Mersin, Tarsus ve Bölgedeki gündem, ekonomi, son dakika, spor ve yaşam dünyasındaki önemli gelişmelerden anında haberdar olmak ister misiniz?

:

:

:

Ayasofya’nın Cami yapılması ve şoklarla yönetim

14 Temmuz 2020 Salı 09:07
Celal Tezel
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Danıştay’ın 1934’teki Bakanlar Kurulu’nun camiden müzeye dönüştürülmesi kararını iptal etmesinin ardından 10 Temmuz 2020 Cuma günü saat 20.30’da tüm televizyonlardan canlı yayınlanan bir ulusa sesleniş konuşması yaptı. Bu konuşmasında Erdoğan, 24 Temmuz 2020 Cuma günü, cuma namazıyla birlikte Ayasofya’nın ibadete açılacağını söyledi.
 
1996 yılında Birleşmiş Milletlerin Dünya Anıtları İzleme Listesine alınmış olan ve Aynı zamanda UNESCO’nun da Dünya Kültür Mirası Listesinde bulunan Ayasofya Müzesi’nin statüsünde böylesine köklü bir değişikliğin yapılacak olmasının açıklanması; hem ulusal ve hem de uluslararası alanda geniş yankılar uyandırdı.
 
Zaten taşıdığı özellikler nedeniyle gündemden bir türlü düşmeyen Ayasofya tartışmaları yeniden alevlendi. Ayasofya’yı başta mimari özellikleri olmak üzere, dinsel, hukuksal, diplomatik, ekonomik, siyasal ve arkeolojik açılardan ele alan pek çok televizyon programları yapıldı. Pek çok makale yayımlanır oldu. Alınan kararın; bazı toplum kesimleri üzerinde olumlu, bazı toplum kesimleri üzerinde ise olumsuz etkiler bırakması nedeniyle; kamuoyundaki tartışmaların birinci gündem maddesini Ayasofya konusu oluşturmaya başladı.
 
Bu tartışmaların hem ulusal hem de uluslar arası alanda daha uzun yıllar boyunca devam edeceğini söylemek abartılı bir tespit olmaz. Çünkü Ayasofya, günümüzde bile hala dünya mimarlık ve sanat tarihinin en özgün ve en görkemli yapıtlarından birisi olarak kabul edilmekte ve çeşitli yönleriyle inceleme konusu yapılmaktadır. Pek çok toplum, kültür ve din inançları açısından taşıdığı simgesel anlamlar da çok büyüktür.
 
Ayasofya’nın bugün konumlandığı yerde daha önceleri Doğu Roma İmparatorluğu’nun bir pagan tapınağı bulunuyordu.
 
İmparatorluk Hristiyanlık dinini kabul ettikten sonra bu tapınak yıkılarak bunun yerine Megale Ekklesia (Büyük Kilise) yapılmıştır. Bu kilisenin o dönemlerde çıkan bazı kargaşalıklar sırasında yanmasından sonra yine aynı yerde adına Hagia Sophia (Kutsal Bilgelik) adı verilen ikinci bir kilise yapılmıştır. Bu kilise de 532 yılında çıkan Nika isyanı sırasında tamamen yerle bir edilmiştir. Bugünkü Ayasofya aynı yerde yapılan 3. Kilisedir.
 
Yapımına, İmparator Jüstinyanus döneminde 532 yılında başlanmıştır. Bu İmparator Jüstinyanus, Tarsus’ta bugün de hala Beydeğirmeni semtinde kalıntıları bulunan meşhur Jüstinyanus Köprüsünü inşa ettiren Bizans İmparatorudur. 
 
Ayasofya’nın Mimarları, Tralles’li (Bugünkü Aydın şehri) Anthemios ve Mletos’lu  (Bugünkü İstanbul’un Balat semti) İsidoros’tur. İnşaatın çabuk bitirilebilmesi için binlerce işçinin çalıştırıldığı ve ülkenin çeşitli şehirlerinden inşaat malzemeleri, sütunlar, mermerler ve süsleme materyallerinin sökülerek Konstantinopolis’e taşınması ve böylelikle hazır inşaat malzemesi kullanılması sağlanmıştır.
 
Ayasofya’daki ünlü protokol kapsı olan Güzel Kapı (Tarsus Kapısı) bu işlemler sırasında Tarsus’taki o zamanlar bir pagan tapınağı olan (Şimdiki Donuktaş) antik mabedinden sökülmüştür.
 
