fakültesinde, 1961 Anayasası’nın getirdiği özgürlükler ortamında üniversite gençliği arasında yayılan sol düşüncelerle tanışmıştır.
 
Buradaki öğrenciliği sırasında toplumsal etkinlikler ve açıkoturumlar örgütleyen etkin ve önemli öğrenci liderleri arasındaki yerini almıştır. Hukuk fakültesini bitirince, dil öğrenmek için İngiltere’ye gitmiştir. İngiltere’den döndükten sonra, Ankara Hukuk Fakültesi’nde İdare Hukuku Kürsüsü’ne asistan olmuştur. Uğur Mumcu bu yıllardaki çalışmalarını akademik dünyada, İdare Hukuku alanında öğretim üyesi olabilmek için sürdürmüştür. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki öğrencilik yıllarında çeşitli gazete ve dergilere yazılar yazmaya başlayan Uğur Mumcu’nun ilk yazıları, o dönemin çok önemli ve ünlü yayın organları olan Yön, Türk Solu, Devrim, Ant, KIM gibi dergilerde yer almaya başlamıştır. Bu sıralardaki çalışmalarını daha çok köşe yazıları üzerinde yoğunlaştıran Uğur Mumcu, 1962 yılında Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanan “Türk Sosyalizmi” başlıklı makalesiyle Yunus Nadi Ödülü’nü almıştır. 1968-69-70 yıllarında Akşam, Milliyet, Cumhuriyet gazetelerinde zaman zaman çeşitli konularda inceleme yazıları da yayımlanmıştır. 12 Mart 1971’de yapılan askeri müdahalenin ardında kurulan ara rejimin kıyımına uğramış, Tutuklanarak Mamak Askeri Cezaevine konulmuştur. Burada, ülkenin tüm aydınlarına, bilim insanlarına ve devrimcilerine uygulanan kötü muameleler ve baskılar altında geçen hapis cezasını tamamlandıktan sonra “sakıncalı piyade” olarak askere alınmıştır.
 
Askerlik görevini tamamladıktan sonra, 1974 yılında önce haftalık dergi olarak yayımlanan daha sonra da günlük olarak çıkmaya başlayan Yeni Ortam Gazetesinde köşe yazarlığına başlamıştır. Uğur Mumcu’nun gazetecilikteki asıl yükselişi Cumhuriyet Gazetesinde “Gözlem” sütununda yazdığı yazılarla olmuştur. 12 Eylül öncesi Cumhuriyet Gazetesinde yayımladığı silah kaçakçılığı yazı dizisi büyük ses getirmiştir. Öldürülmeden önce, ABD’nin Ortadoğu’daki politikalarını, Rabıta örgütünün Türkiye’deki faaliyetlerini ve ılımlı İslam devletinin unsurlarını irdeleyen yazılar yazıyordu. Cumhuriyetçi, laik, Kemalist, demokratik sosyalist, devletçi ve devrimci kimliğiyle kendisini Türkiye’nin tam bağımsızlığına ve sorunlarına adamıştır. Her zaman sömürüye karşı, emekten ve işçi sınıfından yana olmuştur.
 
Dürüst, ilkeli, yurtsever, aydınlanmacı, sorgulayıcı ve araştırmacı gazeteciliğin simgesi haline gelmiştir. Katledilişinin üzerinden 28 yıl geçmiş olmasına rağmen bu kanlı saldırının hala aydınlatılmamış olması düşündürücü ve üzücüdür. Şiirinde belirttiği gibi; tüm yaşamını adadığı ve uğrunda canını verdiği Türk halkı, Uğur Mumcu’yu unutmayacak ve unutturmayacaktır. Aziz hatıraları ve soylu mücadelesi her zaman yolumuza ışık tutacaktır.

 
Bu yazı toplam 1232 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın diğer makaleleri
Tarsus Akdeniz ©1994 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
Oluşturma süresi(ms): -1