Mersin, Tarsus ve Bölgedeki gündem, ekonomi, son dakika, spor ve yaşam dünyasındaki önemli gelişmelerden anında haberdar olmak ister misiniz?

:

:

:

Celal Tezel yazdı, "Gizemli Ayasofya’da Tarsus İzleri"

Güncel
Tarih: 26 Haziran 2020 Cuma 14:22
Celal Tezel yazdı, "Gizemli Ayasofya’da Tarsus İzleri"
Yazı Boyutu:
Metni küçült
Metni büyüt
Partili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 8 Haziran 2020 günü TRT'de katıldığı bir canlı yayın programında, Ayasofya tartışmalarına ilişkin görüşlerini dile getirdi. Erdoğan, 1934 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile müze ilan edilen Ayasofya ile ilgili yeni düzenleme için araştırma talimatı verdiğini söyledi.
 
Aynı konuşmasında Erdoğan, Ayasofya'da namaz kılınabileceğini, ayrıca, Ayasofya’nın cami olarak turistler tarafından ziyaret edilmeye devam edileceğini açıkladı. Bu açıklamanın ardından kamuoyunda, zaman zaman hararetlenen “Ayasofya ibadete açılsın mı? Yoksa açılmasın mı?” tartışmaları yapılmaya başlandı.
 
Bu tartışmalar çerçevesinde gazete ve dergilerde pek çok makale yayımlanır oldu. Televizyonlar konuyu; mimari, hukuki, siyasi, dini, uluslararası ilişkiler ve daha başka pek çok yönleriyle ele alan çeşitli programlar düzenlediler. Tabidir ki Ayasofya konusu, çok yönlü bir konudur. Her bir sütununda, her bir köşe taşında ve mozaiklerinin her bir figüründe ancak çok iyi yetişmiş uzmanların çözebileceği derin anlamlar gizlidir.
 
Bu gizemleri anlatmaya sayfalar yetmez. Yüzyıllar boyunca Ayasofya üzerine yapılmış olan araştırmalar ve yazılmış olan kitaplar sayamayacağımız kadar çoktur. Bu araştırmalar günümüzde de devam etmektedir. Her gün Ayasofya üzerine yazılmış yeni yeni kitaplar yayınlanmaktadır. Ünlü best-seller yazarı Dan Brown’ın “Inferno” adlı romanı, Ayasofya’nın gizemlerini konu edinmektedir. Bu romanda anlatılan olayların büyük bir kısmı, Ayasofya’nın altındaki, bir kısmı da sarnıçlarındaki sular içerisindeki labirent gibi dallanıp budaklanan dehlizlerde geçmektedir.
 
Ayasofya’nın ibadete açılması sorunu da hala güncelliğini korumaktadır. Bu konuda, Danıştay’ın vereceği nihai karar beklenmektedir. Kanaatimce, Ayasofya’nın mevcut müze statüsünün korunmasında, ülkemiz açısından sayılamayacak kadar çok fayda bulunmaktadır.  İbadete açılması, zaten kısmen tartışmalı hale gelmiş olan laik devlet yapısını zedeleyebilir.
 
Daha da tartışmalı bir hale getirebilir. Ayasofya, ülkemizdeki en çok ziyaret edilen müzedir. Ayasofya Müzesini 2019 yılında büyük çoğunluğu yabancı turist olmak üzere 3 milyon 727 bin 361 kişi ziyaret etmiştir.
 
Yine aynı 2019 yılında 372 milyon lira gelir getirdiği söylenmektedir. Bu rakam hatırı sayılır bir turizm geliridir. Lozan dâhil uluslararası anlaşmalarda Ayasofya’nın ibadethane yapılmasını engelleyen herhangi bir hüküm yoktur. Bakanlar Kurulu kararıyla ibadete açılabilir. Ayasofya’nın müze yapılması yıllarında herhangi bir dış baskının gelmiş olması ya da talepte bulunulması gibi bir durum söz konusu olmamıştır. Çünkü İstanbul, 1918 yılında İngiliz ve Fransızlar tarafından işgal edilmiştir. 1923 yılına kadar bu işgal sürmüştür. Ancak bu yıllarda işgalci güçler tarafından Ayasofya’nın kiliseye çevrilmesi yönünde en küçük bir girişim dahi olmamıştır.
 
Ayasofya 1931 yılında onarılacak diye kapatılmıştır. 22 Kasım 1934 tarihinde müze olarak hizmete açılmıştır. Atatürk, 1934 yılının aralık ayında bu müzeyi ziyaret etmiştir.
*          *          *
Ayasofya’nın yapımına Bizans İmparatoru Jüstinyen’in tahta çıkışının 5. Yılında, 532 yılının şubat ayında başlanmıştır. Yapımında on binlerce insanın çalıştırılması ve ülkenin çeşitli yerlerinden getirtilen hazır malzemenin kullanılması nedeniyle 5 yıl gibi kısa bir zamanda çok büyük oranda tamamlanarak kullanıma açılmıştır. Ayasofya uzmanlarının söylediklerine göre, inşaatında kullanılan her bir taşın geçmişteki önemli bir olayla bağlantılı simgesel bir anlamı vardır.
 
Simgesel anlam taşıyan inşaat malzemelerinin büyük bir kısmı Efeste’ki Artemis Tapınağından, Mısır’daki Güneş Tapınağından, Lübnan’daki Baalbek Tapınağından ve Tarsus’taki Pagan (Donuktaş) tapınağından sökülerek getirtilmiştir.
 