Ayrıca bu tapınaktaki ve Tarsus’taki Roma Hamamındaki sütunlar, mermerler ve inşaat malzemeleri de sökülüp götürülmüştür. Donuktaş mabedi ve Roma Hamamı duvarlarının şimdiki görünümünde olduğu gibi bezemesiz çıplak duvarlar haline gelmiş olmalarının önemli bir nedeni de; Ayasofya’nın inşaatı için elverişli malzemenin sökülerek buradan götürülmesi işlemidir.
 
Ayasofya’da Tarsus’tan götürülmüş olan daha pek çok malzeme mevcuttur. Tabii bunların ortaya çıkarılması, değerlendirilmesi ve Tarsus’la anlamlı bir şekilde ilişkilendirilmesi işlemleri arkeologların, tarihçilerin ve başta Tarsus Belediyesi olmak üzere yetkili kuruluşların görevidir.
 
Ayasofya inşaatı 5 yıl gibi kısa bir sürede bitirilmiştir. Günümüzde bile hala bir mimarlık, mühendislik, estetik ve matematik şaheseri olarak kabul edilmektedir. Hizmet vermeye başladığı 537 yılından Fatih Sultan Mehmet’in Camiye çevirdiği 1453 yılına kadar tam 916 yıl boyunca kilise olarak hizmet vermiştir. Fatih Sultan Mehmet, 8-10 dil bildiği söylenen, iyi eğitim almış, entelektüel bir padişahtı.
 
Mütedeyyin ve dindar olmadığı da söylenmektedir. Portresini yaptırmasına izin vermeyen ve bunu eleştiren Şeyhülislamın kellesini vurdurmuştur. Fatih’in annesi Mara Despina ve eşleri; Rum Zaganos Paşanın kızı Kornelya, Anna, Helen ve Tamara Ortodoks Hrıstiyandılar. Şehzade analarının çoğu Müslüman olmuştur. Ancak Fatih’in annesi Müslüman olmamış, Hrıstiyan olarak ölmüştür.
 
Fatih, İstanbul’un fethinden sonra Surlar içindeki Aya İrini Kilisesini annesi ibadet edebilsin diye Camiiye dönüştürmemiştir. Annesi öldükten sonra onun adına bugün Makedonya sınırları içerisinde kalan bir de Kilise yaptırmıştır. Fatih’in, Ayasofya’yı Camiye çevirmesinin en önemli nedenlerinden birisi de onu, 1453 yılı koşullarında ve daha sonrasında yağma ve talandan koruyabilme düşüncesidir.
 
Ayasofya Camiiye çevrilirken buradaki ikon ve mozaikleri o günün en ileri inşaat teknikleriyle ve o kadar ustalıkla koruma altına aldırmıştır ki, bugünlere kadar hiç bozulmadan gelebilmesini sağlamıştır. Fatih 1453’te İstanbul’u aldıktan sonra Bizans’taki adını değiştirmemiş Konstantinopolis adı kullanılmaya devam edilmiştir. Konstantinopolis adı Atatürk’ün emri ile 28 Mart 1930 yılında TBMM’de kabul edilen bir yasa ile İstanbul olarak değiştirilmiştir.
 
Yani İstanbul’un yasal isim babası Mustafa Kemal Atatürk’tür. Ayasofya, 1453 yılından, müze yapıldığı 1934 yılına kadar ise tam 481 yıl boyunca cami olarak hizmet vermiştir.
 
Mustafa Kemal Atatürk’ün, 1934 yılında bu yapıyı müzeye çevirmesinin en önemli nedenlerinden birisi de tıpkı Fatih gibi bu eşsiz eseri koruma altına alma kaygısıdır. Bir de; Mustafa Kemal Atatürk’ün o yıllarda uyguladığı bölge ağırlıklı ve “Yurtta sulh, cihanda sulh” prensibine dayalı dış politikasının bir gereği olarak, Ayasofya’yı evrensel bir kültür varlığı haline dönüştürerek bütün insanlığın ziyaretine, incelemesine ve değerlendirmesine sunabilme arzusudur. 1991 yılında alınan bir kararla Ayasofya Külliyesindeki Abdülmecit Mescidinde zaten günde 5 kez ezan okunmakta ve 5 vakit namaz kılınabilmekteydi.
 
Bu açıdan bakıldığında Ayasofya’nın Camiiye çevrilmesinin herhangi bir özgünlüğü yoktur.
 
İstanbul’a cami sayıları açısından bakarsanız, Ayasofya’nın camii yapılmasına duyulan acil bir ihtiyaç olmadığını görebilirsiniz. O halde, alınan bu karar siyasi bir karardır. Tabiidir ki, böyle bir kararı alabilme yetkisi siyasal iktidarlarındır.
 
