Mersin, Tarsus ve Bölgedeki gündem, ekonomi, son dakika, spor ve yaşam dünyasındaki önemli gelişmelerden anında haberdar olmak ister misiniz?

:

:

:

25 Kasım Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günü ve Mirabal kardeşler

26 Kasım 2021 Cuma 12:09
Celal Tezel
Genel olarak toplumsal şiddet, öyle göründüğü gibi basit bir olgu ve olay değildir. Çok karmaşık bir toplumsal sorundur. Kökenleri, insanlık tarihinin en eski devirlerine kadar gitmektedir. Şiddet olgusu, İnsanlık tarihinin her döneminde hem toplum ve hem de teker teker bireylerin yaşamını çok yakından etkilemiş olması nedeniyle her zaman duyarlı insanların ilgisini çekmiştir. Bu nedenle, başta antropoloji, sosyoloji, sosyal psikoloji gibi bilimler olmak üzere, çok çeşitli bilim dallarınca inceleme konusu yapılmıştır. Bu incelemeler sonucunda ortaya konulan kimi kuramlara göre, şiddetin asıl kaynağı verili, yani sınıflı toplum yapısıdır. Sınıflı toplumlar, kişiler ve sosyal kurumlar arası ilişkilerin güce dayandığı, ergil toplumlardır.
 
Toplumsal şiddet, 18. Yüzyılın II. Yarısında meydana gelen Sanayi Devriminden sonra uygulanan vahşi ve denetimsiz kapitalist ekonomik sistemin uygulandığı toplumlarda biçim değiştirmiş, yaygınlaşmış ve sistemli bir hale gelmiştir. Günümüzde, sosyal hukuk devleti ilkelerinin güçlü bir şekilde uygulanmadığı, insan hakları kavramı ve bilincinin yeterince gelişmediği, yoksulluğun, cehaletin ve kısas hukukunun yaygın olduğu az gelişmiş toplumlarda şiddet olgusuna daha çok rastlanmaktadır. Şiddetin, başta Biyolojik, sosyal psikolojik, toplumsal, kültürel, siyasal ve eğitsel olmak üzere çok çeşitli nedenleri vardır. Ancak bütün bu etkenler, şiddet olgusunu belli oranlarda etkilemektedir. Toplumsal şiddet olgusunu belirleyen asıl ve en önemli neden ise, o ülkenin ekonomik yapısıdır. Konuyu çağdaş sistem yaklaşımıyla bütüncül olarak ele alan kimi sosyal bilimcilere göre toplumsal şiddetin temel kaynağı, bir ülkedeki gelir ve servet dağılımı arasındaki dengesizlik ve bozukluklardır. İster gelişmiş ister gelişmemiş olsun, hiçbir ülkede toplumsal şiddet tamamen yok edilemez. Sıfır düzeyine indirgenemez.
 
Bu nedenle, şiddetle mücadelede ulaşılmak istenen nihai hedef, toplumsal şiddetin kabul edilebilir en asgari düzeylere indirilmesidir. Bunun için de öncelikle, o toplumdaki gelir ve servet dağılımı düzeltilmeli, nispeten dengeli ve adaletli bir hale getirilmelidir. Yoksa, sadece polisiye önlemlerle, eğitsel, kültürel ve hukuksal girişimlerle toplumsal şiddetle başa çıkılamaz. Günümüzde, özellikle Birleşmiş Milletlere üye devletlerde, gelişmiş batılı demokratik ülkelerde ve çağdaş yaşam biçimini benimsemiş uygar toplumlarda, genel olarak şiddetle ve özel olarak da kadına yönelik şiddetle mücadele özel bir önem kazanmıştır. Bu mücadele kapsamında şiddet, çeşitli biçimlerde sınıflandırılarak ve türlerine ayrılarak ele alınmakta ve incelenmektedir. Esasen; “başkasını öldürmek, sakat bırakmak ya da yaralamak yoluyla zarar vermek, bu tür eylemlerle başkasına karşı tehdit oluşturmak ve kısacası insana fiziksel ve ruhsal zararlar vermek suretiyle yapılan her türlü eylem” olarak tanımlayabileceğimiz tek bir şiddet olgusu vardır.
 
Bu şiddet olgusu bazı durumlarda zamana ve ortama göre biçim ve hedef değiştirmektedir. İşte bu özelliği nedeniyle günümüzde dünyanın her yerinde şiddet; kendi içerisinde türlerine ayrılmakta ve biyolojik şiddet, ekonomik şiddet, toplumsal şiddet, psikolojik şiddet, cinsel şiddet, özel şiddet ve kollektif şiddet gibi çok çeşitli alt başlıklar altında incelenmektedir. Bu şekilde şiddetin bir alt başlığı olarak ele alınarak incelenen şiddet türlerinden birisi de “kadına karşı şiddettir.” Günümüzde tüm dünya ülkelerinde “kadına karşı şiddetle mücadele” ön plana çıkmıştır.
 
