Mersin, Tarsus ve Bölgedeki gündem, ekonomi, son dakika, spor ve yaşam dünyasındaki önemli gelişmelerden anında haberdar olmak ister misiniz?

:

:

:

Atatürk’ün Tarsus’taki Piloğlu Çiftliği

28 Ocak 2021 Perşembe 08:02
Celal Tezel
Geçtiğimiz 11 Haziran günü, Atatürk’ün 11 Haziran 1937 yılında malvarlığını şartlı bir şekilde TC Devletine bağışlamasının 83. Yıldönümüydü. Bu önemli gün nedeniyle Ankara’daki İnönü Vakfı’nda mütevazı bir tören düzenledi. Vakıf tarafından günün anlamını irdeleyen bir bildiri yayımlandı.
 
Ayrıca, TMMOB Ankara Şubesince “Atatürk’ün Halkına Emaneti: Çiftlikler” konulu bir panel düzenlendi. Bu panel, TMMOB Ankara Şubesinin facebook sayfası üzerinden zoom programıyla etkileşimli olarak yayımlandı. Panelin moderatörü, efsane Mülkiye’mizin duayen hocalarından Prof. Dr. Ruşen Keleş’ti. Her biri alanında çok yetkin olan panelistlerin, sunumları için çok ayrıntılı araştırmalar yapmış oldukları her sözcüklerinden belli oluyordu. Özgün bilgiler ve çok önemli belgeler sundular.
 
Silifke’deki Tekir ve Şövalye Çiftlikleri ile Tarsus’taki Piloğlu Çiftliğine ilişkin sunumu TMMOB Mimarlar Odası Mersin Şubesi Başkanı Ünal Şahin yaptı. Şahin’in, araştırma için Tarsus’a geldiğini, Mimarlar odası temsilcileriyle ve Ziraat Odası yetkilileriyle görüşmeler yaptığını ancak, buradaki kişilerin Piloğlu Çiftliği hakkında tek bir sözcük dahi bilmediklerini gördüğünü söylemesi oldukça üzücü ve düşündürücüydü. Eğri oturalım, doğru konuşalım; kızmaca, darılmaca yok. Şu bizim Tarsuslu kimi kanaat önderlerimiz ve özellikle de çeşitli düzeylerde yetkili konumunda bulunan bazı yöneticilerimiz; zaman zaman, akademik ve bilimsel formasyonu, genel kültür bilgisini ve bilimsel uzmanlığı hafife almakta, her nedense görmezden gelmektedirler. Bilimsellik ve akademik uzmanlık karşısında umursamaz olabilmektedirler. Bunlar, her nedendir bilinmez, nitelikli danışmanlık hizmeti de almamaktadırlar.
 
Üstüne üstlük, Tarsus halkına karşı sorumluluğunu ve duyarlılığını kaybetmiş kurnaz geçinen bazıları eğitimini almadıkları ve birikim sahibi olmadıkları konularda kes yapıştır yöntemiyle, bazen de tamamen intihal yoluyla, yalanlarla ve yanlışlarla dolu, hiçbir bilimsel değeri olmayan kitaplar yazıp bunları Belediye, Meslek Odası gibi kuruluşlara çok yüksek paralarla pazarlayabilmektedirler. Magazin kültürünü aşamamış bazı aymazlar ise, akşamdan kurguladıkları bazı safsataları sabah olunca hayali senaryolara çevirmekte ve bunları sanki gerçekmiş gibi dilden dile anlatarak ahkâm kesebilmektedirler.
 
Özellikle Tarsus tarihi hakkında hayali olaylarla söylenceler, şehir efsaneleriyle mistik masallar birbiriyle iç içe geçmiş, safsatalar karşısında gerçek tarihi bilgiler yok denecek kadar azalmış ve silinmeye yüz tutmuştur. İşin bir başka acı yanı da; şarlatanların çıkardıkları gürültü ve gördükleri itibar karşısında gerçekten bilimsel doğruları anlatmaya çalışan nitelikli uzmanların sesleri kısılmış ve duyulmaz hale gelmiştir. İşte Tarsus’ta yapılan bazı tarihsel çarpıtmalar karşısında kent hafızasından silinmeye yüz tutmuş olan olaylardan birisi de; Atatürk’ün Tarsus’taki Piloğlu Çiftliği olayıdır.
 
