Mersin, Tarsus ve Bölgedeki gündem, ekonomi, son dakika, spor ve yaşam dünyasındaki önemli gelişmelerden anında haberdar olmak ister misiniz?

:

:

:

2 Temmuz’da katledilen Can’lar saygıyla anıldı

Güncel
Tarih: 1 Temmuz 2021 Perşembe 08:37
2 Temmuz’da katledilen Can’lar saygıyla anıldı
Yazı Boyutu:
Metni küçült
Metni büyüt
“KARANLIĞA KARŞI AYDINLIĞI, ZULME KARŞI ADALETİ, ZORBALIĞA KARŞI ÖZGÜRLÜĞÜ” SAVUNMAYA DEVAM EDİYORUZ. SİVASIN IŞIĞI SÖNMEYECEK.
DEĞERLİ BASIN EMEKÇİLERİ; SEVGİLİ CANLAR”
 
2 temmuz 1993 günü Sivas Madımak otelde katledilen aydınlar, Tarsus’ta düzenlenen anma programıyla anıldı.
 
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) çağrısıyla ve birçok siyasi parti ve STK’nın desteğiyle program Yarenlik Alanı’nda gerçekleştirildi.
 
Burada konuşma yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Tarsus Şube Başkanı Cuma Erçe, şunları söyledi:

 
            Bundan tam 28 yıl önce Pir Sultan Abdal’ı anma etkinlikleri kapsamında Sivas’a giden 33 canımız gerici ve katil bir güruh tarafından yakılarak vahşice katledildiler. Bu katliam, devlet güçlerinin göz yummaları ve ötesinde yönlendirmeleriyle, son derece planlı ve organize bir çalışmanın sonucunda gerçekleştirildi. Katliamın öncesinde gerici ve şeriatçı örgütler haftalarca nefret ve düşmanlık içeren bildiriler dağıtıp “kıyam” çağrılarıyla Sivas’a gelecek olan aydınlarımızı ve canlarımızı hedef gösterdiler. Sivas Belediyesi tarafından katliamdan birkaç gün önce Madımak Otelinin etrafına, şehrin hiçbir yerinde çalışma olmamasına rağmen, kamyonlar dolusu parke taşları bırakıldı.
 
Dönemin Sivas belediye başkanı katliam sırasında bu güruha dönük "Bir defa şöyle bir fatiha okuyalım. Şunların ruhuna el fatiha diyelim" ve “Gazanız mübarek olsun” gibi provokatif ve kışkırtıcı söylemlerle ateşe benzin dökenlerden biri oldu. Katliamdan hemen önce Madımak Otelinin önünde bekleyen askerler ise bu katil güruha herhangi bir şekilde müdahalede etmeden, karanlık bir talimatla otelin önünden ayrılarak, otel içindeki canlarımızı zalimlerle baş başa bıraktılar. Bu şekilde katliamın önündeki son engel de aşılmış oldu.  Şehirde o gün binlerce kişiden oluşan bir güruh tekbirlerle ve katliam çağrılarıyla otelin önünde toplanırken, en ufak olaylarda bile yüzlerce polisle hemen müdahale eden emniyet güçleri hiç ortalıkta görünmediler. Göstermelik olarak gelen birkaç polis ise olayları seyretmekle yetindi. Hatta polislerden bazıları açıkça katliamcılarla birlikte hareket etmekten çekinmediler. Egemenlerin sesi yandaş basın yayın organları ise sistematik olarak katilleri aklayıp neredeyse katledilen canlarımızı suçlu gösteren aşağılık yayınlar yaptılar.
 