Son yıllarda, ülkemizde de çok yaygın bir şekilde görülmeye başlayan kadına karşı şiddet olgusu nedeniyle çeşitli araştırma ve incelemeler yapılmakta ve istatistiki çalışmalar yürütülmektedir. Bu kapsamda yapılmış olan bazı istatistiki çalışma sonuçlarına göre; dünyada bugün yaşayan her üç kadından biri, yaşamının belli dönemlerinde fiziksel şiddete uğramıştır. Her 6 dakikada bir kadına tecavüz edilmektedir. Irak’ta savaşın ilk aylarında 20 bin kadın tecavüze uğramıştır. ABD’de her yıl 4 milyon kadın şiddet görmektedir. Türkiye’de ise her 10 kadından 4’ü fiziksel şiddete maruz kalmaktadır. Kadın cinayetleri ise hız kesmeden, kaldığı yerden aynen devam etmektedir. Görüldüğü gibi kadına şiddet kültürü, azalacağı yerde, dünyanın her yanında artmaya devam etmekte ve yaygınlaşmaktadır. Bu nedenle, kadına şiddetle mücadele amacıyla bazı demokratik kitle örgütleri, dernek ve vakıflar kurulmuştur. Bu örgütlerce şiddet karşıtı toplumsal duyarlılıkları geliştirmek ve özellikle de kadına karşı şiddetle mücadele bilinci oluşturmak amacıyla çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir.
 
Düzenlenen bu etkinliklerin en başında kuşkusuz, son yıllarda bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde ön plana çıkmış olan ve Mirabal Kardeşlerin anısını yaşatmak amacıyla ilan edilmiş olan “25 Kasım Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günü” kutlamaları gelmektedir. Bilindiği gibi 25 Kasım günü; 1960 yılında Dominik Cumhuriyeti’ni katı bir diktatörlükle yöneten faşist Rafael Trujillo Hükümet'ine karşı ezilenlerin verdiği büyük mücadelede simge haline gelmiş olan Mirabal Kardeşlerin tecavüz edilerek öldürüldüğü gündür. Mirabal Kardeşlerin böylesine insanlık dışı vahşi bir cinayetle katledilmesini isteyen Faşist Albay Rafael Trujillo, 1930’da yaptığı bir askeri darbeyle Dominik Cumhuriyeti’nin 35. başkanı Horacio Vasquez’i askeri bir darbeyle devirmiş ve Dominik Cumhuriyeti’ni 31 yıl boyunca katı bir diktatörlükle yönetmiştir. Bürokrasideki yüksek makamlara yakınlarını getirmiş ve siyasi karşıtlarının çoğunu öldürtmüştür. Faşist Trujillo, bütün diktatörler gibi halkına baskı ve zulmü dayatmıştır. Acımasız ve zalim bir korku imparatorluğu kurmuştur. Kendisine karşı çıkanları ya tutuklatmış ya da faili meçhul cinayetlerle yok etmiştir. Bütün bunlar yetmezmiş gibi askeri istihbarat servisine kurdurduğu “40” adlı hapishanede muhaliflerine işkence yaptırmış, birçoğunu elektrikli sandalyede öldürtmüştür. İktidarı döneminde 50 bin kişiyi öldürttüğü söylenmektedir. Mirabal Kardeşler ve eşleri, Trujillo diktatörlüğüne karşı “Clandestina” isimli gizli bir örgüt kurarak bu faşist yönetimine karşı insan hakları ve demokrasi mücadelesini başlatmışlardır.
 
Zamanla bu mücadelenin simgesi haline gelen bu kadınlar, diktatörlük tarafından defalarca tutuklanmışlar ve mal varlıklarına el konulmuştur. Bunlarla yetinmeyen Trujillo, halka açık bir konuşmasında “Ülkenin en büyük iki sorunu kilise ve Mirabal Kardeşlerdir” diyerek Mirabal Kardeşleri hedef göstermiştir. Bu konuşmasından sadece 23 gün sonra, 25 Kasım 1960’da hapishanedeki eşlerini ziyaretten dönen Mirabal kardeşlerin arabasını yolda durduran elleri sopalı Trujillo yandaşları arabadan indirdikleri kardeşlere önce tecavüz etmişler sonra da uçurumdan aşağı atarak onları öldürmüşlerdir. Bu olay resmi kayıtlara “trafik kazası” olarak geçirilmiştir. Mirabal kardeşlerin, vahşice öldürülmelerinin ardından Trujilo, kendisine yönelik mücadelenin bittiği sanısına kapılmıştır.
 
