Mersin, Tarsus ve Bölgedeki gündem, ekonomi, son dakika, spor ve yaşam dünyasındaki önemli gelişmelerden anında haberdar olmak ister misiniz?

:

:

:

Bazı Kelimeler Üzerine Düşünceler

17 Şubat 2024 Cumartesi 11:14
Selçuk ÜGÜTEN
İnsanlar doğar, gelişir, büyürler. Doğduğumuzda bir bilen sağ kulağımıza ezan okur ve ismimizi üç defa tekrar eder. Annemiz loğusadır, babamız Türkiye Cumhuriyeti nüfus müdürlüklerinden birine gider ve bize bir kimlik çıkartır. Artık vatandaşızdır ancak bir hükmümüz yoktur fakat varlığımız ve mevcudiyetimiz anne karnında dokuz ay on gün önce başlamıştır bile.
 
Hükümsüzüzdür, bilmeyizdir, akli bal-i değilizdir. Anne karnında önce annemizin sesine aşina olur ve onun en yakınında onunla en çok teşvik-i mesaide bulunan babamızın sesine aşina oluruz. Varsa amcalarımızın, teyzelerimizin, dayı ve halalarımızın ya da dede, babaanne, anneanne seslerine bizi karnında taşıyan annemizin onlara yakınlıkları düzeyinde aşina olur ve yakınlık duyarız. Sonra ansızın doğar ve gözlerimiz dünyanın nuruna açılır. Gözlem yaparız, görürüz ve ilanihaye gördüğümüz insanların gözüyle dünyayı tanır anlamlandırır, onların duyduğu gibi duyarız. İsmimiz vardır hala ve hala hükümsüzdür. Babamızın oğlu annemizin oğlu ya da kızı amcalarımızın, dayılarımızın, hala ve teyzelerimizin yeğeni dedelerimiz ve büyükannelerimizin torunuyuzdur. Sesler vardır kelimelere dönüşür, biz olaylar karşısında ve hareket halimizde hep bazı kelimeler kullanırız fakat kendi gözlerimizle görmediğimiz, kendi ağzımızla konuşmadığımız için hep büyüklerimizin ağzıyla ses veririz ve haliyle bu bizi hükümsüz yapar.  Farz-ı misal Ali’nin oğlu, Naşide’nin kızı, Abdurrahim’in torunu…
 
Hep birilerinin, bizden büyüklerin ağzıdır söylediğimiz, duyduğumuz ya da yaptığımız. Ne zaman ki ismimizin sahibi olur, kendi kulaklarımızla duyar, kendi dilimizle konuşur, yapıp ettiğimiz her davranış devlet kaydındaki adımıza soyadımıza yorulur, kulağımıza okunan ve çığırtısı konulan ismimizin sahibi oluruz ve ancak o zaman bir hükmümüz olur.
 
            “Bu işi Veli yapmıştır.”
            “Evet! Recep bana böyle dedi.”
            “O söylediğini Kazım’da duydu.”
 
Sadece bir isim ve özne olmaktan öte çığırtılarımız ne vakit ki bir kalbin, bir düşünün ürünü anlamlı bir karaktere döner, ancak; o vakit hüküm sahibi oluruz. Ve evrenin ilahi yasaları vardır. Sen yoksan, hükümsüzsen eğer günün ışığında ya da gecenin karanlığı gelip çöktüğü zaman yıldızların ve ayın şahitliğinde sesin yani kelimelerin ve davranışların ne hayra ne şerre kabil değildir.
 
Adıyla konuşmayanın sesi yoktur, sözü yoktur bir davranışı bir eylemi yoktur. İyiliğin beyaz ay aydınlık ışığında dünyada anlamlı izler bırakmak için sanırım her şeyden önce var olmak sonra da yeryüzüyle bir ve bütün olmak ve hareketi öyle var kılmak lazımdır. Hasılı kelimeleri duymak, işitmek gerekir kendi kulaklarınla. Hasılı insanları olayları görmek iktiza eder kendi gözlerinle. Bazen kelimeler üzerinde onların semantik çağrışımlarına pek çok vakit harcarım. Küçük bir çocukken mesela (Namaz) denilince, dedelerimin; beş vakit gün içinde bedensel hareketler yapması ve böylece Tanrıdan bir dilekte duada istekte bulunma halini anlamlandırır ve böyle hissederdim. Oysa (nam)=(isim) anlamında ve (az) Türkçe miktar olarak (az). Yani; hani ben yeryüzünde sağlığıyla, çocuklarıyla ve malıyla övünerek haddim olmayarak kibir işlediysem secdeye varıyorum, önünde yere eğiliyor, ellerimi yere alnımı yere yaslıyorum (İsmi)mi (az) kılıyorum, isimlerin yücesi ve ulusu şüphesiz sensin. Allah’ım diye anlıyorum şimdi.
 
