Mersin, Tarsus ve Bölgedeki gündem, ekonomi, son dakika, spor ve yaşam dünyasındaki önemli gelişmelerden anında haberdar olmak ister misiniz?

:

:

:

82. yıldönümünde 10 Kasım’ı anlamak ve anmak

9 Kasım 2020 Pazartesi 08:42
Celal Tezel
Her yılın 10 Kasım’ında olduğu gibi bu yıl da yine; çelik iradeli cumhuriyet devrimcisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, sonsuzluğa göç edişinin 82. Yıldönümünde ulusça bir kez daha büyük bir elem, özlem ve saygıyla anıyoruz.
 
10 Kasım nedeniyle resmi kuruluşlar da ayrıca, ilgili mevzuatlarında gösterilen anma törenlerini düzenliyorlar. Düzenlenen bu resmi anma törenlerinde bayraklar yarıya indiriliyor, saygı duruşunda bulunuluyor ve Atatürk anıtlarına çelenkler sunuluyor. Böylelikle yasal bir program uygulanmış oluyor. İşlem tamamlanıyor. Bu şekilde, biçimsel ritüeller düzeyine indirgenerek geçiştirilen törenler, Atatürkçü Düşünce Sisteminin, Atatürk Devrimlerinin Cumhuriyet ve Anayasal yurttaşlık bilincinin etkisizleşmesine neden oluyor. Atatürk devrimleriyle tesis edilen kavramların içlerinin boşalmasına yol açıyor. 10 Kasım’lar gerçek anlamından uzaklaştırılıyor.
 
Oysa Mustafa Kemal’in ülküsü ve mücadelesinin tam anlamıyla bilincine ulaşmak, hepimiz için biçimsel olmanın ötesinde çok daha derin anlamlar taşımaktadır. İşin asıl önemli yanı cumhuriyet’in “fikri hür, vicdanı hür” bir yurttaşı ve Atatürk devrimlerinin uyanık ve bilinçli bir bekçisi olabilmektir. Mustafa Kemal de bu gerçeği daha sağlığında iken “beni anlamak demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu yeterlidir.” Özdeyişi ile dile getirmiştir. Her yıl 10 Kasım’larda manevi huzurunda saygıyla durduğumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk; Balkan, Trablusgarp, Çanakkale, Sakarya Meydan ve Başkomutanlık Meydan Savaşlarının ve dünyada emperyalizme karşı yapılmış olan ilk ve tek ulusal bağımsızlık savaşının muzaffer komutanıdır. TBMM’nin ve Yeni Türkiye Devletinin kurucusudur.
 
Türkiye Cumhuriyeti Devletini çağdaş uygarlık düzeyine yükseltmek için sanayi, ekonomi, eğitim, hukuk, dil, yazı, kılık kıyafet alanlarında yapılan devrimlerin azimli ve kararlı önderidir. Devlet yönetimine halk egemenliği esasını getiren çelik iradeli bir cumhuriyet devrimcisidir. Mustafa Kemal’i ulusal bağımsızlık savaşı için birlikte yola çıktığı öteki arkadaşlarından ayıran en belirgin özelliği O’nun devrimci olmasıdır.
 
Mustafa Kemal’in 10 Kasım 1938 günü sonsuzluğa göç etmesiyle birlikte Cumhuriyet’in ilk yılarındaki devrimler dönemi kapanmıştır. Ardından gelenler yeni devrimler yapamamışlardır. Sadece cumhuriyet devrimlerini muhafaza etmeye çalışmışlardır. Mustafa Kemal’in bir başka ayırt edici özelliği de, tıpkı tarihin akışını değiştiren dünya çapındaki bütün büyük devrimcilerde görüldüğü gibi ölüm karşısında bile en küçük bir tereddüt göstermemesidir. İlke, inanç ve düşüncelerinden hiç bir ödün vermemesidir. Yeryüzünde tüm mal varlığını milletine bağışlamış, son nefesini verinceye kadar kurmuş olduğu cumhuriyete ve halkına hizmet etmiş ikinci bir devlet adamı yoktur. 57 yıllık kısacık ömrüne bu kadar büyük zaferleri ve başarıları sığdırabilmiş olan Mustafa Kemal’deki ilk hastalık belirtileri 1937 yılında görülmeye başlamış ama fazlaca önemsenmemiştir.
 
1938 yılının ilk günlerinde vücudunda kaşıntı ve bazı kabartılar görülen Mustafa Kemal’in bu şikâyetlerine karınca ısırığı teşhisi konulmuştur. 1938 yılının şubat ayında Yalova’da sancıları ve kanamaları artınca, Kaplıcalar Genel Müdürü Doktor Nihat Reşat Belger’i çağırarak, tepeden tırnağa muayeneden geçmiştir. Eski Sağlık İşleri Bakanı olan Doktor, Atatürk’ün karaciğerinin büyümüş olduğunu bildirmiştir.
 
