Mersin, Tarsus ve Bölgedeki gündem, ekonomi, son dakika, spor ve yaşam dünyasındaki önemli gelişmelerden anında haberdar olmak ister misiniz?

:

:

:

Afro Tarsus’lular

9 Temmuz 2021 Cuma 08:49
Celal Tezel
Geçtiğimiz günlerde, görev yaptığım dershaneye gitmek üzere Küçük Minare Camii önündeki yaya bölgesinden geçiyordum. Gözlerim bir anda; annesi ile el ele tutuşmuş olarak karşımdan gelen, muhtemelen beş-altı yaşlarındaki siyahi bir çocuğa takıldı. Doğrusunu söylemek gerekirse çocuk, oldukça sevimli, sempatik ve görünüşçe güzel bir çocuktu.
 
Ten rengi epeyce açılmış olmasına rağmen, açık çikolata rengi hala belirgin bir özellik olarak kendisini fark ettiriyordu. Çocuk, her yönüyle bildiğimiz Afrikalı siyahilerin tüm tipik özelliklerini yansıtıyordu. İlk anda; bu çocuk olsa olsa, ailesiyle birlikte şehrimizi gezmeye gelen bir turist çocuğudur diye düşündüm. İkinci olarak çocuğun, Tarsus Amerikan Kolejinde görevli Amerikalı bir öğretmenin de çocuğu olabileceği ihtimalini aklımdan geçirdim. Ama yanlarına yaklaşınca, çocuğun ve annesinin birbirleriyle çok düzgün bir şekilde Türkçe konuştuklarına istemeden de olsa kulak misafiri oldum. Demek ki bu çocuk ve annesi, ilk anda tahmin ettiğim gibi turist ya da yabancı değillerdi.
 
Bunlar, özbeöz Türk vatandaşıydılar. Çok büyük olasılıkla da Tarsusluydular. Bu ilginç rastlantı aklıma ister istemez, geçmişte kimilerini yakından tanıyıp arkadaşlık ettiğim, Afrika kökenli Tarsuslu hemşehrilerimizi yani, Afro-Tarsusluları getirdi. Şimdilerde günlük yaşam içerisinde pek fazla rastlayamıyoruz ama çocukluğumun ve ilk gençlik yıllarımın geçtiği Tarsus’ta, yani 60’lı ve 70’li yılların Tarsus’unda yaşayan pek çok Afrika kökenli, Afro-Tarsuslu hemşehrimiz mevcuttu. Bunlar, çoğunlukla Tarsus’un yoksul mahallelerinde ve kimi ova köylerinde yaşıyorlardı. Genellikle yoksul ve emekçi insanlardı.
 
Yaşadıkları mahalle ve köylerdeki diğer insanlarla kaynaşmış bir şekilde, düşmanlaştırılmadan, ötekileştirilmeden, barış içinde bir arada kardeşçe yaşıyorlardı. O yıllarda ayrımcılık yapmak ve insanları ötekileştirmek kimsenin aklına gelmiyordu. En fazla “Arap Ahmet, Arap Mehmet” gibi nitelendirmelerle, isimlerinin önüne “Arap” sözcüğü eklenerek çağrılıyorlardı. Bu hitap şekli bazen Afro-Tarsuslu hemşehrilerimiz ile çok çeşitli kökenlerden gelmiş olan öteki Tarsuslu yurttaşlarımız arasında bazı renkli ve eğlenceli şakaların yapılmasına neden olabiliyordu. Benim bildiğim ve tanıdığım, o yıllarda Belediye’ye bağlı olarak faaliyet gösteren Elektrik İşletmesinde teknisyen olarak çalışan bir “Arap Mehmet” vardı. Sevilen sayılan bir insandı. Tarsus’un renkli ve özgün figürlerden birisiydi.
 
Bundan başka, boya ve badana işleriyle uğraşan bir “Arap Memili” vardı. Biraz aykırı ve belalı bir karakter olarak anımsıyorum. Gittiği yerlerde hır çıkarmaya eğilimliydi. Gündelik işinde gücünde, kendi halinde yaşayan, ortalama ve sade insanların çekindikleri, uzak durmaya çalıştıkları, istenmeyen, olumsuz bir tipti. Hafızam beni yanıltmıyorsa 70’li yıllarda, Siptilli yakınlarındaki Çetin Apartmanı önünde bıçaklanarak öldürüldü. Bunlardan başka, bir de benim de çocukluk ve ilk gençlik yıllarımın geçtiği, 60’lı, 70’li yıllarda kendine özgü ve özgün bir yapısı olan, İbrahim Tatlıses’lerin, Müslüm Gürses’lerin, İzzet Altınmeşe’lerin kendilerine mekân tuttukları, çok renkli ve hareketli bir muhit olan Demirkapı semtindeki kahvehanelerde garsonluk yapan “Arap Hamza” vardı. Demirkapı semtinin mahalle takımında futbol da oynardı. Çok renkli, eğlenceli ve neşeli bir insandı. Düğünlerin vazgeçilmez eğlencesi ve neşesiydi. Çok iyi halay çeker, çeşitli yöresel oyunları da çok iyi oynardı.
 
