Mersin, Tarsus ve Bölgedeki gündem, ekonomi, son dakika, spor ve yaşam dünyasındaki önemli gelişmelerden anında haberdar olmak ister misiniz?

:

:

:

Herkes Bir Gün Yaşayacak: Üniversite Sonrası İş Hayatı Depresyonu

Sağlık-Eğitim
Tarih: 25 Temmuz 2017 Salı 17:09
Herkes Bir Gün Yaşayacak: Üniversite Sonrası İş Hayatı Depresyonu
Yazı Boyutu:
Metni küçült
Metni büyüt
PSİKOLOG Ayşenur Bulut, tarsusakdeniz.com için kaleme aldığı yazısında, üniversite sonrası iş hayatında yaşanan sıkıntıları ve insana etkilerini ele aldı.
 
Psikolog Ayşenur Bulut’un yazısı şöyle.
“Üniversite sırasında pek çok kişinin aklına gelmeyen depresyon halidir. Öğrencilerde bir özgüven olur genelde hele ki iyi bir üniversitede okuyorlarsa. Sanırlar ki okul biter bitmez herkes kendilerine kucak açacak bir anda bol maaş rahat bir iş sahibi olacaklar. Hatta öyle bir özgüven ki devlete burun kıvırıp,” bana ne  Kpss den ne uğraşıcam girerim özel sektöre çalışırım” derler.
 
Alınan hiçbir maaş üniversite zamanlarındaki sahip olunan yaşam kalitesini satın alamaz. O zamanlar özgürsünüzdür, aklınıza gelebilecek her türlü  saçmalığı  gerçekleştirebilecek güce sahipsinizdir.
 
Patronlara eğmek zorunda kaldığınız başı kimseye eğmek zorunda değilsinizdir, profesörlere bile. En önemlisi de yaratma, hayal etme dürtüleriniz henüz körelmemiştir.
 
Ancak mezun olunduktan çok kısa bir süre sonra bu durumun böyle olmadığı anlaşılır. İlk önce kimsenin kimseye kucak açmadığı ortaya çıkar, sonra merak etme seni bir yere yerleştiririz diye atıp tutan eş dosta ulaşamamaya başlarsın hatta merak etmeyin çocuklar çok rahat iş bulursunuz diyen üniversitedeki hocalarınız daha iki ay önce mezun olmuş olmanıza rağmen yanlarına gittiğinizde sizi tanımamazlıktan gelirler.
 
En sonunda kendinizi kötü bir firmada fotokopi çekerken bulursunuz. İşte bu son nokta tam olarak depresyona girmenizi ve uzun süre çıkamamanızı sağlar.
 
Depresyonun ana sebeplerinden biri de insanın üniversite bitimi sonrası ne yapacağını bilmez şaşkın ördek yavrusu misali ortalarda dolanmasından kaynaklanır... Zira üniversitede lay lay lom okuyup eğlenmiş, gelecek ve idealleri hakkında pek de fazla düşünmemiş olan genç birden üniversite bitince ne yapacağını bilmez bir şekilde oturur durur... Benim hayatımın amacı neydi, ne için okumuştum o kadar sene diye sorular sormaya başlar... Bir de o genç üniversiteyi yurtdışında okuyup gelmişse hele o zaman durum daha vahimdir. Zira genç bu sefer de Türkiye'ye alışmaya çalışır... Bir de bunun üzerine sabah 9 akşam bilmem kaça kadar tüm zamanını alan müstesna bir işte çalışmaya başlar ve aynı zamanda arkadaşlarının teker teker evlenmeye başladığını görürse o zaman iyice afallar… Amanın ben eski şeker çocuk/kız zamanlarıma kendi üniversite yaşamıma dönmek istiyorum... Kırlarda bayırlarda koşmak, gezmek tozmak, eğlenmek, hayatı lay lay lom yaşamak istiyorum der ama o zamanlar çoktan geçmiştir... Eski hayatına dönmek çabasıyla işi bırakıp ben kendimi akademik olarak daha da geliştireceğim master yapacağım iyi işler bulacağım ayağına bir 2 sene daha okur ama durum değişmez, giden yıllar geri gelmez... Lale devri dönemi sona ermiştir... Genç sonunda boynu bükük bunu kabullenir, önündekiyle yetinmeye bakar... Ya da hep geçmişte kalarak yaşar...
 
Üniversiteden mezun olunduğunda iş hayatına girdiğinizde kendi mesleğiniz dışındaki tüm şeylere ilgi ayıramaz hale gelirsiniz. Ne ailenizi ne arkadaşlarınızı görecek vaktiniz yoktur çünkü çalıştığınız şirkette o kadar çok baskı altındasınızdır ki kendinizi kanıtlamaya çalışırken çok yorulurusunuz. Bu hayat sizi gittikçe yalnızlaştırır. Sevgilinizle görüşemeyip bir şeyleri artık paylaşamadığınız için ayrılma noktasına gelirsiniz. En sevdiğiniz yazarları okuyamaz, en sevdiğiniz yönetmenleri izleyemezsiniz. Çalışırken hafta sonları hiç olmadığı kadar hızlı geçer. Yatakta kendinizi tüm gün boyunca dinlenirken bulursunuz. Sonra gelsin yine pazartesi sendromları.
           
Üniversite zamanlarında okuduğu bölümle pek bir alakası olmayan kişilerin hedefleri ise en iyi şirkete girip hayatlarının geri kalan kısmını rahat yaşamak isterler. Tabi işsizlik korkusuyla bütün bilinen kurumsal firmaların bütün giriş seviyesi pozisyonlarına başvurulur. Çok iyi bir şirkette merkez binada alanlarındaki dandik bir pozisyonda işe başlarlar o da şansları onlardan yanaysa. Sorun şudur ki bazılarının duygusal yapısı, bırakın en üst düzeyde çalışmayı, onların dışında gelişen etik olmayan aksiyonları bile kaldırmıyordur. Kıssadan hisse iş kişiye uygun değildir.
İlk önce dengeleri bozulur,  1-2 ay anti depresanlarla idare ederler. Sonra iş bile aramadan, krizin ortasında ağlayarak istifa ederler.
 
Olayı bir arkadaşımız şöyle anlatıyor;
Üniversite mezunu bir genç, iş hayatına başlamadan önce fal baktırmaya gitmiş. "on beş sene eziyet çekeceksin çocuğum," demiş falcı.
"ya sonra? ya sonra?" diye ümitlenmiş çocuk.
"sonra" demiş, "alışıyorsun."
 
Bu haber toplam 3288 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz yorum eklenmemiştir.
Tarsus Akdeniz ©1994 - Tüm Hakları Saklıdır, Kaynak Gösterilmeden İçerik kopyalanamaz.

Haberler

Mersin Haber

Tarsus Haber
Oluşturma süresi(ms): -1