            Mesela bir kelime daha (dedi)(kodu)… Dedikoduyu birilerinin ardından konuşmak olarak anlardım hep oysa anlamı çok farklı ve insanı pek var kılıyor. Halk arasında biz gıybet olarak biliyoruz ve Hz. Peygamberin           “Kim bir Müslümanın arkasından konuşursa ölü eti yemiş gibi olur.” Sözünü hatırlıyoruz ve (gıyb)(et) sözünü duyduğumuzda bu incelemede kıyılmış et çağrışımıyla karşılaşıyoruz. Neyse. Bu Kelime (dedi) (kodu) hasılı askerdesin ve komutanın        “Bana bir bardak su getir.” Dedi. Bir bardak su getirdin ve masasına koydun içti. Olmaz ya işgüzarlık yapacağın tuttu belki bir bardak su daha içer dedin iki bardak su getirdin koydun Komutanım sana şöyle bir baktı ve suyu içti, hiç olmadık yerde bu fazla su farzı misal MGK   da mesanesine baskı yaptı ve sıkıntı peyda oldu ve öfkelendi yanlış bir karar verdi. Yani o sana toplantıya katılmadan kışlada(dedi) ama sen ona bir bardak su yerine iki bardak su getirdin koydun. Dedi ve kodu hakkıyla gerçekleşmedi ve sen kötü bir olaya vesile oldun.
 
            “Mahmut! Aracı bahçedeki otoparktan dışarı çıkar” Mahmut aracı çıkarır ve dedikodu hakkıyla yerine gelmiş olur. Çünkü evrenin ihtiyacı ne ise bünye ona göre hareket eder ve dilde bünyeye göre ister. Aksi halde olan her şey kâinata karşı bir darbedir. Yine semantik çağrışımlardan bir tanesi de şeriat kelimesi. (Şeri) (at) yani şer olanı kötü olanı içinde barındırdığın kötülüğü at. Tüm bunları zaten bu kelime üzerinde birkaç kelam etmek için yazdım. Malumunuz İstanbul Adliye koridorlarında hilafet sloganları atıp şeriat çağrısı yapıldıydı da üzerinde çok fırtına koparıldıydı. Bu sloganları atanlara ve bu akaitte olanlara sormak isterim Türkiye Cumhuriyeti Anayasın da içinden şerri kötü olanı hiç atmamış mı? Bizimkisi de bir şerri at değil mi zaten. Vaktiyle insanlar birbirini öldürmüş
            “Öldürmeyin, birbirinizi öldürürseniz size müebbet hapis cezası hükmü var” dememiş mi?
            “Çalmayın, çalarsanız size bilmem şu kadar ceza hükmü var.” Dememiş mi? He suça bir ceza hükmü belirlememiş mi? Bunları uygulamamış mı? Türkiye Cumhuriyeti Anayasası da bir şeri- at içinden kötü olanı at değil mi zaten? Neyini beğenmiyorsunuz da yeni şeriat yeni akait istiyorsunuz? Adam öldürenin kafasını, hırsızlık yapanın kolunu keselim diyorsanız kusura bakmayın Türkiye Cumhuriyeti bir devlet mahalle kasabı değil, insanları da vatandaş koyun değil. Öte yandan ağzımızdan çıkanı kulağımızın duyması, dünyayı hüküm sahibi bir kimlikle anlayıp kelimeler ve anlamları, çağrışımları üzerine kafa yormakla mümkün olur. Ancak o zamandır ki ses, hareket, hüküm ve hayır kabil olsun.
 

 
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın diğer makaleleri
  • Çanakkale 191517 Mart 2024 Pazar 14:35
  • Cennet anaların ayakları altındadır8 Mart 2024 Cuma 09:50
  • Bazı Kelimeler Üzerine Düşünceler17 Şubat 2024 Cumartesi 11:14
  • Dünya Sigarayı Bırakma Günü10 Şubat 2024 Cumartesi 10:58
  • 6 Şubat Acı Gün4 Şubat 2024 Pazar 19:54
  • İnci Taneleri, İkinci Dünya Savaşı Belgeseli, Mahsun J…1 Şubat 2024 Perşembe 19:57
  • Misak-ı Millinin 100. Yılı Üzerine29 Ocak 2024 Pazartesi 09:38
  • Küçük Partilerinde Tüzüklerini Okuyun26 Ocak 2024 Cuma 11:11
  • Yeniçağın Heyecanını Yaşayanlara22 Ocak 2024 Pazartesi 11:55
  • Mehmetçik insanlığın vicdanıdır!15 Ocak 2024 Pazartesi 21:14
  • Adalet Üzerine 12 Ocak 2024 Cuma 11:08
  • Gönül “Barış” ister, fakat; bir hakikattir “Savaş”1 Ocak 2024 Pazartesi 14:12
  • Yeni Yıla Girerken28 Aralık 2023 Perşembe 11:34
  • Kurtuluşa dair!24 Aralık 2023 Pazar 13:40
  • Bir yol sorsun Sadık Abi!21 Aralık 2023 Perşembe 20:16
  • “Kral çıplak!” dedik yalnızca18 Aralık 2023 Pazartesi 14:50
  • Kalp Akçenin Devri İktisadı14 Aralık 2023 Perşembe 08:42
  • Engeller yalnızca kafamızda suni bir duvar 10 Aralık 2023 Pazar 16:45
  • İnsan Eksik Bir Türküdür7 Aralık 2023 Perşembe 20:18
  • Fütuhat Üzerine3 Aralık 2023 Pazar 14:36
  • Tarsus Akdeniz ©1994 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
    Oluşturma süresi(ms): -1