İnşaatta kullanılan malzeme ve aksesuarlar pagan, Ortodoks, Katolik ve İslami unsurlar içermektedir. Ayasofya, 537 yılında tamamlandıktan sonra, 1520 yılında İspanya’daki Sevilla Katedrali yapılıncaya kadar 983 yıl boyunca dünyanın en büyük binası olma özelliğini korumuştur.
 
Günümüzde bile, dünya mimarlık tarihinin en büyük ve önemli eserlerinden birisi olarak kabul edilmektedir. Ayasofya, ibadete açıldığı 537 yılından, 1453 yılına kadar 916 yıl boyunca Ortodoks Kilisesi olarak hizmet vermiştir. Fatih tarafından ibadete açıldığı 1453 yılından, müze yapıldığı 1934 yılına kadar ise tam 481 yıl boyunca cami olarak hizmet vermiştir. 1481 yıllık böyle bir yapıya ilişkin pek çok gizemli öykünün, sır dolu olduğuna inanılan simgelerin, kehanetlerin, dinsel söylencelerin ve şehir efsanelerinin üretilmiş olması son derece doğaldır.
 
Hıristiyan halkın inandığı bir söylenceye göre, 1453’te İstanbul’un fethinden sonra, güney galerisi içindeki bir şapelde bir papazın kutsal kâse ile kaybolduğuna ve onun bir gün tekrar ortaya çıkacağına inanılmaktadır. Müslüman halkın bir inancına göre ise, Hızır peygamber parmağını kuzey galerisindeki mermer sütunda bir deliğe sokarak Ayasofya’nın yönünü kıbleye çevirmiştir. Ayasofya’daki yaz kış nemli olan bir sütundan damlayan suyun, Hazreti Meryem’in şifalı gözyaşları olduğuna inanılmaktadır. Evliya Çelebi’ye göre, Ayasofya’nın 361 kapısı vardır. Bunların 100 tanesi tılsımlıdır. Kapılardan birisinin gözle görülemediğini söyleyen Evliya Çelebiye göre, her sayıldığında kapıların sayısı değişmektedir. Ancak Ayasofya’nın bazı kapıları vardır ki, bunlar kullanılış amaçları, kullanılan malzemenin özellikleri, getirildikleri şehirler ve işlevleri açısından çok önemli ve çok ünlüdürler.
 
Bunlardan birincisi, Ayasofya'nın en büyük kapısı olan İmparator Kapısı’dır. Bu kapı, yalnız İmparator ve maiyeti tarafından kullanılırdı. Doğu Roma kaynaklarında, kapının, Nuh'un Gemisi'nin tahtalarından yapılmış olabileceğinin yanı sıra, Yahudilerin kutsal levhalarının saklandığı Hazreti Musa’nın ahit sandığının tahtası da olabileceği bilgisi geçmektedir.
 
İkincisi, Mermer Kapı’dır. Bu kapıya Cennet Cehennem Kapısı da denilmektedir. Mermerlerinin Efes’teki Artemis tapınağından sökülüp getirildiği söylenmektedir. Üst düzey din adamlarının toplantı yaptıkları odaya geçmek için kullandıkları kapıdır.
 
Üçüncüsü ise, “Güzel Kapı”dır. Milattan Önce II. Yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Ayasofya’da devşirme malzeme olarak kullanılan en eski mimari eleman bu kapıdır. Tunçtan yapılmış kapı kanatları, kabartma şeklinde bitkisel ve geometrik desenler ile süslüdür. Kapı kanatları üzerinde, "Tanrı ve İsa Yardım Etsin" ibaresi ile İmparator Theodisius, İmparator Michael, İmparator Theophilos, İmparatoriçe Theodora ile Michael Niktion kelimeleri ve 838 tarihini temsil eden isim baş harflerinden meydana gelen desenler görülmektedir.
 
İmparator Theophilos (829- 842) tarafından 838 tarihinde, Tarsus'taki Antik Döneme ait bir pagan (donuktaş) tapınağından sökülüp, getirilerek, buraya konulmuştur. Doğu Roma Döneminde İmparatorlar, büyük törenlerde "Güzel Kapı" ya da "Vestibül Kapısı" olarak da adlandırılan bu kapıdan geçerek tören alanına girmekteydiler.
 
Tarsus’tan götürülmüş olması nedeniyle halk arasında bu kapıya “Tarsus Kapısı” adı da verilmiştir.
 
Uzunca bir süre kullanılan “Tarsus Kapısı” adı zamanla sönümlenerek unutulmaya yüz tutmuştur. Bu isim Tarsus’lular tarafından yeniden canlandırabilir. Kapının birebir bir örneği yapılarak Tarsus’un uygun bir yerinde estetik bir anıt olarak sergilenebilir.
 
Kültür ve Turizm Bakanlığı’yla irtibata geçilerek Ayasofya’daki kapının yanına Tarsus’la tarihi bağlantısını gösteren bir panonun asılması sağlanabilir. Bundan sonra Tarsus’u tarihi ve turistik açıdan tanıtmak için hazırlanacak olan rehber kitaplarda bu bilgilere de yer verilmelidir.
 
Tarsus tarihi ile ilgilenen kişi, kurum ve kuruluşların bu bilgileri göz önünde bulundurmalarında; Tarsus’un tanıtımı ve Tarsus turizminin geliştirilmesi açısından sayısız faydalar bulunmaktadır.

 
Bu haber toplam 2679 defa okunmuştur.
Etiketler:
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Tarsus Akdeniz ©1994 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
Oluşturma süresi(ms): -1