Oysa, Mirabal kardeşlerin vahşice ölümü, aslında kendi sonunu hazırlayan süreci başlatmıştır. Mirabal kardeşlerin ölümünden sonra halk olayın bir kaza olmadığının farkına varmıştır. Ülkenin kuzeyinde bir uçurumun dibinde bulunan 3 kadına ait cesedin, devlet tarafından ortadan kaldırıldığının ortaya çıkması tepkiyle karşılanmış ve Dominik Cumhuriyeti’nde dikta rejimine karşı büyük eylemler ve protestolar başlamıştır. Bu eylemlerin örgütlenmesinde Mirabal kardeşlerin kurdukları Clandestina örgütü öncülük etmiş ve çok önemli roller oynamıştır. 31 yıl boyunca ülkesini baskı ve zulümle yöneten Trujilo, gösterilerin ve protestoların önünü bir türlü alamamıştır. Mirabal kardeşlerin ölümünün üzerinden bir yıl geçmeden 1961 yılında uğradığı bir suikast sonucunda öldürülmüştür. Diktatörlüğün yıkılmasını sağlayan ve bunu hayatlarıyla ödeyen üç kız kardeşin yaşamları ve mücadeleleri hiç unutulmamış, adeta bir efsaneye dönüşmüştür. Ünlü Dominik-Amerikalı şair, romancı ve denemeci Julia Alvarez’in 1994 yılında yazdığı “Kelebekler Zamanında” adlı romanda Mirabal kardeşlerin yaşam öyküleri anlatılmaktadır.
 
Bu roman aynı zamanda filme de çekilmiştir. 1981 yılında, Dominik Cumhuriyeti’nde toplanan Güney Amerika kadın çalıştayı Mirabal kardeşlerin öldürüldüğü gün olan 25 Kasım’ı “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü” olarak ilan etmiştir. Daha sonra 1999 yılında toplanan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu da 25 Kasım gününü “Uluslararası Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü” olarak kabul etmiştir. İşte, dünyanın her yerinde 25 Kasım günü bir araya gelen kadınlar; kadına yönelik şiddetin yok edilmesi için mücadele etmekle birlikte; aynı zamanda bilerek veya bilmeyerek bu üç efsane kadının anılarını da yaşatmaktadırlar.
Bu yazı toplam 220 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın diğer makaleleri
  • Uluslararası örgütler Türkiye’yi nasıl etkiler?14 Ocak 2022 Cuma 08:42
  • Gıda Fiyatlarında İstenen Ucuzluk Sağlanabilir Mi?7 Ocak 2022 Cuma 08:48
  • Asıl Sorun Enflasyon31 Aralık 2021 Cuma 13:43
  • 1921 Ankara Antlaşması ve Tarsus’un Kurtuluşu24 Aralık 2021 Cuma 08:35
  • Çelişkili Ekonomik Model Açıklamaları ve Olağanüstü Hal Tartışmaları17 Aralık 2021 Cuma 18:05
  • Bütçe Hakkı ve Bütçe Görüşmelerinin Anlamı10 Aralık 2021 Cuma 08:32
  • Miting Tartışmaları ve Türk Siyasal Yaşamında İz Bırakan Mitingler3 Aralık 2021 Cuma 08:35
  • 25 Kasım Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Günü ve Mirabal kardeşler26 Kasım 2021 Cuma 12:09
  • Hangi Öğretmenler Günü?22 Kasım 2021 Pazartesi 14:54
  • Çanak Çömlek Patladı19 Kasım 2021 Cuma 13:38
  • İşsizlikle mücadele önceliğimiz olmalıdır12 Kasım 2021 Cuma 08:02
  • Gıda fiyatlarını zincir marketler mi yükseltiyor?5 Kasım 2021 Cuma 08:10
  • 98. Yılında Çağdaş Cumhuriyet29 Ekim 2021 Cuma 10:29
  • Dövizin Ateşi Piyasayı Yakıyor22 Ekim 2021 Cuma 08:13
  • Yakıcı Sorunlar Arasında Yapay “Laiklik” Tartışmaları15 Ekim 2021 Cuma 08:08
  • Parlamenter Demokratik Sisteme Dönüş Talepleri Yükseliyor8 Ekim 2021 Cuma 08:27
  • Türkiye Suriye’den çekilmeye zorlanabilir1 Ekim 2021 Cuma 08:03
  • Üniversite öğrencilerinin kredi ve yurtlar sorunu24 Eylül 2021 Cuma 08:22
  • Yeni ve köklü bir üniversite reformunu tartışmalıyız17 Eylül 2021 Cuma 08:23
  • Okullardaki Sevinçli Açılış Hüsrana Dönüşmesin10 Eylül 2021 Cuma 08:56
  • Tarsus Akdeniz ©1994 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
    Oluşturma süresi(ms): -1