Mersin, Tarsus ve Bölgedeki gündem, ekonomi, son dakika, spor ve yaşam dünyasındaki önemli gelişmelerden anında haberdar olmak ister misiniz?

:

:

:

Celal Tezel yazdı, "19 Mayıs’ı Anlamak ve Anmak"

Güncel
Tarih: 18 Mayıs 2020 Pazartesi 08:58
Celal Tezel yazdı, "19 Mayıs’ı Anlamak ve Anmak"
Yazı Boyutu:
Metni küçült
Metni büyüt
Hemen baştan söylemek gerekir ki, Mustafa Kemal’in Samsun’a ayak bastığı 19 Mayıs 1919 günü; bizim tarihimizde, kimilerinin “Milli Mücadele”, kimilerinin “İstiklal Harbi”,  kimilerinin kısaca “Kurtuluş Savaşı” dedikleri “Ulusal Bağımsızlık ve Kurtuluş Savaşımızın” başladığı gündür.
 
Bu, sadece bütün bir Türk Tarihinin değil; aynı zamanda Dünya Tarihinin de dönüm noktası olan bir savaştır. 19 Mayıs 1919 günü Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkmasıyla başlayan bu savaş, uzun süren zorlu ve kanlı bir mücadelenin ardından TBMM Ordularının 9 Eylül 1922 Günü İzmir’i teslim almalarıyla son bulmuştur.
 
Artık bundan sonraki süreçte, Cumhuriyet ve Atatürk Devrimleri dönemi başlayacaktır. Ulusal Kurtuluş Savaşımız da; tıpkı 1071 Yılında kazanılan Malazgirt Zaferi ve 1453 Yılında Fatih’in İstanbul’u fethi gibi tarihsel anlamda köklü dönüşümler sağlayan çok büyük dönemeçlerden birisidir. Çünkü bu savaşla elde edilen zafer sonucunda; Emperyalist İngiliz, Fransız ve İtalyan Orduları tarafından yenilmiş, yakılmış ve yıkılarak esir edilmiş olan Osmanlı Devletinin küllerinden, yepyeni ve bağımsız bir “Ulus Devlet” yaratılmıştır.
 
Çağdaş bir Cumhuriyet Yönetimi kurulmuştur. Bu söylediklerim, Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Ulusal Bağımsızlık ve Kurtuluş Savaşımızı kazanmış olan kadrolara duygusal övgüler düzmek, güzellemeler yapmak için sırf edebiyat olsun diye söylenmiş sözler değildir.
 
Apaçık gerçeğin, çok kısa bir şekilde ve özetle ifadesidir. Acı gerçeği anlamak için Emperyalist devletlerin, Osmanlı Devletine kabul ettirdikleri Sevr Haritalarına şöyle bir göz atmak yeterlidir. İşte, Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak özere, Ulusal Bağımsızlık ve Kurtuluş Savaşımızı yapmış olan kadrolar; bir zillet anlaşması olan bu Sevr Anlaşmasını yırtıp, parçalamışlar, bir daha geriye dönmemek üzere tarihin çöp sepetine atmışlardır. Ulusal Bağımsızlık ve Kurtuluş Savaşımız,  dünya tarihi açısından da bir dönüm noktasıdır. Şöyle ki; I. Dünya Savaşı sonunda 30 Ekim 1918 Günü imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşması ile cephelerdeki çarpışmalar durmuş, silahlar susmuştur. Batılı Devletler kendi aralarında savaşı sonlandıran Versay Barış Antlaşmasını 28 Haziran 1919 Günü imzalamışlardır. Batılı Devletler, Osmanlı Devletini tarihten silmeyi kafalarına koydukları için Osmanlı Devletini bu anlaşmaya dâhil etmemişler, daha sonra Sevr Anlaşmasını dayatmışlardır. Bu açıdan bakıldığında; Mustafa Kemal Ordularınca Anadolu’da sürdürülen bu Ulusal Bağımsızlık ve Kurtuluş Savaşı, I. Dünya Savaşının Anadolu’daki uzantısı olan savaşlardır. Bu savaş, onu yok etmeyi kafasına koymuş Emperyalist Devletlere karşı, on yıllar boyunca yapılan savaşlardan yenik çıkmış, harap ve bitap düşmüş yoksul bir halkın esaretten kurtuluş için başkaldırdığı, anti-emperyalist bir kurtuluş savaşıdır. Bütün dünyanın hayret dolu bakışları önünde çok güçlü emperyalist orduları ağır bir yenilgiye uğratan, tarihteki ilk ve tek anti-emperyalist savaştır. Bu karakteri nedeniyle, dünyadaki bütün mazlum milletlere örnek ve umut olmuştur.
 
Devrimci 68 Gençliğinin, 30 Ekim 1968 Günü “Ya İstiklal Ya Ölüm” şiarıyla başlattıkları “Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal Yürüyüşünü” Samsun’dan başlatmalarının nedeni de; 19 Mayıs 1919 deneyiminin, tam bağımsızlık, özgürlük ve eşitlik aşkıyla yanıp tutuşan Anti-Emperyalist Türk gençliğinin meşalesi haline gelmiş olmasıdır.
 
