11 Ekim 2011 yılında, Türkiye, Kanada ve Peru’nun öncülük ettiği bir girişim neticesinde Birleşmiş Milletler tarafından alınan bir kararla kutlanmaya başlanmış; farkındalık ve pozitif ayrımcılık yaratıp az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kız çocuklarına karşı ayrımcılığın önlenmesi ve onların insan haklarından tam ve etkili bir şekilde yararlanabilmelerini amaç edinmiş bir gündür.Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda alınan ve her yıl uygulanagelen, kutlanan ve projelendirilen bir gün olmakla birlikte, bu konu üzerinde kalem oynatmaya başlamadan önce aslında kız veya erkek tüm çocuklarımızın sorunlarını görebildiğimizce paylaşmak ve maddi-manevi hayatın her alanında bu çocukların yanında olan, onlar için iyi bir şeyler yapmak için seferber olan her insanımıza teşekkür eder;
“Ağaç yaş iken eğilir.” atasözüyle, geleceği bugünden imar eden, güçlü ağaçlar yeşerten tüm okurlara selam ederim.
Evet! Bugün kız çocuklarımız için bir farkındalık günü; fakat biz tüm çocuklarımıza dair yazacağız. Bugün çocuklarımızın başat sorunları nelerdir ve bu sorunlara ne gibi çözümler üretebiliriz?..
En temelde, ülkemizin sosyoekonomik koşulları, ebeveynlerin sosyoekonomik koşulları ve sosyal yaşantıları, kültürel gelişmişlik düzeyleri elbette bu çocuklarımızın geleceği üzerinde tesir etse de;
“Sorun varsa, çözüm var.” şiarıyla niyet edildiği ve karar alıcıların da bu yönde irade koyup yaşamı organize ederken pratiklerini bu yönde önceliklendirmelerini dilemek, insani ve hayati bir dilek olsa gerek.
Zira zorunlu eğitim kapsamında günün büyük bir bölümünü okulda geçiren çocuklarımızın, okul öncesi eğitime erişim sağlayamadan ve hatta sınıflara, derse katılımları başlayana kadar mutlak bir eşitlik beklemiyorum. Ama ne yazık ki insani standartlarda, ham ve derse hazır bir beyinle bile aynı sıralarda oturamıyorlar. Ülkede adaletsiz gelir dağılımı neticesinde belki de birçoğunun ebeveyni suça bir şekilde bulaşmış, hayatının bir döneminde cezaevinde ya da adliyede belirli infaz hükümlerine tabi tutulmuş. Sağlıklı ve rol model olacak bir ebeveyn olmaktan ziyade, bu adaletsiz gelir dağılımından kaynaklı sosyal çürümenin ve yozlaşmanın etkisinde psikolojisi bozuk, iktisadı bozuk... Bırakın bir çocuğa ebeveynlik yapmayı, tek başına kendi öz yaşamını organize edebilecek yeterlilikte bile değil.
Bunu bu minvalde ebeveynleri suçlamak için söylemiyorum elbette. Bu insanlar bu sorunlara sahipken ve daha bu sorunlara sahip olmadan kendileri çocukken ne hayatlarına dokunan ne de onlara fener olabilecek bir insan bulma şansları olmuş. Ülkenin en elit bireylerinin kolektif aklı; devlet ve bu devlette erk olanlar bu insanların hayatına yeterince dokunamamış.
İlânihaye bu çocuklar bizim çocuklarımız… Sıralara ilk elden eşitsiz oturmuşlar. Hadi, kiminin karnı aç, kiminin kalbi aç… Bu çocukları ders sıralarına oturtabildik, peki nasıl olacak? Eksik olan tam olmaz ki. Eksik, eksiktir.
Bence Millî Eğitim alanında daha en başta eğitimin verileceği okul binasından başlanmalı ve altyapı oluşturulmalıdır bu hususta. İlk elden, her okulda mevcut derslik ve planlanan öğrenci mevcudu ile kapasite ne ise okul bahçesinin bir köşesine yemekhane yapılmalı; gerekli aşçı, kepçeci, bulaşıkhane sorumlusu, malzeme alım sorumlusu atamaları yapılıp günün şartlarına uygun, kaliteli, lezzetli ve ihtiyaç duyulan kaloriye uygun yemekler, tatlılar ve meyveler öğrencilere sosyal devlet kapsamında erişilebilir kılınmalıdır.