Olayın gelişimini kısaca şu şekilde özetlemek mümkündür. Osmanlı Devleti, 1912-1922 yılları arasındaki son dönemlerini, kesintisiz olarak 10 yıl boyunca devam eden savaşlar içersinde geçirmiştir. Bu savaşların, başta ekonomik yapı olmak üzere her alandaki yıkıcı etkileri çok büyük olmuştur. Bunun bilincinde olan Atatürk, daha Cumhuriyet ilan edilmeden önce 1923 yılında İzmir İktisat Kongresini toplayarak; ülke ekonomisini ayağa kaldıracak kararların alınmasını sağlamak istiyordu. Atatürk’e göre Türkiye bir tarım ülkesiydi. Ülke ekonomisini kalkındırmanın yolu tarımdan geçiyordu. Bu nedenle, öncelikle tarım kesiminin geliştirilmesi ve kalkındırılması gerektiğine inanıyordu. Ancak ülkede tarımsal üretimde kullanılan teknikler çok ilkeldi. 1923 yılında Anadolu’nun herhangi bir köyünde yapılan tarımda kullanılan tekniklerin 7000 bin yıl önce Hitit’ler döneminde kullanılan tarım tekniklerinden hiçbir farkı yoktu.
 
Atatürk, yakın çevresindeki çiftçilere, çağdaş tarım tekniklerini ve gelişmiş tarım teknolojisi araçlarının kullanılmasını öğretmek ve örnek olmak üzere bu iş için elverişli bölgelerin değişik yerlerinde orman çiftlikleri kurmaya karar verdi. Bunun ilk pilot uygulamasını yapmak üzere 1925 yılında Ankara’da Atatürk Orman Çiftliğini kurdu. Atatürk Orman Çiftliği uygulamasının çok başarılı olmasının ardından tarımın geliştirilmesine elverişli bölgelerde uygun çiftlik yerleri aramaya başladı. Mustafa Kemal o günlerde, Ankara Orman Çiftliğinden ayrı olarak Güneyde de bir örnek çiftlik kurmak istiyordu. Bunun için su kaynakları bakımından çok zengin olan Tarsus’u düşünüyordu.
 
Yer bulma konusunda kendisine yardımcı olması için sevdiği ve güvendiği, gelecek vaat eden genç bir yetenek olarak gördüğü, II. TBMM’ye Mersin Milletvekili olarak girmesini sağladığı Tarsuslu M. Niyazi Ramazanoğlu’ndan ricada bulundu. Ramazanoğlu tarafından kendisine önerilen çiftlik yerini incelemek üzere 20 Ocak 1925 günü Tarsus’a geldi. Bu inceleme sırasında Mustafa Kemal Atatürk’e 2.Ordu Müfettişi Fahrettin Altay, Bayındırlık Bakanı Fevzi Pirinçzade, Mersin Milletvekili Niyazi Ramazanoğlu, bazı milletvekilleri ve yaverler refakat ediyorlardı. Arazide yapılan gezinti sırasında verilen molanın ardından Niyazi Ramazanoğlu Mustafa Kemal’e Berdan Irmağı kenarında yer alan bir araziyi gösterdi.
 
Mustafa Kemal, Ramazanoğlu’nun gösterdiği Tarsus Çayı’nın taşkın alanı içerisindeki hazine arazisini şaşkınlıkla izledi. O günlerde sürekli sel felaketleriyle karşılaşan bölgede, tehditten uzak bir başka araziyi görünce, neden burası değil de, taşkın alanı diye sordu? Heyette yer alan eski Tarım Bakanlarından Ziya Apaydın Bey kulağına sorunun cevabını fısıldadı. Düşünülen arazi kısa zaman önce Niyazi Ramazanoğlu tarafından satın alınmıştı. Zaten daha önce kendisine, servet düşkünlüğü, çeşitli ayak oyunlarıyla hazine arazilerini mülkiyetine geçirmesi, çiftliğindeki işçilerine ve yöredeki köylülere eziyet etmesi gibi nedenlerle sürekli olarak şikâyet edilen Niyazi Ramazanoğlu için Mustafa Kemal “Artık, bu kadarı da çok fazla oluyor” diyerek kızgınlığını belirtmiş ve bu geziyi yarıda keserek buradan Silifke’ye geçmiştir.
 