Mustafa Kemal’in yaşamı açık ve şeffaftır. Tarihin bu kesiti de çok iyi bilinmektedir. Karanlıkta kalmış olan en küçük bir nokta bile yoktur.  Kendisi, 19 kişilik karargâhıyla birlikte o zamanki mevzuata göre resmi bir devlet göreviyle görevlendirilmiştir. Tarifeli Bandırma Vapuruyla yola koyulmuştur. Kendisine yine o zamanki mevzuata göre, Ordu Müfettişliği ihtiyaçlarında kullanılmak üzere Osmanlı Maliye Nezaretince düzenlenen tutanakla 5 Bin Osmanlı lirası verilmiştir.
 
Mustafa Kemal 9 Temmuz 1919 günü Erzincan’da Askerlik görevinden istifa ettikten sonra emrine tahsis edilen bu paranın kalan kısmını tutanakla ve harcama belgeleriyle birlikte Osmanlı Maliye Nezaretine teslim etmiştir. Bu belgeler de devlet arşivlerinde mevcuttur. Yoksa Fesli Kadir gibi bazı tekfirci müfterilerin, yok efendim Padişah Vahdettin, Mustafa Kemal’e tenekeler dolusu altın verdi. Yok, efendim gizli bir görevle “git ülkeyi kurtar” dedi.
 
Şeklindeki mesnetsiz iddiaların, kuru bir iftira olmaktan öteye hiçbir anlamı yoktur. Son Osmanlı Padişahı Vahdettin, sürgünde yaşadığı yıllarda hatıralarını yazmış ve yayımlamıştır. Bu hatıralarda, az önce bahsettiğim safsatalarla ilgili tek bir kelimeye dahi yer verilmemiştir. Eğer iddia edildiği gibi, Mustafa Kemal ile Vahdettin arasında böyle bir görüşme yaşanmış olsaydı; Vahdettin’in yazmış olduğu hatıralarında böylesine önemli bir konuya hiç yer vermemiş olması söz konusu olamazdı.
 
Aksine Vahdettin, kaçak bir padişah olarak bu konuyu anılarında uzun uzun hikâye ederek kendisini temize çıkarmaya çalışırdı. Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919 gününe verdiği önemi “benim doğum günüm 19 Mayıstır” sözleriyle gayet de özlü bir şekilde belirtmiştir. Atatürk 19 Mayısın önemini ve anlamını ve ülkenin o günlerde içinde bulunduğu çaresizliği Büyük Nutkunun girişinde yer verdiği “1919 Yılı Mayısının 19. günü Samsun’a çıktım. Ülkenin durumu: Osmanlı’nın içinde bulunduğu grup, Dünya Savaşı’nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her taraftan zedelenmiş, şartları son derece ağır bir ateşkes antlaşması imzalanmış.
 
Dünya Savaşı’nın uzun yılları zarfında millet yorgun ve fakir bir halde. Millet ve memleketi dünya savaşına sürükleyenler kendi canlarının derdine düşerek ülkeden kaçmışlar. Saltanat ve hilafet makamını işgal eden Vahdettin, yalnızca kendini ve tahtını koruyabileceği çareler aramakta. Ordunun elinden silahları ve cephaneleri alınmakta…”  sözleriyle açıklamaya çalışmıştır. Mustafa Kemal, Samsun’da 6 gün kalmıştır. İngiliz ajan faaliyetleri karşısında kendisini ve arkadaşlarını güvende hissetmeyen Mustafa Kemal ve Karargâhı, 25 Mayıs 1919 günü sabah saat 9’da emrine tahsis edilmiş olan üstü açık 3 hurda mersedes araba ile Havza’ya doğru hareket etmiştir. Otomobiller, I. Dünya Savaşından kalma eski otomobiller olduğu için yolculuk sırasında sık sık arıza yapmaktadır. En son, Havza yolu üzerindeki Karageçmiş Köyü yakınlarında arıza yapan araç bir daha çalışmaz. O vakitte orada kalmak istemeyen Mustafa Kemal ve Karargâhı, yaya olarak Havza’ya gitmek üzere yola koyulurlar. Mustafa Kemal hep birlikte Gençlik Marşını söylemelerini önerir. Az sonra volkan patlaması gibi bir ses dağlarda yankılanır.
Dağ başını duman almış,
Gümüş dere durmaz akar,
Güneş ufuktan şimdi doğar,
Yürüyelim arkadaşlar!
Bir süre sonra yorularak dinlenmek isteyen bazı arkadaşlarına Mustafa Kemal’in verdiği cevap; bütün bir Kuvayı Milliye ruhunu ve Cumhuriyet Devrimcilerinin çelik iradesini simgeler niteliktedir. “Hiç dinlenmemek üzere yola çıkmış olanlar asla yorulmazlar.”
Şanlı, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlu olsun.
 

 
Bu haber toplam 7470 defa okunmuştur.
Etiketler:
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Tarsus Akdeniz ©1994 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
Oluşturma süresi(ms): -1