Katliamın yaşandığı gün devlet yetkilileri şeriatçı güruhun toplanmasını ve kalabalıklaşmasını saatlerce seyrettiler. Bu insanlık düşmanı katiller kan ve intikam sloganlarıyla katliam için harekete geçerlerken hiçbir devlet gücü onlara müdahale etmek için bir hamlede bulunmadı. Müdahale etmek bir yana bu katiller planlı bir şekilde teşvik edilip yönlendirildiler. Açıkça görüldüğü gibi Sivas Madımak Oteli Katliamı egemenlerin organize ettiği ve gerici katil güruhun tetikçiliğiyle hayata geçirdiği planlı bir katliamdı. Katliamdan sonra bu katliamda yer alan gerici katil güruh içinden sadece çok küçük bir grup hakkında dava açıldı. Haklarında dava açılan katillerin bir kısmı bulun(a)madı. Daha sonra bu katillerin bazılarının Sivas’tan hiç ayrılmadan yaşamlarına devam ettikleri, hatta resmi olarak haklarında arama kararları olmasına rağmen evlendikleri, askere gittikleri, işe girip çalıştıkları, ehliyet aldıkları anlaşıldı. Bir kısmı da arama kararlarına rağmen hiçbir engelle karşılaşmadan rahatça yurtdışına çıktılar. Daha sonrasında devlet tarafından bulun(a)mayan bu katiller zamanaşımı kararıyla ceza almaktan kurtuldular. Dönemin başbakanı olan AKP Genel Başkanı ise bu karar için “hayırlı olsun” dedi. Halen yurtdışında yaşayan katillerin iadesi için hiçbir çaba gösterilmedi. Tam tersine bu katillerin iade edilmemeleri için bilerek yanıltıcı ve yanlış bilgiler verildi. Sivas katillerinin avukatları AKP tarafından milletvekili, belediye başkanı, bakan ve hatta Anayasa Mahkemesi üyesi yapılarak ödüllendirildiler.
 
Bugün ise AKP iktidarı sadece Alevilere değil diğer tüm ilerici-demokrat-muhalif toplum kesimlerine karşı da baskı ve sindirme politikalarını aralıksız olarak sürdürmektedir. AKP Gezi direnişinden beri ülkeyi süreklileştirilmiş bir Olağanüstü Hal rejimiyle yönetmeye çalışmaktadır. Çünkü AKP iktidarı izlediği politikalarla ülkeyi uçurumun eşiğine getirmiştir. Bu yüzden artık rıza üreterek iktidarını sürdürme şansı kalmadığından dolayı ülkede ağır bir baskı rejimi kurmuştur. Bu süreçte çıkarılan KHK’larla yüzbinlerce insan haksız yere işinden atılmış, muhalif basın yayın organları kapatılmış, binlerce insan hukuksuz kararlarla tutuklanmış, insanların malına mülküne keyfi bir biçimde el konulmuştur.
 
Bu haksızlığa boyun eğmeyip direnen insanlar AKP iktidarının saldırgan politikalarının hedefi olmuşlardır.
AKP iktidarı Kürt sorununu bir demokratikleşme sorunu olarak değil, bir güvenlik sorunu olarak gören inkarcı, baskıcı ve tek tipçi bir anlayışla hareket etmeye devam etmektedir. Bu politikalar nedeniyle birçok insanımız hayatlarını kaybetti. Roboski’de sivil yurttaşlarımız uçaklardan atılan bombalarla acımasızca katledildiler. Savaşa karşı barışı savunan 103 canımızı Ankara Garı önünde gerçekleştirilen bombalı saldırıda yitirdik. Yine Suruç’ta barışı ve kardeşliği savunmak isteyen 33 sosyalist genç hunharca gerçekleştirilen bir bombalı saldırıda hayatlarını kaybettiler. Diyarbakır, Antep başta olmak üzere onlarca insanımız benzer şekillerde gerçekleştirilen bombalı saldırılarla katledildiler.
 
             AKP’nin kurduğu yeni düzen farklılıklara izin vermemektedir. Çoğulcu yapıyı yok etmeye çalışan tekçi bir anlayışla hareket edilmektedir. Bu çerçevede AKP iktidarı kendisinden olmayan herkesi düşman kabul etmekte ve terörle ilişkilendirmeye çalışmaktadır. Toplum üzerinde inşa edilen bu tekçi iktidar ilişkisine karşı güçlü bir demokrasi mücadelesi verilmesi kaçınılmazdır. AKP iktidarı halk desteğini hızla kaybetmektedir. Bu gerçeği gören AKP iktidarı daha da saldırganlaşmaktadır.
 
Belli bir yandaş kesimin zenginleştirilmesini esas alan rant ve talan politikalarından kaynaklı olarak büyüyen ekonomik kriz, işçi ve emekçiler başta olmak üzere geniş toplum kesimlerini her geçen gün daha da yoksullaştırmaktadır. İnsanlarımız yaşanan bu ekonomik krizin üstüne gelen  Covid-19 salgınıyla birlikte büyük bir yoksullukla yüz yüze kalmışlardır.
 