Atatürk 1926 yılında, Osmanlı Devleti döneminde Piloğlu Rupil adına kayıtlı iken 1915 Ermeni Tehciri olayları nedeniyle Maliye Hazinesine intikal etmiş olan, Tarsus’un Yaramış Köyünden başlayarak Seyhan nehrinin Tarsus’a bakan kıyısı boyunca uzanan 8 bin dönümlük Piloğlu Çiftliğini Tarsus Mal Müdürlüğünden satın almıştır. Bu satın almanın bedeli olarak ödenmek üzere Tarsus’taki Piloğlu Çiftliğinde Müdür olarak görevlendirdiği Muhtar isimli şahsa, Atatürk’ün İş Bankasındaki 2 no.lu hesabından ilki 31 Mayıs 1925’te 2000.- TL olmak üzere 24 Mart 1926 tarihine kadar on bir seferde toplam 20.565,88.-TL gönderilmiştir.
 
Atatürk’ün Piloğlu çiftliğinde hububat üretimi ve hayvancılık yapılmakta idi. Atatürk 11 Haziran 1937 tarihinde “T.C. Riyaseti Başvekaleti’ne” yazdığı bir dilekçe ile tüm malvarlığını Türkiye Cumhuriyeti Devletine bağışlamıştır. Atatürk bu dilekçesindeki “Malum olduğu üzere, ziraat ve zirai ihtisas sahasında fenni ve ameli tecrübeler yapmak maksadı ile muhtelif zamanlarda memleketin muhtelif mıntalarında müteaddit çiftlikler tesis etmiştim Bu çiftlikleri Hazineye hediye ediyorum.” Sözleriyle bir anlamda çiftliklerin kuruluş gerekçelerini de açıklamış olmaktadır. Dilekçeye hediye edilen çiftliklerin listesi ve tapuları da eklenmiştir. Atatürk’ün Hazine’ye bağışladığı çiftlikler listesinde, Ankara’daki gazi Orman Çiftliği yanında Silifke’de Tekir, Yalova’da Baltacı, Tarsus’ta Piloğlu, Dörtyol’da Karabasamak çiftliklerinin adları yazılıdır. Atatürk’ün Hazine’ye bağışladığı çiftlikleri vasiyetine uygun bir şekilde idare etmek için 1938 yılı başında Devlet Zirai İşletmeler Kurumu (DZİK) kurulmuştur. Elimizde, 1938’den 1950 yılına kadar geçen sürede Atatürk’ün Tarsus’taki Piloğlu Çiftliğinin bu kurum tarafın nasıl yönetildiğine ve nasıl tasarruf edildiğine ilişkin bugün için mevcut bilgi yoktur.
 
Ancak özel arşivlerde bulunan 02 Ekim 1950 Tarihli Tarsus Gazetesi’nde yer alan bir haberde “30 Eylül 1950 günü devlete ait olan 8000 dekarlık Piloğlu çiftliği köylülere dağıtıldı. 21 nolu toprak tevzi komisyonunun 3 Ağustos 1950 günü başlayan çalışmasından sonra, Çöplü, Yaramış, Ağzıdelik, Kelahmet, Alifakı, Tiznik Frengülüs ve Kefeli köylülerine dağıtılmasına karar vermiştir. Bu köylerden 342 aileye, 8000 dekarı Piloğlu çiftliğine ait olmak üzere 17282 dönüm arazi dağıtılmıştır. Zamanın Mersin Valisi Şakir Canalp dağıtım törenine bizzat katılarak tapuları ailelere vermiştir.” Bilgisine ulaşılmıştır. Neden dağıtıldığı, kimlere hangi ölçülere göre verildiği ve hukuksal dayanakları bilinmeyen böyle bir uygulama açıkça Atatürk’ün vasiyetine aykırıdır.
 
Dünya siyasi tarihinde tüm mal varlığını devletine ve milletine bağışlayan ikinci bir devlet adamı yoktur. Bu nedenle, Atatürk Orman Çiftliği örneğinde yapıldığı gibi, Atatürk’ün Tarsus’taki Piloğlu çiftliğinin hiç olmazsa bir bölümü ihya edilmeli,  Atatürk’ün vasiyeti ve aziz hatırası simgesel de olsa yaşatılmalıdır.
Bu yazı toplam 782 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın diğer makaleleri
Tarsus Akdeniz ©1994 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
Oluşturma süresi(ms): -1