Bugünkü iktidar böyle bir karar alabilir. Yarın başka bir siyasal iktidar geldiğinde o da başka türlü bir tasarrufta bulunabilir. Kanımca bu kararın uluslararası ilişkilerde ve diplomatik alanda bazı olumsuz etkileri olabilecektir. Ayrıca bu karar, ekonomik bir karar da değildir.
 
Çünkü Ayasofya, yılda ortalama 3,5 milyon turist tarafından ziyaret edilmekte ve 400 milyon TL gelir getirmektedir. Bu gelir, İstanbul Boğaz köprülerinden elde edilen bir yıllık gelirden daha fazladır. Siyasal iktidar için bu gelir kaybını ikame etmek biraz zahmetli olacağa benzemektedir. Elbette ki, siyasal iktidarın, böylesine önemli bir kararı alırken dayandığı bir kısmı kamuoyunca bilenen ya da bilinmeyen pek çok gerekçesi bulunmaktadır.
 
Bunlar erken seçim olasılığı da dâhil olmak üzere kamuoyunda ve medyada tartışılmaktadır. Ancak bu olayda asıl üzerinde dikkatle durmamız gereken önemli husus; Ayasofya olayının hazırlanış, uygulanış ve medya yoluyla kamuoyuna yansıtılış biçimleridir.
 
Söz konusu bu olay daha çok, 70’li yıllardan sonra ABD’de uygulamalarını gördüğümüz şoklarla yönetim modeline benzemektedir. akdeniz Bu modelde, büyük halk kitlelerinin aleyhlerine olacak ve tepkisini çekecek bazı yönetsel kararlar alınmadan önce geniş halk yığınları üzerinde onları şoka sokacak büyük bir etkinlik düzenlenmektedir.
 
Alınacak asıl yönetsel kararlar, kitleler büyük bir şok içerisinde ve dikkatleri başka yönde iken halka hissettirmeden alınarak hayata geçirilmektedir. Eğer durum gerçekten böyle ise; bundan sonra da halk üzerinde şok etkisi yaratacak çeşitli yönetsel kararlar alınmaya devam edilecek demektir. Bekleyecek ve göreceğiz.

 
Bu yazı toplam 1460 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın diğer makaleleri
  • Okullar Açılırken7 Ağustos 2020 Cuma 09:07
  • Balonun İpleri Kopunca4 Ağustos 2020 Salı 17:32
  • Yapay Zekâ Çağında Medreseler24 Temmuz 2020 Cuma 16:50
  • Ayasofya’nın Cami yapılması ve şoklarla yönetim14 Temmuz 2020 Salı 09:07
  • Tarsus’ta Tekstil Sanayinin Kuruluşu ve Konstantin Mavromati10 Temmuz 2020 Cuma 12:50
  • Esnaf ve Sanatkârların Mektubu7 Temmuz 2020 Salı 08:30
  • Ekran karartma ve yerel medya3 Temmuz 2020 Cuma 08:53
  • Tam Bağımsızlık Yolunda Kutlu Bir Gün: Kabotaj Bayramı30 Haziran 2020 Salı 09:22
  • Gizemli Ayasofya’da Tarsus İzleri26 Haziran 2020 Cuma 14:28
  • Başkaldıran Anadolu’nun Devrim Bildirisi: “Amasya Tamimi”19 Haziran 2020 Cuma 08:55
  • Atatürk’ün Tarsus’taki Piloğlu Çiftliği15 Haziran 2020 Pazartesi 08:19
  • Tarsus’ta Turizm Beklentileri12 Haziran 2020 Cuma 09:14
  • Erken Seçim Satrancı5 Haziran 2020 Cuma 09:01
  • Belediyelere Pranga Yasası2 Haziran 2020 Salı 17:44
  • İstanbul’un Fethi Kutlamaları29 Mayıs 2020 Cuma 16:58
  • Karantina Altında Ramazan Bayramı 22 Mayıs 2020 Cuma 14:55
  • 19 Mayıs’ı Anlamak ve Anmak18 Mayıs 2020 Pazartesi 09:00
  • Tarsus Tarımının Kısır Döngüsü15 Mayıs 2020 Cuma 09:11
  • Göstermelik Eğitim13 Mayıs 2020 Çarşamba 09:42
  • Sosyal Belediyeciliğin Yükselişi9 Mayıs 2020 Cumartesi 09:24
  • Tarsus Akdeniz ©1994 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
    Oluşturma süresi(ms): -1