Yurttaşlarımıza yardım için kullanılması gereken kamu kaynakları bir avuç yandaşın çıkarı doğrultusunda kullanılmıştır. İktidarın etrafına kümelenen ve ülke kaynaklarını sömüren rant çetelerinin kendi içlerindeki kavgaları bütün dünyanın önünde ortalığa saçılmıştır. İktidarın mafya ve rant çeteleri ile olan ve devletin en üst kademelerine kadar ulaşan kirli ilişkilerin ifşa edilmesi ülkenin içine düştüğü karanlığı ve yozlaşmışlığı net bir şekilde göstermektedir.
            Devletin artık şeklen kalmış olan sınırlı laik niteliği bütünüyle ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Eğitimde akıl, bilim, eleştiri ve sorgulamanın yerine kör inançlara ve akıldışı dogmalara dayalı siyasal İslamcı, gerici bir anlayış getiriliyor. Çocuklarımız eğitimin çeşitli kademelerinde sürekli taciz ve tecavüzle anılan gerici vakıflara teslim ediliyor.
 
            Aleviler üzerindeki bin yıllık asimilasyon ve yok etme politikaları AKP iktidarı tarafından da hevesle devam ettirilmektedir. Cemevlerimiz tanınmıyor. Alevi köylerine zorla Cami yapılıyor. Cami olmayan köylerimize hizmet götürülmüyor. Alevi çocuklarına zorla din dersleri dayatılıyor. Dersim, Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi katliamlarının üzeri devlet tarafından örtülüyor. Kamuda ayrımcılığa uğruyoruz. Gençlerimiz Alevi kimliklerinden dolayı işe alınmıyorlar. Birçok insanımız baskı ve ayrımcılıktan dolayı toplumsal yaşamda Alevi kimliğini gizlemek zorunda kalıyor.
Akp nefret ve kin, ötekileştirici ve inkarcı söylemleri yaşamın her alanında sürdürmektedir. Bu gün çok daha net görüyoruz ki, o gün Madımak otelini kuşatan zihniyet, mafyalaşarak ülkeyi kuşatmış durumdadır. Bu nefret ve ötekileştirici söylemlerin bir sonucu olarak HDP İzmir il örgütüne yapılan saldırı sonucunda Deniz Poyraz katledilmiştir.
 
   Yine Akp iktidarı kadının özgürleşmesine karşı açık ve aleni bir tavır içindedir. Buna verilecek en somut ve belirgin örneklerden biri de,kamuoyunda  ''İstanbul sözleşmesi'' olarak bilinen "Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi" olan sözleşme'den çekilmiştir.Bu, zaten hayatın bir çok alanında  şiddete ve haksızlığa maruz kalan kadınların daha da savunmsız kalmaları anlamına geliyor.
 
Ama  biz Aleviler, biz Demokratlar,biz Laikler,biz Devrimciler, biz yurtseverler asla karanlığa teslim olmayacağız.
 
   2 Temmuz 1993 Sivas Madımak Katliamı özünde sadece Alevilere karşı değil; ezilen, ötekileştirilen, yok sayılan tüm toplumsal kesimlere karşı yapılan bir katliamdır. O yüzden ezilen, ötekileştirilen ve yok sayılan tüm canlarımızı karanlığa karşı aydınlığı, zulme karşı adaleti, zorbalığa karşı özgürlüğü savunmak için alanlara çağırıyoruz. Gelin hep birlikte 2 Temmuz’da tekçi anlayışa, faşizme, ırkçılığa, gericiliğe ve baskı politikalarına karşı laikliği, özgürlüğü, eşitliği, adaleti, barışı, demokrasiyi ve halkların kardeşliğini savunarak katliamda yitirdiğimiz canlarımızı analım. Gelin 2 Temmuz’da acılarımızı ortaklaştıralım. Gelin hep birlikte dayanışmayı ve mücadeleyi büyütelim.
    Sivas Madımak Katliamını Unutmadık Unutturmayacağız!
Sivas’ın Işığı Sönmeyecek!
Madımak Utanç Müzesi Olacak!”

 
Bu haber toplam 616 defa okunmuştur.
Etiketler:
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Tarsus Akdeniz ©1994 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
Oluşturma süresi(ms): -1