Naçizane bendeniz de kendisini, Demirkapı’da Selah’ın kahvesinde garsonluk yaptığı bu yıllarda tanıma olanağı buldum. Ne yazık ki, 80’li yıllarda geçirdiği elim bir trafik kazası sonucunda genç yaşında aramızdan ayrıldı. Yine o yıllarda, okuduğumuz okullarda birlikte öğrencilik yaptığımız, kıvır kıvır saçlı, siyahi Afro-Tarsuslu kız arkadaşlarımız, sayılarının çok az da olması nedeniyle yolda, sokakta çok nadiren rastladığımız, adlarına “Arap Bacı" denilen, yaşını başını almış Afro-Tarsuslu ninelerimiz de vardı.
 
Günümüzde de hala, bazılarını benim de yakından bizzat tanıdığım, çok sevdiğim ve değer verdiğim Afro-Tarsuslu kardeşlerimiz ve arkadaşlarımızın da Tarsus’ta yaşamaya devam ettiklerini biliyoruz. Daha çok Batı Anadolu’da, yoğun olarak da Muğla, Antalya, Aydın ve İzmir yörelerinde yaşayan Afro-Türklerin sınırlı sayıdaki bir kısmı da Tarsus’ta yaşamaktadır. Bu Afro-Tarsusluların ataları tarihsel süreç içerisinde Afrika’dan Tarsus’a getirilmişler ve buraya yerleştirilmişlerdir. Bugün adlarına Afro-Tarsuslular dediğimiz bu hemşehrilerimiz, zamanla Tarsus’un toplumsal ve kültürel yaşamının ayrılmaz ve yadsınamaz bir parçası haline gelmişlerdir. Ancak Afro-Tarsuslular olgusu Tarsus’un yadsınamaz bir gerçekliği iken, her nedense hep görmezden gelinmiş, üstü örtülmüş ve yok sayılmıştır. Tarsus tarihinin ve kültürünün hiçbir noktasında, Afro-Tarsusluların Tarsus’a neden, niçin ve nasıl geldiklerinden, kimliklerinden, Tarsus’un toplumsal yaşamındaki yerlerinden ve önemlerinden tek bir sözcükle dahi söz edilmemiş olması kanımca çok büyük bir eksikliktir.
 
Bu konu, başlı başına üzerinde durulması gereken üzücü, düşündürücü ve ilginç bir konudur. Siyahi Afrikalıların yalnız Tarsus’a değil Anadolu’ya gelmeleri de İnsanlık tarihinde yaşanan köle ve insan ticaretinin yaygınlık kazanmasıyla doğrudan doğruya ilişkili bir olgudur. İnsanlık tarihinde köle ticareti, Portekizlilerin 1400'lü yılların sonlarında Batı Afrika sahillerine gelmeleriyle birlikte başlamış ve 300 yıldan daha uzun süre devam etmiştir. Ülkemizde ve şehrimizde yaşayan Afro-Türk yurttaşlarımızın atalarının Anadolu topraklarına gelmeleri de bu süreçte gerçekleşmiştir.
 
Tarımsal ürünlerin dünya ticaretindeki öneminin artmasıyla birlikte, 1800’lü yılların ikinci yarısından itibaren artmaya başlamıştır. Esir pazarlarından köle olarak satın alınan bu kişiler tarımsal üretimin yoğun olduğu Aydın, Muğla gibi yerlere ve Çukurova’ya yerleştirilmişler ve çoğunlukla tarımsal üretimde çalıştırılmışlardır. Askerlik hizmetlerinde ve ev işlerinde çalıştırılanlar da olmuştur. Afro-Türklerin tarihleri, insan ve köle ticareti tarihinin insanlık dramları ve acıklı öyküleriyle doludur. Cumhuriyetin ilan edilmesiyle birlikte köleliğin kaldırılması ve nüfus mübadelesinin yapılması Türkiye’de yaşayan bu Afro-Türk toplulukların da yaşamlarını köklü biçimde değiştirmiştir. 1926 yılında resmen Türk vatandaşlığına alınan ve tarım arazisi verilen bu topluluğun sayısı günümüzde 5.000 olarak tahmin edilmektedir. Cumhuriyet döneminde köylerde yaşayanlar topluluk içi evlilik yaparken İzmir ve İstanbul gibi şehirlerde ve Çukurova’da yaşayanlar ise Beyaz Türklerle evlenerek nesillerini sürdürmüşler ve çoğunlukla da melezleşmişlerdir. Günümüzde Afro-Türklerin en büyük sorunu, içinde yaşadıkları Türk toplumunda fazla tanınmamaları ve bilinmemeleridir.
 
Gerçekten de siyahi olan çoğu yurttaşımız, benim de yazımın başında belirtmeye çalıştığım yanılgıya benzer biçimde Türkiye’ye sonradan gelen turist ya da Afrika göçmeni sanılmaktadır. Bunların, doğma büyüme Türk vatandaşı olmaları olasılığı hiç göz önünde bulundurulmamaktadır. Afro-Tarsusluların ve kültürlerinin gün yüzüne çıkartılması için çeşitli araştırmalar yapılmasında ve etkinlikler düzenlenmesinde sayısız faydalar vardır. Bu çeşit etkinlikler, örtülü bir kültürün açığa çıkmasına yardımcı olacak, Tarsus kent yaşamına ve kültürüne renk katacak ve kültürümüzü zenginleştirecektir.

 
Bu yazı toplam 453 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın diğer makaleleri
Tarsus Akdeniz ©1994 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
Oluşturma süresi(ms): -1