Bu teşhisin yakın çevresi üzerinde kaygı yaratması nedeniyle Atatürk, hemen İstanbul'dan Dr. Neşet Ömer’i çağırtmıştır. O da, yaptığı muayene sonucunda karaciğerin dört parmak büyümüş olduğunu saptamıştır. 1938 yılı Şubat ayının 27. günü, Balkan İttifakı Devletlerinin Dışişleri Bakanları onuruna Çankaya'da bir yemek verilmişti. Ancak, saat 20.00’ye geldiği halde, hala akşam yemeğine başlanmamıştı. Bu gibi toplantılara, dakikası dakikasına gelmekle ün salan Atatürk, ortalarda yoktu. Atatürk’ün Doktoru Asım Arar ortalıkta bir tuhaflık olduğunu anlamıştı. Atatürk’ün hastalığının ciddiyetini orada bulunan Atatürk’ün çok sevdiği ve güvendiği İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya söyledi. Birlikte Başbakan Celal Bayar’a giderek durumu O’na da anlattılar. Bu üçlü Atatürk’ü bir konsültasyon yapılması konusunda ikna ettiler. Prof. Neşet Ömer, Prof. Akil Muhtar, Prof. Nihat Reşat Belger, Dr. Hüsamettin Kural, Dr. Naki Ziya Yaldırım ve Dr. Asım Arar’dan oluşan kurul 06 Mart 1938 günü Çankaya Köşkünde toplanarak Atatürk’ü konsültasyondan geçirdiler. Atatürk’ü tedavi etmek üzere Paris Tıp Fakültesi Hocalarından Prof. Dr. Fiessenger'nin çağırılmasını istediler.
 
Bundan sonra Atatürk’ün tedavisini, belirli aralıklarla İstanbul’a gelip gitmeye başlayan Prof. Dr. Fiessenger yapmaya başladı. Atatürk, çok sevdiği ve güvendiği o zamanki CHP’nin Genel Sekreteri ve İçişleri Bakanı olan Şükrü Kaya’yı İstanbul’a çağırtarak kendisinden, Prof. Dr. Fiessenger, Prof Dr. Neşet Ömer, Prof. Dr. Nihat Reşat Belger ve Dr. Abravaya’nın kendi aralarında yapacakları toplantıya katılarak burada konuşulanları gizlice kendisine aktarmasını istedi. İçişleri Bakanı olan Şükrü Kaya bu isteği yerine getirdi. Böylelikle Atatürk, 8 Haziran 1938 günü en fazla iki yıllık bir ömrünün kaldığını ve her an ölme riskinin bulunduğunu öğrenmiş oldu. Bu gerçeği yakın çevresine hiç bildirmeden, soğukkanlılığını ve dirayetini hiç yitirmeden o zaman üzerinde önemle durduğu Hatay sorunun çözülmesi çalışmalarını aynen sürdürdü.  Ayrıca ani ölümü karşısında herhangi bir karışıklığa neden olamamak için vasiyetini kendi el yazısıyla hazırlamaya başladı.
 
Bu vasiyeti doktor kılığında gizlice Dolmabahçe Sarayına getirttiği İstanbul Altıncı Noteri İsmail Kunter’e onaylattı. Atatürk bu vasiyetinde Türk Tarih ve Türk Dil Kurumlarına özel bir ağırlık vermişti. Hastalığı giderek ilerleyen Atatürk’ten belirli aralıklarla su alma işlemleri devam etti. Her su alınışından sonra durumu daha da kötüleşiyordu. Hiçbir zaman bilicini yitirmedi. Yataklarda geçirdiği son anlarında bile devletin ve toplum geleceğine ilişkin çözümler üretiyor ve çevresine öneriyordu. 10 Kasım 1938 Perşembe günü son nefesini verdi. Bu sırada odasındaki çocukluk arkadaşı ve yakın dostu Nuri Conker'in Atatürk'e armağan ettiği, güzel fosforlu, dört köşe masa saati; saat, dokuzu beş geçeyi gösteriyordu.
 
Böylelikle yakın siyasi tarihimizin devrimler dönemi kapanmış oldu. Cumhuriyet devrinin altın yılları sona erdi. Yaşamının tamamını, Türk halkının emperyalist sömürüden kurtulması, tam bağımsızlığı, dirlik düzeni ve refahı uğrunda verilmiş mücadelelerle geçirmiş olan Büyük Cumhuriyet Devrimcisi Mustafa Kemal Atatürk’ü ölümünün 82. Yılında saygıyla yâd ediyoruz.
Bu yazı toplam 1337 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın diğer makaleleri
Tarsus Akdeniz ©1994 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
Oluşturma süresi(ms): -1