Ayrıca okullarda temiz içme suyu, her sınıf için öğretmen ve yaşlarına göre görevlendirilen öğrencilerin sorumluluğunda su sebilleri şeklinde sağlanmalıdır. Her sınıfta bir kütüphane, her kütüphanede Türk edebiyatı ve dünya edebiyatı klasikleri bulundurulmalıdır.
Ayakkabı gibi dışarıya ve sokağa ait bir materyalle çocuğun eğitim alanına girmesi yerine sınıfların girişinde ayakkabılıklar bulunmalı; çocuklar sağlıklı ve güvenli bir eve benzeyen, ısıtması ve soğutması sağlanmış sınıflarda yalınayak ya da çorapla ders görmelidir.
Okullarda yeterli miktarda havuz bulundurulup, çocuklara okula başlar başlamaz yüzme bilmek gibi yaşamsal bir yeti kazandırılmalı ve bu çocuklar eğitim hayatları boyunca bu havuzları kullanabilmelidir.
Benim kampüs şeklinde kafamda projelendirdiğim bu okullarda, ayrı ayrı bir basketbol, bir voleybol ve bir futbol sahasının yanı sıra jimnastik aletlerinin bulunduğu ayrı bir spor sahası da bulundurulmalıdır. Beden eğitimi öğretmenliği bir branş olmaktan ziyade, atamalar yapılırken spor dallarına göre her biri için ayrı ayrı bir spor hocası sertifikasıyla eğitim görevlisi kılınmalıdır.
Tabii bunlar, işin uzmanı olmayan bizim gibi insanların bireysel okumalarından ve dünya örneklerinden ülkemizde görmek istediğimiz uygulamaların bir harmanı. Niyet gerçekten çözüm üretmek olduğunda, hangi görüşten olurlarsa olsunlar, elbette eğitimin fiziki koşullarını siyasetlerinden, tefrikalarından ve militarizmlerinden arındırdıklarında ve “Hadi çocuklara öğreteceğiniz şeyler haricinde fiziki koşullarda uzlaşın.” denildiğinde bu önerilere ve daha ilerilerine işin uzmanı pek çok eğitimci ve pedagog katılım sağlar.
Ve iş öğretmeye gelmeden önce de çocuklara temel bir insanlık, temel bir ahlak eğitimi vermek sanırım birçok şeyi öğretmekten daha elzemdir. Zira bu çocuklar ki eğitim ve öğretim hayatlarının sonunda bir fizikçi, biyolog, antropolog, doktor ya da bilim insanı olabilir; ancak iyi ahlaklı, etik değer sahibi, kişilikli, ulusal ve evrensel değerlere sahip insancıl bilim insanları, öğretmenler, sporcular veya zanaat ehli olmaları daha önemlidir.
Evet! Kız çocukları, erkek çocukları, tüm çocuklar... Bunları ve bu gibi daha pek çok güzel şeyi kirlenmemiş, tertemiz yürekleriyle hak ediyorlar.
Dünya Kız Çocukları Günü’nde, ulusal basınımızda ve medyada infial yaratan, okurken her birinizin zihninde beliren mağdurlukları etrafında tuttuğumuz tarafla onlardan yana olmamızla insani bir turnusol kâğıdı görevi gören; iyi ve kötüyü biz normal vatandaşlara tekrar tekrar hatırlatan çocuklarımız, şimdi melek olsalar da, bizlerin onlara borcu güvenli sokaklar, güvenli ebeveynler ve sıradanlaşan ya da avamlaştırılıp bir kültüre dönüştürülmeye çalışılan kötülüğe karşı iyiliğin, ışığın, şefkatin ve vicdanın bayrağını yüreklerimizin başkentine çekmektir.
Sağlıcakla kalın.
Selçuk ÜGÜTEN



























