Mersin, Tarsus ve Bölgedeki gündem, ekonomi, son dakika, spor ve yaşam dünyasındaki önemli gelişmelerden anında haberdar olmak ister misiniz?

:

:

:

Burjuva demokrasisi mi yoksa “Proleterya’nın Demokrasisi mi? ...

Herşey toplum için, devlet içindir. Toplum ne denli kalkınmış ve varlıklı olursa, onu oluşturan bireylerde o denli refah ve huzur içinde olurlar. Yönetim sistemi genelde doğrudur. Ama doğru olmasına rağmen eksiklikleri de vardır.
Tarih: 17 Ekim 2012 Çarşamba 09:31
Burjuva demokrasisi mi yoksa “Proleterya’nın Demokrasisi mi? ...
Yazı Boyutu:
Metni küçült
Metni büyüt
Herşey toplum için, devlet içindir. Toplum ne denli kalkınmış ve varlıklı olursa, onu oluşturan bireylerde o denli refah ve huzur içinde olurlar. Yönetim sistemi genelde doğrudur. Ama doğru olmasına rağmen eksiklikleri de vardır.
      İnsanları ekonomik vakrlığından dolayı mutlu edemezsiniz. Ekonomik olarak mutlu etmenin yanında insanların sağlık, eğitim, kültür, konut, sosyal, güvenlik vb sorunları halletmenin yanında; başta düşünce özgürlüğü yaşam hakkı ve kişi dokunulmazlığı olmak üzere bütün hak ve özgürlüklerden yoksun olan ve kendisini korkusuz yaşama özgürlüğü içinde hissetmeyen insan, maddi bakımdan ne denli yüksek yaşam düzeyinde bulunursa bulunsun huzurlu ve mutlu olması düşünülebilir mi? Oysa devletin baş görevi tüm halkı huzurlu ve mutlu kılmaktır.
      Devlet tepeden inme bir varlık, halk ise onun icraatının sadece seyircisi değildir. Türkiye’de ilk ulusal devlet ve egemenlik ilkesini halkın kafasına yerleştiren büyük devlet adamı olan Mustafa Kemal Atatürk’tür.
      Ulusal kurtuluş savaşını halkla ve ona önderlik ederek kazanıştır. Atatürk ulusal kurtuluş savaşının kazanılmasından sonra ki bütün devlerimleri halkın içinde ve onunla birlikte yaptı.
      Atatürk Türk toplumunda birlik ve beraberliğin kurulup, toplumsal süreklilik kazanması için yalnız siyasal demokrasinin yeterli olmayacağını bunun ekonomik demokrasi ile bütünleşerek yürütülmesi gerektiğini görüp-türlü deneyimlerden sonra 1924 Anayasasına başta ulusçuluk olmak üzere diğer beş ilkenin yanında Devletçilik ilkesini koyduran da O’dur.
      Bu ilkenin konulması Türkiye’de “Sosyal Devlet” uygulamasının ve demokratik özgürlük içinde kalmasının başlangıcı olmuştur. Ondan sonra 1961 Anayasası’nın 2. Maddesi ile Türkiye Cumhuriyeti’nin insan haklarına dayalı (Saygılı) “Demokratik  ve sosyal bir hukuk devleti” ilkesi Türkiye’de artık vazgeçilmez Anayasal bir ilke olarak yerleşmiş bulunmaktadır.
      Ülkemizde hukuk devletinin uygulama alanında henüz yerleşmiş olmasının ve demokrasimizin her on yılda bir kesintiye uğramasının birinci nedeni olarak ekonomik adaletsizliği göstermiştik.
      Kesintilerin çok önemli bir nedeni de, aydınların ve halkın sosyal hukuk devleti ve bunun doğal sonucu olan insan hak ve özgürlükleri, yönetimin bağımsız yargı tarafından denetimi gibi kavramların gerekliliğini henüz tam anlamıyla kavramamış olmasıdır.
      Başta belirttiğim gibi ülkede halkın katılımı olmadan hiç bir sorun sürekli ve kalıcı bir çözüme bağlanamaz. Türk halkı demokrasiyi, bir siyasal partiye üye ve taraftar olmak, seçim zamanı sandık başına gidip o parti için oy kullanmak biçiminde görenmiştir.
      Demokrasinin yerleşmesi için hem yargısal hem sosyal adaletin sürekli olarak yerleşmesi, insan hak ve özgürlüklerinin güvence altında bulunması gerektiğini bilmemektedir. Hele içlerinde okumuş kişilerin bulunduğu bir kısım halk terör dönemlerinde başı sıkışıp huzursuzlaşınca “Bizim başımıza eli kırbaşlı bir yönetici lazım” deyivermektedir.
      Demokratik yoldan seçmiş olduğumuz yöneticilerin bağlı oldukları partiler el ele verip güçlü bir hükümet kurmalı ve terörün üstesinden gelmeli” diye düşünen pek azdır. Çünkü demokrasi eğitimi ve kültürümüz oldukza eksiktir.
      Halk yığınları, düşünce özgürlüğünü devlet karşısında insan hak ve özgürlüklerini güvence altında bulundurulması gerektiğini de öğrenmemiştir.
      Ne yazık ki; Türk basını bu yolda kendisine düşen eğitici görevi tam anlamıyla yerine getirmemektedir.
      Devlet radyo ve televizyon ise genellikle bağımsız olmayıp iktidar partisinin paralelinde yayın yapmaktadır. Ve ne yazık ki; iktidara gelen partilerin mensupları “Düşünce Özgürlüğü” kavramını sadece kendi düşüncesinin ve partisince benimsenen ilkelerin açıklanması özgürlüğü olarak anlamaktadır. Bu ise demokrasinin temel öğretilerinden biri olan, hoşgörü ortamının oluşmasını engellemkte, böylece partiler arası ilişkiler yumuşak ve esnek bir zemin üzerinde, her an kırılıp-kopmaya hazır, katı bir zemin üzerinde sürdürülmektedir.
                        -Devam Edecek-
Bu haber toplam 1273 defa okunmuştur.
Etiketler:
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Tarsus Akdeniz ©1994 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.
Oluşturma süresi(ms): -1