Türkiye bir deprem ülkesi olduğunu kısa aralıklarla tekrar eden ve büyük yıkımlara, can ve mal kayıplarına yol açan deprem istatistikleri ve halihazırda her biri sürekli incelenen fay hatları ile belli ediyor.Ne yazık ki depremler; alınmayan önlemler, sağlıksız binalarda barınmaya muhtaçlık ve binaların depreme dayanıklı inşa edilip-edilmemesi hususunda yeterli denetimlerin sağlıklı bir biçimde sağlanamaması nedeniyle bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Dönüp, deprem istatistiklerini taradığımızda neredeyse bir insan ömrü kadar bir zaman diliminde bile nice yıkıcı depremi, nice yıkıcı afeti yaşadığımızı anlayabiliyoruz.
Geçtiğimiz 2023 yılı içerisinde bu zamanlarda yaşandı 6 Şubat depremi. Merkez üssü Kahramanmaraş Pazarcık, Elbistan olan deprem; sırasıyla 7,8 ve 7,5 büyüklüğünde devasa sarsıntılarla Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Hatay, Kilis, Malatya ve Elâzığ illerimizde büyük yıkıma, can kaybına ve felakete yol açtı. Belirlenen -ki azı yoktur fazlası vardır- 36.187 yurttaşımızın yaşamını yitirdiği bu depremde 10.868 insanımızda yaralandı.
Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hasar tespit çalışması yapılan 387.346 binadan 50.576’sının yıkık, ağır hasarlı veya acil yıkılması gerektiği verilerle açıklanmış durumda. Halihazırda yıkımın büyüklüğü aşikâr. Yaşanan büyük bir felaket ve yiten canların acısı hala taze. Yerkürenin hareketlerini değiştiremeyeceğimiz ortada, ülkemizin bulunduğu coğrafya fay hatları ve kırıklarla dolu. Aslında onlarca cana ve mala, emeğe mal olan belki de yalnızca; depreme dayanıksız binalar, malzemeden çalan müteahhitler, zemini müsait olmayan ıslak zeminli düz ovaların tarlalarını yerleşim yeri olarak imara açan bazı belediyeler ve onların sorumsuz birtakım yöneticileri… Öyle ki bir yaşındaki, iki yaşındaki yepyeni binaların yıkıldığını ve enkazlar altında onlarca insanımızın yaşamını yitirdiğini gördük. Bugün; nerdeyse bir yıl sonra sorumlu bulunan bazı müteahhitlerin yargılanmaları devam ederken biz yine
“Daha şiddetli depremler Japonya’da oluyor da niye orada can ve mal kaybı olmuyor, biz de onlarca insanımız enkaza dönen beton tabutlar altında yaşamını yitiriyor?” diye soruyoruz ve aslında cevabı da biliyoruz.
Yaşanan yıkımda 6 Şubat depremlerinde mağdur olan afetzede yöre insanımızın ise hala yaraları yeterince sarılmış, pek çoğu yeni, güvenli sıcak bir yuvaya kavuşmuş, ekonomik, psikolojik, sosyal sorunları çözüme kavuşmuş değil. Elbette başta İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyükşehir belediyelerinin yanı sıra tüm Türkiye gerek merkezi hükümet gerek vatandaşlar ellerinden geldiğince birbiriyle dayanışarak hemdert olup bölgenin ve afetzedelerin yaralarını sarmaya çaba sarfetti ve buna devam da edecek.
Fakat bu deprem ve Türkiye’nin deprem istatistikleri bize gösteriyor ki bu ne ilk ne de sonuncusu. Halihazırda önlem alınmadığı, gerekli kentsel dönüşümler yapılmayıp güvenli binalar inşa edilmediği taktirde, konunun uzmanlarının sürekli uyardığı, beklenen büyük İstanbul depreminde daha büyük bir felaket yaşanacağı da kaçınılmaz görünüyor. Hatay’a, Osmaniye’ye, Kahramanmaraş’a ve diğer depremden etkilenen bölgelerimize acil müdahaleyi yapan bir İstanbul, Ankara, İzmir vardı fakat İstanbul’da böylesine bir afet yaşandığında ne yazık ki onun yaralarını saracak bir İstanbul daha yok. Bazen yol boyu yürürken caddenin kenarlarında inşasına yeni başlanan apartmanların temellerine bakıyorum. Yeni kazılmış temelin toprağı boz kırmızı evlek evlek…
“Bana domates ek! Patlıcan ek, biber ek, maydanoz ek!” diye öğle güneşinin altında bağır bağır bağırıyor. Bizim ülkemizde düz ovaya, böylesine güzel verimli toprağa bir araya gelip bir sehem oluşturan üç-beş türedi müteahhit – ki işini doğru dürüst yapan müteahhitleri tenzih ederim- dikiveriyor apartmanı. Sonuçta; ne acı! borç harç, dişinden tırnağından attırdığı paralarla kendi tabutlarını satın aldırıyorlar insanlara. Merkezi hükümetin yaptığı TOKİ konutları sapa sağlam duruyor deprem bölgelerinde, fakat; özel sektörün yaptığı binaların birçoğu kâğıt gibi çökmüş ve altında nice can nice insan yitip gitmiş. Bunu da gördük. Keşke devleti yönetenler sapa sağlam bina yaparken gösterdikleri bu hassasiyeti özel sektörün yaptığı binaları denetlerken de gösterse.
Değilse işinin ehli olmayan aç gözlü türedi müteahhitlerle vatandaş baş başa bırakıldığında sonuç ortada. Yaşanan yıkımı üzüntüyle anarken ülkemizin başına bir daha böyle büyük bir felaketin gelmemesi ve alınacak önlemlerin bir an önce alınması dileğiyle



























